Genel | Yoga Evim

Category Archives: Genel

Rahatlama meditasyonu

Rahatlama Meditasyonu

Aşağıda verdiğim, günlük yaşamda kullanabileceğiniz bu basit ve sade metot sizi çok rahatlatacak. Günlük karmaşadan kurtulabileceğiniz bir zaman aralığı yaratarak hemen işe başlayın…

Gevşemeye başlıyorsunuz!

Çalışmayı yapacağınız odayı önceden havalandırmayı sakın unutmayın! Rahat bir koltuğa oturun veya uzanın, nasıl daha rahat hissediyorsanız gevşemek için en iyi metot odur. Gözlerinizi kapatın, kendinizi tamamen gevşek ve rahat bırakın. Dikkatinizi dış dünyadan ayırıp iç varlığınıza yöneltin.

Gevşiyor ve rahatlıyorsunuz. Gevşetici bir zihin dalgası bütün benliğinizi kaplıyor. Bir yumuşama dalgası tüm bedeninizi sarıyor. Gevşeme bütün bedeninizde dalgalanıyor, giderek daha fazla gevşiyorsunuz.

Sakin rahat ve huzurlusunuz. Gevşemeyi daha iyi tanımak için önce kaslarınızı birkaç kez sıkın ve bırakın. Gerginken ne durumda olduğunuzu anlamak için Nidra gevşemesi adı verilen bu önce kasları sıkma metodu iyi bir öğreticidir ve gevşemenin önemini daha ön plana çıkarır. Güneşin altında mırıl mırıl uyuyan bir kedi gibi olmak ve tatlı tatlı gerinmek kime iyi gelmez ki…

Önce birkaç kez sadece burnunuzdan alıp vermek kaydı ile derin derin soluk alıp verin. Sonra soluğunuzu tutmayı deneyimleyin, soluğunuzu verin, verdikçe bedeninizdeki gevşemeyi daha fazla hissedin. Giderek gevşiyorsunuz. Büyük bir huzur sizi kaplıyor. Ayak parmaklarınızdan başlayıp başınıza doğru yayılan gevşeme dalgasını hissedin, şu anda olup bitenler sizi ilgilendirmiyor sadece kendinizi dinlendirmeyi ve yeni bir enerji depoladığınızı hissetmek istiyorsunuz.

Kontrollü nefesle zihninizi programlayarak hem enerjinizi yükseltebilir, hem de sağlığınızı dengeleyebilirsiniz.

Nefes çalışması için ayırdığınız 10 dakikalık zaman süresince cep telefonlarınızı kapalı tutmaya ve hiçbir şey tarafından rahatsız edilmemeye özen göstermenizde yarar var. Bir süre sonra gevşemeye ve nefes alış-verişi yapmaya alıştığınızda kalabalık yerlerde, hatta işyerinizde büyük bir rahatlıkla kendi kendinizi gevşetebilecek ve size çok zararı dokunabilecek o birkaç sözü söylemekten vazgeçebileceksiniz.

Artık bütün dikkatinizi aldığınız soluğa yöneltmeye hazırsınız!… Burnunuzdan derin ve yavaş nefes alırken havanın genzinizi yakmasına ve midenize yani diyaframa dolmasına izin verin.

Beş sayana kadar içinize çektiğiniz havayı beş sayana kadar tutun, beş sayana kadar verin ve beş sayana kadar nefessiz kalın. Sonra beş sayana kadar tekrar nefes alın. Bu işlemi arka arkaya beş kez tekrarlayın. Sonra normal alın ve ardından beş kez daha tekrarlayın.

Nefes alıp verme konusunda ustalaşırken bilinçaltınıza olumlu telkin cümleleri de verebilirsiniz. Bilinçaltımız bebek gibidir, gerçek kabul ettiğimiz günlük yaşamla, yaratıcı imgeleme yoluyla yarattığınız olumlu imajları asla ayırt edemez, ikisini de gerçek kabul edeceğinden; bu kısa ve net şekilde her gün ardı ardına tekrar edilen telkin cümlelerini bir süre sonra, bir bilgisayar gibi kayda geçmeye ve size sonuç vermeye başlayacaktır. İşinize yarayacak cümle veya cümleleri siz seçin:

Nefes alırken, “İçime sağlık akıyor” Nefes verirken “Olumsuzluk terk ediyor”
Nefes alırken “kendime güveniyorum” Nefes verirken “korku kayboluyor”
Nefes alırken “yaşam sevinciyle doluyorum” Nefes verirken “çöküntüden kurtuluyorum”
Nefes alırken “Güçlü ve cesurum” Nefes verirken “tüm zayıflığım kayboluyor”
Nefes alırken “Dikkatim Artıyor” Nefes verirken “kararsızlığım kayboluyor”
Nefes alırken “Evrensel bilgi ile birleşiyorum” Nefes verirken “endişelerim tamamen yok oluyor” “Kendimi tamamen güvende, rahat ve özgür hissediyorum” diyebilirsiniz.

Böylece nefes yoluyla havada serbest halde bulunan “Prana” ya da “Chi” adı verilen yaşam enerjisini bol bol içinize çekmiş, fizik bedenlerinizi canlandırmış olacaksınız.

Artık giderek daha fazla gevşiyor ve rahatlıyorsunuz. Büyük bir huzur sizi tamamen kaplıyor, nefes alışverişleriniz rahatladı. Sizi sıkan tüm düşünceler beyaz bulutlar gibi uçup gidiyor. Lütfen şu sözleri tekrar etmeyi unutmayın!

“Tamamen gevşemiş rahat ve sakin bir durumdayım. Kendime güveniyorum. Zihnim çok berrak, algılama yeteneğim her geçen gün artıyor, her geçen gün her bakımdan daha iyiye gidiyorum, hayata ve insanlara güveniyorum, hayatı ve insanları çok seviyorum.”

Şimdi sıra yaratıcı imgeleye oluşturmaya geldi. Eğer isterseniz bütün bu gevşemeler ve nefes alışverişler sizi daha da rahatlatacak ve arındıracak bir yaratıcı imgeleme ile son bulabilir. İçinizde bir sahne yaratın ve o imajı, o sahneyi izleyin… Olumlu etkilerini tüm ruhunuza sindirin ve yaşamınızı olumlu yönde değiştirin! Pozitif düşünce gücüyle temizlendiğinizi, arındığınızı, tüm yorgunluk ve bıkkınlıklarınızdan, isteksizliklerinizden kurtulduğunuzu hissetmeye çalışın.

Beyninizin yaratacağınız imge ile gerçeği asla birbirinden ayırt etmediğini ve tıpkı minik bir tatil yapmış gibi size dinlenmiş insan etkileri göndereceğini unutmayın! Çünkü bu çalışmadaki temel gerçeğiniz bu bilgi.

Aklınız her araya girip, “ne yani bir imge yarattın da tatile gitmiş kadar dinlenmiş oldun” diyerek araya girerse lütfen ona nazikçe yerini hatırlatın ve beyninizin bir bebeğe benzediğini bu yüzden tüm olumlu telkin ve hipnoz çalışmalarının doğru kişiler tarafından yapıldığında çok iyi sonuçlar verdiğini ona tekrar edin, anlamamakta direnirse siz de tekrarlarınızdan ve uygulamanızdan vazgeçmeyin…

Şimdi dilerseniz olumlu düşünce gücümüze müracaat edelim.

Öncelikle kendinizi çok sevdiğiniz bir yerde düşünün, burası bir orman olabilir, bir su kenarı olabilir, bir dağ yamacı olabilir ya da bir ada olabilir. Hangi imge sizinle uyum içindeyse onu düşünün ve kendinizi o imgenin içine yerleştirin. Bir süre nefes alıp dinlenin ve çevrenin güzelliğini içinize sindirin. Havayı daha derinden soluyun, tıpkı tatil günlerinizdeki huzur gibi rahatlık ve sevinç hissedin. Karşıda bir su var bu bir göl, şelale ya da deniz olabilir, suyun nevi değil berraklığı ve temizliği sizin için daha önemli.

Bu berrak ve temiz suya girin, tek tek tüm dip taşlarının göründüğü suda bir süre ya da istediğiniz kadar yüzün ve suyun tüm birikmiş tortularınızı ve negatiflikleri yıkadığını düşünün ama sadece düşünmeyin, tüm ruhunuzla bu güzel duyguyu hissetmeye çalışın. Bedeninizdeki tortular ve negatif birikintiler gitti, bu denizin suyu özel bir su sadece negatifleri temizlemiyor aynı zamanda onları dönüştürerek başkalarının da arınması için suyu her zaman temiz tutuyor.

Suyun hep saf ve berrak kalması için bu dönüştürme işlemini yapmayı da unutmayın çünkü kullanacağımız enerji ortak, kimsenin ortalık yere kendi birikintilerini atmaya hakkı yok.

Yeşil hareket evrende de var biliyorsunuz yani her zaman çevrecilik ruhunu canlı tutmakta yarar var diyoruz.

Diyoruz ki sevgili arkadaşlar, problemlere odaklanmak yerine içimizdeki evrensel gücün önce bizi iyileştirmesine izin verelim ve kendimize yardım etmek isteyelim ki, evren de bize yardım edebilsin. İçimizdeki lotusu açtırmak için yapacağımız her çaba öyle önemli ve kutsal ki…

Bu çiçeğe Uzakdoğu’nun bilgeleri “Cennetin çiçeği” derler ve oralarda kutsal sayılır. Bütün bitkiler önce çiçek açar ve sonra meyve verirler. Ama Lotus farklıdır; o aynı zamanda çiçek açar ve meyvesini de çiçek açtığı anda verir. Yani bugünü ve yarını aynı anda temsil eder. Tibet’in Lama’ları, Hindistan’ın Budistleri, Yogiler bunun için meditasyon sırasında bir Lotus çiçeği pozisyonundadırlar. Ya da lotusu mantra kabul ederler.

Bu tip çalışmalarda meditasyon yol göstericidir. Çeşitli meditasyon teknikleriyle içsel yolculuklarınızı başarıyla yapabilirsiniz. Meditasyonlarla birlikte ya da meditasyonlardan sonra yapılan pozitif yaratıcı imgeleme uygulamaları aynı zamanda; kişinin kendi gücünün farkına varmasına hayatını yeniden yaratabilme isteğinin oluşmasına ve bozuk giden olayları düzenleyebilme potansiyelini keşfetmesine neden olur.

İyi uygulamalar…

BANU DEĞER.
BHANU PRİYA.

Rahatlamak için nefes almak

Rahatlamak İçin Nefes Almak

Yeni başlayan örenciler sık sık doru şekilde nefes almanın hangi tekniği doğrudur? diye sorarlar. Ağıdzan mı almalıyım ,burundan mı vereyim yada burun ,burun mu ? vs vs vs diye sorular çoğalır.

Fakat ,bunun için tek bir cevap yoktur.Ama asıl olarak Tam Yogik nefes alma tekniği (San Purya Prnayama )genel çercevede uygulanır iken,derslerde değişen hareketlere göre değişik nefes teknikleri de kullanılır.İnsana güç verip yendiden canlandıran:Yoga; tabanda rahatlamaya ve bedensel zihinsel ve ruhsal gevşemeye odaklanarak kontrollü sakin bir kişilik yaratmayı hedefler.Yoga da dinginlii oluşaturan nefes teknikleri ;ki bu ağırlıklı olarak Kapalabathi ‘dir, sakin varlıklar oluşturmak üzerine odaklanır.

Lotüs pozisyonunda ya da dizlerinizin üzerinde oturarak nefes çalışmasını başlatabilirsiniz.nefes çalışmaları asla ayakta yapılmaz ,sebebi ise çok alınan oksijenden dolayı baş dönmeleri yaşanır ki bu da ayakta olunca yere düşmek ile sonuçlanabilir.

Rahatlamak İçin Nefes Almak
Yeni başlayan örenciler sık sık doru şekilde nefes almanın hangi tekniği doğrudur? diye sorarlar. Ağıdzan mı almalıyım ,burundan mı vereyim yada burun ,burun mu ? vs vs vs diye sorular çoğalır.

Fakat ,bunun için tek bir cevap yoktur.Ama asıl olarak Tam Yogik nefes alma tekniği (San Purya Prnayama )genel çercevede uygulanır iken,derslerde değişen hareketlere göre değişik nefes teknikleri de kullanılır.İnsana güç verip yendiden canlandıran:Yoga; tabanda rahatlamaya ve bedensel zihinsel ve ruhsal gevşemeye odaklanarak kontrollü sakin bir kişilik yaratmayı hedefler.Yoga da dinginlii oluşaturan nefes teknikleri ;ki bu ağırlıklı olarak Kapalabathi ‘dir, sakin varlıklar oluşturmak üzerine odaklanır.

Lotüs pozisyonunda ya da dizlerinizin üzerinde oturarak nefes çalışmasını başlatabilirsiniz.nefes çalışmaları asla ayakta yapılmaz ,sebebi ise çok alınan oksijenden dolayı baş dönmeleri yaşanır ki bu da ayakta olunca yere düşmek ile sonuçlanabilir.

Şimdi nefesle birlikte göbeğinizi de oyanatacaksınız.rahat oturun ve sakin durun ,bu aşamada diafram bizim nefes kullanmaktaki en önemli kasımızdır.Nefes aldığınızda bu kubbevari kas karnın içine çöker,karın kaslarının yerini deiştirerekhafifçe göbeğinizi şişrir.Nefes verdiğinizde ise daifaram kendini kalbimize doru çeker böylece göbeğinizde omurgaya doğru çekilir.

Çok stresli olduğunuz zaman kısa kısa nefes alır ve omuz ,boyun kaslarımızı kasarız.Nefese asla doyamayız gerginlikten.Dinlenirken ise üst gögüs kaslarımız yumuşaktır ve nefes aldıkça rahatlar.Bu olay aslında alt göğüs kafesinde meydana gelir.Bu nefes tekniğini geliştirmek için bilinçli olarak çenenizi ,boğazınızı,boynunuzu ve omuzlarınızı gevşetin.Ve nefes alıp verdikçe nefesinizin ciğerlerinizin en derin noktalarına kadar ulaştığını hissedin.

Sakin bir şekilde nefes almaya başlayın.Önce karnınızı şişirin daha sonra ciğerlerinizn üst kısmına da nefes almaya devam edin ,son noktada bütün diaframınız ve ciğerleriniz hava ile dolu olsun iyice doyun nefese ve uzun uzun nefes verin.Bana göre bir nefes verişinizin, alışınızın iki katı uzunluunda olması gerekir.Sanki okyanus dalgası gibi hissedin.

Bu okyanus dalgası gibi bilinçli alınıp verilen nefes tekniği içsel rahatlığı huzuru ve barışı derinleştirir.

Nefes verdikten sonra biraz bekleyin.Dikkat edin günlük hayatta da rahatlamak için yapılan bir nefeste bir derin ‘ohhhh’ çekeriz ve bekleriz .Bunu kullanın bu tekniklerden sonra.Bu şekilde kalmak içinizde derin etkilyeci duygular oluşturabilir.Tam yogik nefes tekniğine alıştıktan sınra ise nefes aldıktan sonar tutup bekleyebilirsiniz.Bu an Kumbakha dır.

Kumbakha ile ilgili detaylı bilgiyi www.yogaevim.com dan okuyabilirsiniz.Kumbakha yani nefes tutma anında da deşik duygular yaşmanız ve hissetmeniz doaldır ki bu duygular genellikle saf mutluluk ve huzur olacaktır.

Sağlıklı ve huzurlu nefesler dileğim ile,
Banu Değer.
Bhanu Priya.

Olumlu düşünmenin gücü

Olumlu Düşünmenin Gücü

KİTABIN ADI: OLUMLU DÜŞÜNMENİN GÜCÜ

KİTABIN YAZARI : Norman Vincent PEALE (Şahin CÜCELOĞLU)

YAYINEVİ VE ADRESİ

BASIM TARİHİ : MAYIS 1999

KİTABIN YAYIM MAKSADI : Kişisel gelişme ve bireysel mutluluğu sağlamaktırhttp://www.muhteva.com/images/smilies/nokta.gif
KİTABIN ÖZETİ :

OLUMLU DÜŞÜNMENİN GÜCÜ

KENDİNİZE GÜVENİN

Kendi gücünüze inanmadıkça başarılı ve mutlu olamazsınızhttp://www.muhteva.com/images/smilies/nokta.gif Gücünüze inanır ve kendinize güvenirseniz, daima başarılı olursunuzhttp://www.muhteva.com/images/smilies/nokta.gif Oysa aşağılık ve yetersizlik duygusu ümitlerinizin kırılmasına yol açar. Kendinize güven duygusu daha güçlü insan olmanızı sağlar. İnsan olumsuz düşünmeye başlamışsa kafasına devamlı olumsuz fikirler gelecek ve yaşamını zehir edecektir. Karşınızdaki güçlük ne kadar büyük olursa olsun, eğer cesaretle göğüsleyecek olursanız sizi ümitsizliğe düşürmez. Beyninizi inançla, kendinizi güven duygusu ile doldurun. Bunlar bütün şüphe ve güvensizlik duygularını kovacaktır.

Günümüzde çoğu insan güvensizlik içindedir. Bir üniversitede, psikoloji dersini alan altı yüz öğrenci ile yapılan bir araştırmada, en çok yakınılan kişisel sorunlar sorulmuştur. Öğrencilerin %70’ i en çok yakındıkları kişisel sorunlarının kendisine güven eksikliği olduğunu vurgulamışlardır. Bu oranın tüm toplum için de geçerli olduğu rahatlıkla söylenebilir.

Kendine güven duygusunu kazanmak için her şeyden önce başarısız olmayı asla düşünmeyin. Bu düşünceler aklınıza gelince hemen olumlu düşünceler üretmelisiniz. Karşılaştığınız güçlükleri inceleyerek onları en aza indirmeye çalışın.

Kendinize yaratanın sizinle olduğunu ve hiçbir güçlüğün sizi yenemeyeceğini hatırlatın.

Özellikle aşağılık duygusunu yenmede çok etkili olan bir sözü sık sık tekrar etmelisiniz;

“her zorluğun üstesinden gelebilirim.”

Kendine güvensiz ve yanlış hareketlerinizin nedenlerini anlamanızda, size yardımcı olacak bir uzmana mutlaka danışıp kendinizi tanıyın. Böylece bu yanlış duyguları tedavi etmek kolaylaşacaktır.

SAKİN KAFA GÜÇ DOĞURUR

İç huzuru duyarak kendinizle barışık yaşamak herhalde en güzel yaşam biçimidir.

Bu etapta verilecek en büyük uğraş, düşünme tarzını bu biçime dönüştürmek için verilen uğraştır.

İç huzura gerçekten kavuşmamış bir çok insanın, suçluluk duygusuyla kıvrandığını hepimiz biliyoruz.

Bu insanlar işledikleri günahlardan ve suçlardan dolayı kendilerini affetmez ve suçluluk duyarlar.

Bu suçluluk duygusu insanın her türlü faaliyetine etki eder.

Bununla birlikte sakinleşip huzura kavuşmak için uygulanacak bir takım yöntemler vardır.

Örneğin ;gün içerisinde zaman zaman barış dolu ve size huzur veren fikirleri aklınıza getirin

ve gözünüzde doğa ile ilgili manzaraları canlandırın. Bir başka yöntem ise; kendinize,

yüksek sesle zihninizi boşaltacak ve huzura kavuşturacak “sakinleş” sözcüğünü söylemelisiniz.

Özellikle konuşurken kullandığımız kelimeler ve ses tonumuz, sinirli gergin ve üzüntülü olmamıza neden olabilir. Eğer sakin bir ortamda yaşamak istiyorsanız, sakin bir şekilde konuşun ve çok sıkıldığınız anlarda şiirlerden bazı dizeler okumak suretiyle rahatlamaya, huzura kavuşmaya çalışın.

SÜREKLİ ENERJİK OLMAK

Hepimiz düşündüğümüz gibiyiz. Nitekim güçlü olacağımızı düşünürsek güçlü, sağlıklı olmayı düşünürsek sağlıklı oluruz. Beynimiz vücut mekanizmamıza, sinir sistemimize olma mesajı göndererek bu yönde hareket etmelerini sağlar ve sonuçta düştüğümüzü görürüz.

Manevi yaşamımızın burada çok büyük rolü vardır. Biz başarma azim ve inancında olursak, beynimizde kuvvet ve enerji veren bir takım fikirler oluşacaktır. Böylece günlük yaşamdaki bir takım zorluklar karşısında daha enerjik ve güçlü davranabiliriz.

Bir çok insan çabuk yorulur ve hatta hasta olur. Oysa yorulmamak için izlenmesi gereken en gerçekçi yol, kendini toplumdan soyutlamamak ve toplumsal olaylarla ilgilenmektir.

Yani, bir inancımızın olması ve bu inancımız uğruna uğraşmaktır.

DUANIN GÜCÜNÜ DENEYİN

Dua, büyük bir enerji kaynağıdır. Nasıl çeşitli teknik ve yöntemler kullanarak; örneğin, atom enerjisi ortaya çıkarabiliyorsak, dua ederek de ruhsal enerjiyi ortaya çıkarabiliriz.

Bu enerjinin olumlu etkileri hemen her zaman görülmektedir.

İnsanlar duanın kişisel yetenekleri geliştirdiğini anladıkları için daha çok dua ederler.

Dua onların içindeki gücü ortaya çıkararak kendilerine daha güvenli bir insan olmalarını sağlar.

Dua doğru hareket etmek için insana yol gösterir.

Bilinçaltınızdaki derinliklere iner ve oradaki saklı olan gücü ortaya çıkarır.

Bu gücü ortaya çıkaracak yöntemler ise;

a. Sorunlarınızı anlatın,

b. Çözüm yolarını gözünüzde canlandırın,

c. Büyük bir istek ve gayretle bu sorunları çözmeye çalışın, çoğu kez sorunların üstesinden gelmeyi başardığınızı göreceksiniz

MUTLULUĞUNUZU KENDİNİZ YARATIN

Abraham Lincoln, “Bir insan mutlu olmayı isterse mutlu olur”der.

Eğer mutsuz olmayı isterseniz, tabii ki mutsuz olursunuz. Bu tamamen size bağlıdır.

İkisine de ulaşmak çok kolaydır. Kendinize sürekli olarak “hiçbir şey iyi gitmiyor, hiçbir şey beni memnun etmiyor.” deyip durursanız, kolayca mutsuz bir insan olup çıkarsınız.

Fakat kendinize “Her şey iyi gidiyor, yaşamak çok güzel, ben mutluluğu seçtim” derseniz kesinlikle mutlu bir insan olursunuz.

Bir insanın mutlu olup olmaması onun kültüründen gelen alışkanlıklarına çok bağlıdır.

İç içe yaşadığı kültür ona mutlu olma huyunu kazandırmışsa o insanın mutlu olması gerçekten çok kolaydır.

Günlük olaylara hep iyimser gözle bakar ve her zaman mutlu olunacak bir taraf görür. Fakat içinde yaşadığımız kültürde mutlu olma alışkanlığı yoksa bile biz mutlu olma alışkanlığını kendimiz yaratabiliriz. Hepimizin mutluluğu yaratma gücü vardır.

Aslında bu ilkelerin en basiti insanları sevmektir. Eğer sabah kalktığımızda kafanıza yerleştirdiğiniz mutluluk düşüncelerini uygularken bunu sevinçle ve insanların iyiliğini düşünerek uygulamayı başarırsanız, kesinlikle mutlu olursunuz.

Bu mutluluk ilkelerini uygulayıp onlardan iyi sonuç alabilmek için bu ilkelere inanmamız ve zihnen desteklememiz gerekmektedir. Mutluluk veren bu ilkeleri acemice ve beceriksiz bir şekilde uygulamaya koysanız bile, yine de şimdiye kadar tatmadığınız ölçüde büyük bir mutluluk duyacağınız muhakkaktır. Bu mutluluk kalıcı olacak ve yaşadığınız sürece sizi terk etmeyecektir.

GERGİN VE TEDİRGİN OLMAYIN

Bir çok insan gerginlik ve tedirginlik nedeniyle sahip olduğu gücü ve enerjiyi boşa harcar ve böylece gereksiz yere yaşamını güçleştirir. Gergin olmak, kaynamak, patlamak, alt üst olmak hırsından kudurmak anlamına gelir.
Tedirgin olmakta bunun kadar yıkıcı bir ruh halini anlatır. Daha etkili bir yaşam için gerekli olan gücü elde etmek istiyorsanız, gergin ve tedirgin olmaya bir son vermeniz gerekir.Günümüzde yaşam tempomuz çok hızlı olduğu için, bu durum bizi gergin ve tedirgin yapmaktadır.Rahatlığı sağlamamız için yapmamız gereken ilk şey, yaşam tempomuzu yavaşlatmaktır.Bu hızlı yaşam temposu bir çok insanın bedensel sağlığını bozmakta, fakat bundan daha acısı, beyin ve ruh sağlığını da etkileyip onarılamayacak yaralar açmaktadır. İnsanlar tempolarını tabiat şartlarına, beden ve ruh yapılarına ve doğanın temposuna uydurmalıdırlar. Gerginliği ve tedirginliği bırakıp, yavaş tempo ile çalışırsak,huzura ve mutluluğa kavuşuruz. Bu hususu destekleyen “yavaş giden çok yol alır” ata sözünü hiçbir zaman aklımızdan çıkarmamalıyız.

Gerginlik ve tedirginlikten kurtulmak için aşağıda belirtilen altı adımın uygulanması gerekir:

a. Rahat ve gevşemiş bir vaziyette sandalyeye oturun ve vücudunuzun her parçasını gevşetin.

b. Bilincinizi fırtınalı bir deniz gibi görün fakat dalgalar gittikçe azalsın.

c. İki veya üç dakika gözünüzün önüne güzel bir manzara getirin. Bu manzara doğadan çekilmiş rahatlatıcı bir fotoğraf gibi gözünüzün önünde olmalıdır.

d. Sakinlik, huzur ve güven verici kelimeleri veya cümleleri yavaş yavaş ve sakin bir tonla tekrarlayın.

e. Üzüntülü ve endişeli olduğunuz anlarda görülmeyen fakat ümit dağıtıcı bir elin size yardımcı olacağını ve sizi yolda bırakmayacağını düşünün. Ve her zaman onun sizin yanınızda olduğuna inanın.

f. Kafanızın sakinleşip huzura kavuşmasını sağlamak için şu sözleri yenileyin; “kafamın sükunete kavuşmasını, kafamın hala sakin ve huzurlu olmasını her zaman ve her yerde sağlamalıyım.”

Burada anlatılan teknikleri uyguladıkça ve yaşadıkça, gerginlik ve tedirginliğinizin, dolayısıyla mutsuzluğunuzun, gittikçe azalarak yerini içinizdeki gerçek gücün kapladığını göreceksiniz. Bu güç her türlü zorluğu yenmenizde en büyük yardımcınız olacaktır.

EN İYİYİ BEKLERSENİZ ONA ULAŞIRSINIZ

En kötüsü yerine en iyisinin olacağını beklerseniz, her şey daha iyiye gitmeye başlar.Bir şeyin iyi olacağı konusunda içinizde duyduğunuz şüphe, ortadan kalkmış olur.Zaten içinizdeki yaratıcı gücün ortaya çıkmasını engelleyen en büyük unsurlar da bu şüphelerdir.Böylece içinizdeki yaratıcı güç ortaya çıkar ve bu gücü, ulaşmak istediğiniz hedefe yoğunlaştırırsınız.Kendinizi tamamen elde etmek istediğiniz şeye verebilirsiniz.Eğer insan, kendini bir şeye tam olarak verir onun üzerinde yoğunlaşırsa, karşısına çıkan bütün engelleri aşar.

En iyi şeyin olmasını beklemenin anlamı, beklediğiniz şeyin elde edilmesine bütün kalbimiz ve içtenliğimizle kendimizi adamaktır. Başarılı olmak için yaptığınız şeye yürekten inanmalısınız, başka bir deyişle başarılı olmayı bütün benliğinizle istemelisiniz. Ne yazık ki bir çok insan bu konuda başarısızdır. İçimizden çok azı işini yüreği ile yapar.

İnsanların ne istediklerini iyi bilmeleri gerekir. Bu isteğinin iyi bir istek olup olmadığını, insanlara zarar verip vermediğini inceleyin ve daha sonra amacınıza uygun yapılması gereken değişiklikleri gerçekleştirin. İstediğiniz şeyleri gerçekleştirmek için gereken özellikleri kazanmaya gayret gösterin.

Gerçekten de bir insan kendisine güvenir ve olumlu düşünürse; içindeki güç ortaya çıkar ve onu istediği başarıya götürür. Bunun için her zaman en iyiyi bekleyin ve hiçbir zaman en kötüyü düşünmeyin. Hatta aklınıza bile getirmeyin. Aklınıza gelmişse hemen kafanızdan çıkartıp atın. Böyle yaparsanız en iyiyi düşünmeye başlar ve ona ulaşmak için gerekli şartları hazırlarsınız. Bu egzersizler sayesinde gücünüzü en iyiyi istemeye yoğunlaştırır ve böylece en iyiyi elde edersiniz.

BEN YENİLGİYE İNANMAM

Bir engelle karşılaştığınız zaman, şikayette bulunup ağlayıp sızlanmak yerine, onu cesurca göğüsleyin. Yaşam yolunda yenilgiye uğramış bir şekilde, elleriniz ve dizleriniz üzerinde sürünerek ilerlemeyin. Önünüze çıkan engelleri göğüsleyin ve onları ortadan kaldırmaya çalışın. Cesaretle davranınca bu engellerin sandığınızdan daha zayıf olduğunu göreceksiniz.

Yenemeyeceğiniz hiçbir güçlük yoktur. Bilinçaltınıza sürekli olumlu mesajlar göndererek onun olumlu bir tutum takınmasını sağlayın. Unutmayın ki, sizin engel saydığınız bir çok şey, aslında bilinçaltınızın olumsuz tutum takınmasından dolayı size engel olarak görünmektedir. Bilinçaltınızı olumlu tutumlarla doldurur ve olumlu tutum almasını sağlayabilirseniz, daha önce engel saydığımız bir çok şey artık engel olmaktan çıkacaktır.

Kendinize sürekli olarak “ben her türlü engeli aşabilirim, çıkabilecek her türlü güçlüğü yenebilirim” diyerek telkinde bulunursanız ve önceden bu inancı kabul etmişseniz, o zaman güçlükler karşısında bir set gibi durursunuz.

Herkesin olduğu gibi sizin de halletmeniz gereken güçlükler vardır. Bunlar hayali değil gerçek güçlüklerdir.

Fakat, aşılması görüldüğü kadar zor değildir. Burada asıl önemli olan sizin onları algılama biçiminizdir.

Eğer bütün kalbinizle bu engelleri ortadan kaldırabileceğinize inanıyorsanız, bu gücü kendinizde bulur ve yok edersiniz. Bu güçle yapmanız gereken her şeyi rahatlıkla ortadan kaldırabileceğinize inanırsınız.

Bu güçle yapmanız gereken her şeyi rahatlıkla uygulayabileceğinize inanın.

ÜZÜLME ALIŞKANLIĞINI NASIL BIRAKABİLİRİM
Üzüntü zihnimizi kaplayan yıkıcı bir duygudur.İçimize bir defa yerleşti mi bütün zihnimiz artık onla meşgul olur. Üzülme, çağımızın en büyük hastalıklarındandır.

Üzüntü alışkanlığından kurtulmak için atacağınız ilk adım, “ben bu alışkanlıktan kurtulabilirim, bu alışkanlığı yenebilirim” diyebilme inancına sahip olmaktır.

Bir şeyi yapabileceğinize inanırsanız o şeyi gerçekten yapabilmenizi engelleyen şeyleri bir şekilde aşarsınız. Üzüntüden kurtulmak için aşağıdaki yedi maddeyi kullanmak yararlı olacaktır;

1. Kendi kendinize “üzülmek çok kötü bir alışkanlıktır” deyin.

2. Olumsuz saydığınız her şeyin olumlu yönlerini düşünün ve konuşmalarınızda bunları belirtin.

3. Olumsuz hiçbir konuşmaya katılmayın ve bütün konuşmalara olumlu bir hava vermeye çalışın.

4. Kendinize iyimserlik aşılayan kitaplar okuyun.Bunları defalarca okuyup bilinçaltına yerleştirin. Sonra bilinçaltınız bunları size geri gönderip karamsar ve üzüntülü olmaktan kurtaracaktır

5. Umut dolu, ileriye neşe ve ümitle bakan insanlarla dostluk kurun. Bu atmosfer sizi neşe dolu ve ümitli bir insan yapacak, karamsarlığa düşmenizi engelleyecektir.

6. Üzülme alışkanlığına yakalanmış insanlara yardım edin. Böylece, sizin üzülme alışkanlığınız da azalacak zamanla kaybolacaktır.

7. Her gün yaşamınızda Yaratanın sizinle beraber olduğunu ve size yardım edeceğine inanın

KİŞİSEL SORUNLARI ÇÖZME GÜCÜ
Sorunları çözmede uygulanabilecek basit yöntemlerden birisi de; manevi yaşamda Yaratanla konuşmak, ondan yardım dilemektir.
Bizimle birlikte hissettiğimiz eşimiz, iş ortağımız ya da en yakın arkadaşımız da bize bu konuda yardımcı olurlar. Sorunlarımızı onlarla konuşmak kişisel sorunları çözmede atılmış ilk ve en önemli adımlardan biridir.

Sorunları çözmede şu hususlara dikkat edin:

a. Her sorunun muhakkak bir çözümü olduğuna inanın.

b. Sakin bir insan olun.

c. Zihninizi serbest bırakın, baskı altında tutmazsanız en iyi çözümü bulursunuz.

d. Bütün faktörlere OBJEKTİF VE TARAFSIZ BİR ŞEKİLDE BAKIN, DUYGUSAL OLMAYIN.

e. Sorunlarla ilgili faktörleri bir kağıda yazın. Bu yöntem sizin duru bir şekilde düşünmenizi sağlar.

f. Sezgilerinize inanın.

SAĞLIĞINIZI KAZANMA FORMÜLÜ

Yapılan araştırmalara göre, insanların yüzde ellisi ile yetmişi arasındaki bir bölümünün kafasındaki olumsuz düşüncenin bedenleri ve duygularına yaptığı zararlardan dolayı hasta oldukları tespit edilmiştir.

Kendinize, sağlığınıza zarar verecek kötü duygulardan hangilerinin sizde olup olmadığını sorun ve bu duruma bir an önce son verin.

Kötü duygular, bu duyguları beslediğiniz kişilere hiçbir zaman zarar vermez. TERSİNE YALNIZCA VE YALNIZCA SİZE ZARAR VERİRLER.

Duygusal hastalıklar enerjinizi tüketir, verimliliğinizi azaltır ve fiziksel sağlığınızı bozar. Böylece mutluluğunuzu engeller.

Günümüzde, düşüncenin sağlık üzerine olan etkilerini herkes biliyor. Artık bir insanın nefret duygusu yüzünden kendini hasta edebileceğinin farkındayız. Bir insan suçluluk duygusu nedeniyle bir çok psikolojik rahatsızlığa yakalanabilir.

Fakat insanlar düşüncelerini olumlu yönde değiştirdiklerinde sağlıklarının düzelebileceğini biliyorlar.

Öfke kıskançlık, nefret ve gücenme duyguları, insan sağlığı üzerinde çok olumsuz etkiler yapmaktadır.

Bu duyguların panzehiri ise, zihnimizi iyi düşünceler, bağışlayıcılık sevgi ve ağırbaşlılıkla doldurmaktır.

Böyle kötü duygular belirdiğinde, aşağıda belirtilen tavsiyeler uygulanırsa insanların kendilerini daha iyi hissettikleri görülecektir.

a. Öfkenin bir heyecan olduğunu unutmayın.

b. Kendi kendinize yüksek sesle “budala olma, bu davranış beni hiçbir yere götürmez, kızmanın faydası yok” deyin.

c. Sizi kızdıran şeyleri zihninizden atın. Güvendiğiniz bir kimseye gidin ve ona anlatın, sonra da unutun.

d. Kızgınlığınızın ortadan kalkması için sizi kızdıran adamı affedin.
YENİ DÜŞÜNCELER SİZİ DEĞİŞTİREBİLİR
Düşündüğünüz sürece varsınız. Kafanızdaki bütün eskimiş, yorulmuş ve kullanılmayan düşünceleri atın.

Onun yerine kafanızı, taze fikir sevgi ve iyilikle doldurun. Böyle yaparsanız gerçekten hayatınızı da değiştirirsiniz.

Eğer olumsuz şeyler düşünürseniz, olumsuz sonuçlar elde edersiniz.Buna karşılık olumlu şeyler düşünürseniz, olumlu sonuçlara ulaşırsınız. Bu çok önemli ve evrensel bir kuraldır.

Başarıya ulaşıp mutlu olmak için uygulanması gereken önemli kuralı üç kelimeyle özetleyebiliriz:

“ İnanırsan başarıya ulaşırsın”.

Eğer bir şeyi çok isterseniz ve kafanızda canlandırıp devamlı canlı tutarsanız ve onun gerçekleşmesi için canla başla çalışırsanız, istediğiniz şeye muhakkak ulaşırsınız. Dimağınızın derinliklerine bir bakarsanız orada ne muhteşem düşüncelerin sizi beklemekte olduğunu göreceksiniz. Durumunuz ne olursa olsun o muhteşem düşünceleri gerçekleştirebilirsiniz.

Bunun için yapacağınız şey zihninizi sakinleştirmektir.

Böylece dimağınızın derinliklerinde bulunan esin perisi ortaya çıkar.

Daha iyi ve başarılı bir yaşamın sırrı, zihninizden eskimiş, bayatlamış ve ölmüş fikirleri atıp, yerine yaratıcı ve olumlu fikirleri koymaktır. Bu yeni fikirler, yaşamınızı tümüyle değiştirecektir.

GÜÇ KAZANMAK İÇİN GEVŞEYİN

Bir klinikte özellikle ülserli hastalar üzerinde yapılan bir araştırma, ülserli hastaların yarısının fiziksel bir rahatsızlıktan değil, aşırı üzüntüden, koyu bir nefretten ve yoğun bir suçluluk duygusu veya gerginlikten dolayı ülsere yakalandıkları nı göstermiştir.

Yorulup gerginleşmeden, gerçekten verimli şekilde çalışmanın sırrı, zihninizi stresten koruyup, sakin tutmak, huzurlu ve olumlu şeyler düşünmektir. Temponuz çok hızlı olmamalı, sakin ve yavaş bir tempo ile, enerjinizi tüketmeden düzenli bir şekilde çalışmalısınız.

Sakinlik ve gevşeme gücün doğrudan size geçmesi sonucunu doğurur. Evrende devamlı bir güç akımı vardır. Bu güç zamanla olumlu düşünce taşıyan insanlara geçer. Olumlu düşünce özelliğini kaybeden insandan tekrar evrene döner.

İnsan bu gücü devamlı üzerinde toplamalı, bunu yapabilmesi için de devamlı olumlu düşünceye sahip olması gerekir.

Kendimizi sakinleştirip gevşetmek için uygulanması gereken kurallar şunlardır;

1. İşleri çok hızlı yapacağım diye tedirgin olup strese girmeyin.

2. İşinizi sevin, işinizi severseniz çalışmak sizin için bir eziyet değil, zevk haline gelir.

3. Yapacağınız işleri önceden planlayın ve uygulayın, yaptığınız planın dışına çıkmayın.

4. Bütün işleri aynı anda yapmaya kalkmayın. Bu yalnızca zaman kaybına neden olur.

5. Düşünce tarzınızı değiştirin. Bir işin kolay olduğunu düşünürseniz, o işi gerçekten kolayca yapabilir ve artık zor gelmediğini görürsünüz.

6. İşinizi iyi öğrenin ve ustalaşın. Bilgi güç demektir. Bir işi ne kadar iyi bilirseniz, onu o kadar iyi ve kolay yapabilirsiniz.

7. Gevşeme egzersizleri yapın, böylece hiçbir zaman gergin olmazsınız.

8. Bugünün işini yarına bırakmayın. Daima zamanında yapın.

KENDİNİZİ NASIL SEVDİRİRSİNİZ
Şu gerçeği kabul etmeliyiz ki sevilmeyi hepimiz isteriz.Bazıları, “insanların beni sevip sevmediği umurumda değil” der. Fakat bunu söyleyen gerçeği söylemiyordur. Bazı insanlara kanımız ısınmaz, onları sevmeyiz ama nedenlerini de bilmeyiz. Herkes tarafından sevilmek kolay bir iş değildir. Başka insanlar tarafından aranmayan ve istenmeyen bir insan haline gelmek, insana çok kötü bir duygu verir, insanı yıkar ve mahveder.

Şimdiye kadar insanlarla ilişkileriniz iyi olmamışsa, artık huyunuzu değiştiremeyeceğinizi , bundan sonra insanlarla iyi ilişkiler kuramayacağınızı düşünmeyin. İsterseniz kendinizi değiştirebilirsiniz, fakat cesur adımlar atmanız ve bunları sabırla uygulamanız gerekir. Eğer bu gayreti gösterirseniz, değişebilir ve herkesin değer verdiği, herkes tarafından sevilen bir insan olursunuz.
Sizin insanları sevmeniz eninde sonunda onların da sizi sevmesini sağlayacaktır. Bir insana değer verir ve onun kendisini daha iyi hissetmesini sağlarsanız, o insan da sizi sevecek ve size karşı minnet duyacaktır. Bu davranışı mümkün olduğu kadar çok insana yapın. Bunu yaparken sırf sizi sevmeleri için yapmayın. İçtenlikle sevdiğiniz için yapın bencilliğe düşmeyin.
Böyle davranırsanız arkadaşsız kalmazsınız. İnsanlar sizin hakkınızda daima olumlu düşünür. İnsanlara değer verip onlara sevgi gösterdiğiniz taktirde, aynı duygular diğerleri tarafından, size karşı hissedilecektir. İnsanların sizi sevmeleri için uymanız gereken kurallar, çok zor ve güçlükle takip edilebilen kurallardır;

1. İsimleri hatırlamayı öğrenin. Eğer insanlara ismiyle hitap ederseniz, onlara değer verdiğinizi düşünürler.

2. Rahat bir insan olun, insanlar sizin yanınızda kendilerini gergin hissetmesinler, devamlı sakin ve tutarlı davranın.

3. Stres ve güçlükler karşısında hemen sakinleşip gevşeyen bir insan olmaya çalışın.

4. Kendinizi beğenmiş ve üstün gören bir insan olmayın.

5. İnsanlar size bir şey anlatınca, onu can kulağı ile dinleyin, anlattığı konu ile ilgilenin.

6. Farkında olmadan edindiğiniz, insan ilişkilerine zarar veren kötü alışkanlıklarınızdan kurtulun.

7. İnsanları sevmek için gayret gösterin ve gerçekten, içtenlikle, çıkar gözetmeksizin sevmeye çalışın.

8. Bir insanın başarısını görünce onu kutlamayı unutmayın. Onu kıskanmayın.

9. İnsanları yüceltmekten, kendilerini değerli ve daha iyi hissetmelerinden mutluluk duyun.

KALP AĞRISINA REÇETE
Kalp ağrınızın nedeni ne olursa olsun, yapılacak ilk iş gergin ve stresli ortamdan kurtulmak olmalıdır.

Ne kadar güç olursa olsun, bunu muhakkak başarın ve stressiz ve gergin olmayan bir hayat yaşamaya başlayın.

Eski yaşam tarzınızı değiştirin, yürüyüş yapın, ata binin, tenis oynayın, damarlarınızdaki kanın daha iyi akmasını sağlayın.

Kalp ağrısından kurtulmanın en güzel, mükemmel ve doğru yolu; içinizdeki keder ve üzüntünün çıkıp gitmesine müsaade etmek ve ondan kurtulmaktır.

Kalp ağrısını giderecek temel ilaçlardan birisi, kendine inanmak ve güvenmektir.
Bazen acılar o kadar büyük olur ki, insanların dayanamayacağı bir hal alır.

Bu durumlarda kendimize güveni hiç aklımızdan çıkarmadan, bu acıları hiç yokmuş gibi saymalıyız.

Kalp ağrısına iyi gelecek ilaçlardan birisi, yaşam, ölüm,ve sonsuzluk hakkında bir felsefe oluşturmaktır.

Bu felsefe kişinin kendi inancı ile ilgili ve ona paraleldir. Kendi inanç yapısına göre bu faktörleri birleştirmelidir.

YÜCE GÜCE YAKLAŞMANIN YOLU
Yüce güç, insanoğlunun bilmesi gereken muazzam bir gerçektir.

Bu gücün yardımı ile, bir çok insanın hayatının değiştiğini, daha başarılı ve mutlu yaşadığını gördüm.

Bu güç geçici bir güç değil, kesinlikle kalıcı bir güçtür.

Kendinizi yüce güce açmasını bilirseniz, içinize bir ırmak gibi akar.

Bu öyle bir güçtür ki sizdeki korku, nefret, hastalık, zayıflık ve moral çöküntülerini dışarı atıp, içinizi sağlık, mutluluk ve iyilikle doldurur.

İnsan kendinde bulunmayan gücü yüce güçten sağlayabilir.

İnsan doğası da bazı evrensel kanunlara uymak zorundadır.

Fakat bu kanunlar diğerlerine göre daha karmaşıktır.

İnsanla uğraşmak daha büyük maharet ister.

Onun için bir insanın ruhsal problemini çözmek, bir makine tamir etmeye benzemez, çok daha zordur ama yapılabilir.
Not : Kitap özetlerindeki fikirler yazarların özel fikirlerini yansıtmaktadır.

Secret sır nedir ?

Secret – Sır Nedir ?

Herkesin sıklıkla sözünü ettiği “The Secret-Sır” filminden önemli alıntılar:

1. Hepimiz tek bir sınırsız güç ile çalışırız.

2. Sır, Çekim Yasasıdır.

3. Zihninizden ne geçiriyorsanız, onu çekersiniz.

4. Bizler mıknatıs gibiyiz – benzer benzeri çeker. Düşündüğünüz şey olursunuz VE düşündüğünüzü çekersiniz.

5. Her düşüncenin bir frekansı vardır. Düşünceler manyetik enerji gönderirler.

6. İnsanlar arzu etmedikleri şeyleri düşünürler ve arzu etmedikleri şeylerin daha çoğunu çekerler.

7. Düşünce = yaratım. Eğer bu düşünceler güçlü duygulara bağlı ise, o duygu yaratımı hızlandırır.

8. Baskın olan düşüncelerinizi çekersiniz.

9. Her zaman hastalıktan söz edenler hasta olurlar, her zaman bolluktan söz edenler bolluk içinde olurlar, vs..

10. Bu “istekli” düşünmek değildir.

11. İçine zihnin girmediği bir evrene sahip olamazsınız.

12. Düşüncelerinizi dikkatle seçin; siz yaşamınızın şaheseri, başyapıtısınız.

13. Düşüncelerin realiteye anında tezahür etmemesi Okeydir (eğer bir filin resmini görseydik ve fil anında ortaya çıksaydı, bu çok erken olurdu)

14. Yaşamınızda kendinize çektiğiniz HERŞEY bu gerçeğin doğru olduğunu kabul eder.

15. Düşünceleriniz, hislerinize neden olur.

16. Duygularımızın arkasındaki tüm “nedenleri” karmakarışık etmeye gereksinimimiz yok. İki kategori var, iyi hisler ve kötü hisler.

17. İyi hisler getiren düşünceler doğru yolda olduğunuz anlamına gelir. Kötü hisler getiren düşünceler doğru yolda olmadığınız anlamına gelir.

18. Düşündüğünüz şey her ne olursa olsun, gerçekleşme sürecinde olanın mükemmel bir yansımasıdır.

19. HİSSETTİĞİNİZ şeyi tam olarak elde edersiniz.

20. Mutlu hisler daha çok mutlu durumları çeker.

21. Arzu ettiğiniz şeyi hissetmekle (orda olmasa bile) başlayabilirsiniz. Evren şarkınızın doğasına karşılık verecektir.

22. Düşünce ve hislerinizde neye odaklanırsanız, deneyiminize onu çekersiniz.

23. Düşündüğünüz ve hissettiğiniz şey ve tezahür eden şey DAİMA birbirine uyar. İstisna yoktur.

24. Farkındalığınızı değiştirin.

25. “Siz ilerlerken kendi evreninizi yaratırsınız” Winston Churchill

26. İyi hissetmek önemlidir.

27. Neşeli olan bir şeyi düşünerek veya bir şarkı söyleyerek ya da mutlu bir deneyimi hatırlayarak anında duygunuzu değiştirebilirsiniz.

28. Bunun usulünü öğrendiğinizde, onu bilmeden önce, yaratıcı olduğunuzu BİLİRSİNİZ.

29. Yaşam olağanüstü olabilir ve olmalıdır ve siz Çekim Yasasını bilinçli olarak uyguladığınız zaman, yaşam olağanüstü olur.

30. Evren kendisini buna göre yeniden – düzenler.

31. Tüm arzularınız için şu cümleyi kullanarak başlayın: “Şimdi çok mutluyum ve minnettarım”

32. Evrenin kendisini NASIL yeniden düzenleyeceğini bilmek zorunda değilsiniz.

33. Çekim Yasası, basitçe ona ŞİMDİ sahip olma pozitif hislerini üreten şeyi kendiniz için anlamaktır.

34. Arzu ettiğiniz şeye daha hızlı ulaşmanıza yardım edecek ilham edilmiş bir düşünce veya fikir alabilirsiniz.

35. Evren SÜRATİ sever. Ertelemeyin, ikinci bir tahminde bulunmayın, şüpheye düşmeyin.

36. Fırsat çıktığında EYLEME GEÇİN.

37. İstediğiniz her şeyi çekersiniz- para, insanlar, bağlantılar. Önünüze neyin getirildiğine DİKKAT EDİN.

38. Hiçbir şeyiniz olmadan başlayabilirsiniz, hiçbir yolunuz olmayabilir, size bir YOL sunulacaktır.

39. NE KADAR ZAMANDA??? Zamanla ilgili kural yoktur, pozitif hislerinize ne kadar çok hizalanırsanız, daha hızlı gerçekleşir.

40. Boyut evren için önemli değildir (arzu ettiğiniz sınırsız bolluk ise). Büyüklük ve zaman ile ilgili kuralları kendimiz koyarız.

41. Evrene göre kural yoktur: ona şimdi sahip olduğunuzun hislerini sunarsınız, evren de buna yanıt verir.

42. Çoğu insan düşüncelerinin çoğunu gözledikleri şeylere verirler (postadan gelecek faturalar, geç kalmak, kötü şansa sahip olmak, vs)

43. Farklı daha iyi bir bakış açısı vasıtası ile, farklı bir yaklaşım bulmalısınız.

44. “Olduğumuz her şey düşüncelerimizin sonucudur” – Buddha

45. Yaşamınızın gidişatını değiştirmek için tam şimdi ne yapabilirsiniz?? Minnettar olma.

46. Minnettarlık yaşamınıza anında daha fazlasını getirir.

47. Düşündüğümüz ve TEŞEKKÜR ettiğimiz şeyi meydana getiririz.

48. Minnettar olduğunuz şeyler nedir? Minnettarlık hissedin, tam şimdi minnettar olduğunuz şeylere odaklanın.

49. Zihninizde bu resimle oynayın – nıhai sonuca odaklanın.

50. VİZÜALİZE EDİN ! GÖZÜNÜZDE CANLANDIRIN! Geleceğinizin provasını yapın.

51. GÖZÜNÜZDE CANLANDIRIN !! Onu görün, hissedin ! Burası eylemin başladığı yerdir.

52. Sevinci hissedin… mutluluğu hissedin!

53. Onaylayıcı bir düşünce negatif bir düşünceden 100 kat daha güçlüdür.

54. “Bu gücün ne olduğunu söyleyemem. Tüm bildiğimi onun var olduğu” Alexander Graham Bell

55. İşimiz “Nasıl” olacağına üzülmek değildir. “Nasıl” bağlılıktan ve inançtan çıkıp gelecektir.

56. Nasıllar evrenin alanına girer. Evren her zaman siz ve rüyanız arasındaki en hızlı, en çabuk, en uyumlu yolu bilir.

57. Eğer onu evrene havale ederseniz, verilen şeye şaşırırsınız ve gözünüz kamaşır… bu sihir ve mucizelerin gerçekleştiği yerdir.

58. Onu her gün evrene teslim edin, ama bu asla bir angarya olmamalı.

59. Tüm süreçte keyifli hissedin: mutlu, coşkulu ve uyumlu.

60. Gerçekten bu şekilde yaşayan insanlar ile tek fark, onlar bunu varoluş yolu olarak alışkanlık haline getirmişlerdir.

61. Bunu her zaman yapmayı hatırlarlar.

62. Görsel bir Pano yapın: Çekmeyi arzu ettiğiniz şeylerin resimleri. Her gün ona bakın ve zaten bu arzularınızın gerçekleştiğin hissine sahip olun.

63. “İmgeleme her şeydir. Yaşamın gelen çekimlerinin ön izlemesidir” Albert Einstein.

64. Neyi arzu ettiğinize karar verin, ona sahip olabileceğinize inanın, onu hak ettiğinize inanın, onun sizin için mümkün olduğuna inanın.

65. Gözlerinizi kapatın ve arzu ettiğiniz şeye sahip olduğunuzu gözünüzde canlandırın – ve o hissi yaşayın.

66. Zaten sahip olduğunuz şey için minnettar olmaya odaklanın. Bundan zevk alın! Sonra onu evrene salıverin. Evren onu tezahür ettirecektir.

67. “İnsanın zihni neyi tasarlayabilirse, ona ulaşabilir” W. Clement Stone

68. Eğer ulaşırsanız size büyük keyif verecek çok büyük bir hedef oluşturun.

69. İlham edilmiş bir düşünceniz olduğunda, ona güvenmeli ve eyleme geçirmelisiniz.

70. Nasıl daha refah içinde olursunuz? ONA NİYET EDİN!!

71. “Postadan düzenli olarak çekler geliyor” veya banka hesabınızı arzu ettiğiniz miktara değiştirin ve ona sahip olmanın hissini duyumsayın.

72. Yaşam, TÜM alanlarda bolluk içinde olmak demektir.

73. İçsel sevinç ve huzur hissini duyumsayın, sonra tüm dışsal şeyler ortaya çıkar.

74. Bizler evrenimizin yaratıcılarıyız.

75. İlişkiler: Kendinize, başkalarının size davranmasını istediğiniz gibi davranın, kendinizi sevin, sevilirsiniz.

76. Kendinize karşı sağlıklı bir saygınız olsun.

77. Düzenli olarak etkileşimde olduğunuz ve birlikte çalıştığınız kişiler için bir not defteri edinin ve o insanların her birinin pozitif yanlarını yazın.

78. Onlarla ilgili en çok sevdiğiniz şeyleri yazın (onların değişmesini beklemeyin). Çekim Yasası, eğer frekanslarınız uyuşmazsa sizi birlikte aynı mekana yerleştirmez.

79. İyi hissetme potansiyelinizi kavradığınız zaman, iyi hissetmeniz için hiç kimseden farklı olmasını istemezsiniz.

80. Dünyayı, arkadaşlarınızı, eşinizi, çocuklarınızı kontrol etme ihtiyacının biçimsiz olanaksızlıklarından kendinizi özgürleştirirsiniz.

81. Realitenizi yaratan sadece sizsiniz.

82. Başka hiç kimse sizin için düşünemez veya hissedemez. Sadece SİZ.

83. Sağlık: kendi sağlığınız için evrene teşekkür edin. Gülün. Stressiz mutluluk sizi sağlıklı tutar. 84. Bağışıklık sisteminiz kendisini iyileştirir.

85. Bedenimizin parçaları her gün, her hafta vs değişir. Birkaç yıl içinde yepyeni bir bedene sahip oluruz.

86. Kendinizi yeni bir bedende yaşarken görün. Umutlu = sağlıklı. Mutlu= daha mutlu biyokimya. Stres bedeni olumsuz etkiler.

87. Bedenden stresi atın, beden kendini yeniler. Kendinizi iyileştirebilirsiniz.

88. Dingin olmayı öğrenin, dikkatinizi arzu ettiğiniz şeyden uzaklaştırın, dikkatinizi deneyimlemeyi arzu ettiğiniz şeye odaklayın.

89. İçinizdeki ses ve vizyon dıştaki görüşlerden daha mükemmel ve berrak olduğunda, yaşamınızın üstadı olursunuz.

90. Siz, dünyayı olmasını istediğiniz gibi yapmaya çalışmak için burada değilsiniz. Etrafınızda seçtiğiniz dünyayı yaratmak için buradasınız.

91. Ve başkalarının görmeyi seçtiği dünyanın da var olmasına izin verin.

92. İnsanlar, eğer herkes Çekim Yasasının gücünü bilirse, ortada yeterince olmayacağını düşünürler. Bu bizde kökleştirilmiş bir yalandır ve bir çok insanı açgözlü yapıyor.

93. Gerçek şu ki, yeterli olandan çok sevgi, yaratıcı fikirler, güç, sevinç, mutluluk vardır.

94. Tüm bu bolluk, kendi sonsuz doğasının farkında olan bir zihin vasıtası ile parıldamaya başlar. Herkes için yeteri kadar vardır. Bunu görün. Buna inanın. Sizin için çıkagelecektir.

95. Arzu ettiğiniz her şeyi seçerken, realitenizin çeşitliliği sizi heyecanlandırsın ve tüm arzularınızın iyi hislerinin arkasında olun (destekleyin).

96. Senaryonuzu yazın. Arzu etmediğiniz şeyler gördüğünüzde, onları düşünmeyin, onları yazın, onlarla konuşun, onları uzaklaştırın, dikkatinizi arzu edilmeyen şeylerden uzaklaştırın, arzu edilen şeylere odaklayın.

97. Bizler enerjiyiz. Her şey enerjidir. HER ŞEY !!!

98. Kendinizi bedeninizle tanımlamayın…. O evrendeki her şeye bağlı olan sonsuz bir varlıktır. 99. Tek bir enerji alanı. Bedenlerimiz dikkatimizi enerjimizden ayırdı. Bizler ortaya konan olasılıkların, yaratıcı gücün sonsuz alanıyız.

100. Düşünceleriniz sizin için değerli mi? Eğer değilse – ŞİMDİ onları değiştirmenin zamanıdır. Tam şimdi bulunduğunuz yerden başlayabilirsiniz. Bu andan ve dikkatinizi verdiğiniz şeyden daha önemli bir şey yoktur.

BANU DEĞER-BHANU PRİYA

Stres ve yoga

Stres Ve Yoga

Stres, baskı altına girdiğimizde, metabolizmanın kendisini yıkmak isteyen enerjiye karşı gerilerek direnç oluşturmasıdır. Günlük hayatımızda HEM BEYNİMİZİ, HEM BEDEİNİMİZİ, HEM DE ZİHNİMİZİ kontrol etmekte zaman, zaman zorlanırız. Sürekli nefret, hırs, kızgınlık ve öfke duyguları içinde bocalar dururuz. Ama gerçekte hiçbir yetişkin kendine bu duygular ile ve oluşturduğu olumsuzluklar ile zarar vermek de istemez. Bu bağlamda oluşan STRES vücudumuzun içsel bir savunma şeklidir. Ortadan kaldırılması gereken stres değil, stresi oluşturan nedenlerdir. İçsel basınç dengelendiğinde stres ortadan kalkar. İçinden çıkamadığımız ve dengeleyemediğimiz birçok stres çeşidi vardır. Örneğin trafiği yoğun bir otoyolda dikkatli araba kullanmaya çalışmanız stres oluşturabilir.

Araba kullanırken etraftan gelen etkiler de bizde stres yaratabilir. Sahibi olduğumuz şeyler tehdit altında kaldığında, oluşan şartlara boyun eğmek zorunda kalmamız, bizi kaldıramadığımız bir yükün altında ezmeye başlar. Ezilmemek için oluşturduğumuz karşı direncin ortaya çıkan etkilerine stres deriz. Ama spritüel hayatı biraz bilenler, bütün bu yaşananların bizim gelişmemiz için birer fırsat olduğunu bilir. DALAİ LAMA bu gibi durumlar için şunu söylemiştir. “Ancak düşmanların eylemleri ile yüz, yüze kaldığın zaman gerçek içsel gücünü öğrenebilirsin. Bu açıdan bakınca, düşmanlar bile içsel güç, cesaret ve azim öğretmenleridir.”

Uzmanların iddiasına göre stresi oluşturan ilk önemli şeylerden biri de aslında yer çekimidir. Yatağa yattığınızda geçici olarak etkisini azaltabilir, ayağa kalktığınızda yeniden yüklenirsiniz. Normalde bu sebepten dolayı uyuduğumuz zaman kendimizi daha dinlenmiş daha mutlu ve huzurlu hissederiz. İnsan, iki ayağı üzerinde yaşamını sürdürebilen dünya üzerindeki tek varlıktır. Bunu sağlayan şey, üstün bir enerjitik seviyeye sahip olmasıdır. Yer çekimini dengelemek için ayakta durduğumuzda ve harekete geçtiğimizde enerji sarf etmeye ve stres yüklenmeye başlarız.

Kemik yapımız yardımcı olsa da kaslarımız yer çekimine karşı olarak ayakta durmayı ve dengede kalmayı başarabilmek için yoğun oranda enerji tüketirler. Hem zihin, hem de beden olarak yorulduğumuzda ayakta kalmamız çok zorlaşır. Eğilmek ve çökmek, ağırlığını sürekli olarak üzerimizde gösteren enerjiye karşı bir savunma önlemidir. Fiziki açıdan olduğu gibi duygusal ve zihinsel açıdan da bu böyledir. Fizik bedenimizin üzerine kaldıracağımızdan fazla yük yüklendiğimizde çöküntüye uğradığımız gibi kaldıramadığımız duygusal ve zihinsel yükler karşısında duygusal ve zihinsel anlamda da çöküntüye uğrarız.

“Reich” in savunduğu gibi, yer çekimine karşı vücudu ayakta ve dengede tutabilmek için vücut ekseni boyunca hareket edilerek dengelenmenin sağlanması, bedenin iki kutbunu devamlı aktif halde tutar. Bilim adamlarının iddiasına göre kapsamlı bir cinsel hayatın oluşturulabilmesi ve iki ayak üzerinde durma becerisinin sağlanması, yüksek düzeyde enerji temin edilmesiyle ilgilidir. Enerjinin yüksek seviyede temin edilebilmesi de; yeterli oksijene ulaşabilmek, doğru ve yeterli nefes almayı daimi olarak sağlamakla alakalıdır.

Stresle başa çıkmanın bir başka yolu da acıyı kabul etmektir. Üzüntülere ve acılara karşı koymadan, kendini onun akışına bırakmaktır. Çünkü şu anada bizi üzen bir olay veya boşuna üzerimize aldığımız bir stres; daha ileride belki bizim hayatımızda bizim için önemli bir detay oluşturacak ve bunların olması bizim için lehimize bir şeye veya olaya dönüşmesi için bir sebep olması olabilir. Ama içimizden yinede bu duyguları kolay, kolay atamayız. O zaman ruhunuz nasıl huzur bulacak, bütün bu negatif etkileşimlerden kurtulmak için neler yapmalıyız?

Bütün bu olumsuzlukları yaşadığımızda zihnimizden geçen üç büyük şey cahillik, şidettli arzu ve nefret tir.
İlk ikisi doğamızda zaten vardır. Ancak nefret sonradan öğrenilen bir şeydir. Ve zihnimizi çok meşgul eder. Bir farenin tahtayı kemirdiği gibi kişiyi kemirir durur. Bize herhangi bir olumsuzluk veya kötülük yapıldığında kendi kendinize hep bu kişileri Allaha havale ederiz, bu şekildeki düşünce tarzı belki biraz bizi rahatlatır ama yine de steresliyizdir. Oysa fiziki, ruhsal ve zihinsel anlamda bütün bu olumsuzluklardan kurtulmanın tek bir yolu vardır.

İşte bu da Başkalarının niye böyle davrandığını veya olayların niye böyle geliştiğini düşünen” Biz” yani sadece eziyet eden ruhumuz ve aklımız. İşte bütün bunarlın sonucunda değişmesi gereken dışsal olaylar veya kişiler değil yine “BİZ” iz. Biz kendimizi değiştirmeye başladığımızda ya da olan biten bütün bu olaylara ve durumlara olan bakış açımızı değiştirdiğimizde hayat daha kolay ve huzurlu olacaktır. Bu durumda değiştirmemiz gereken ilk şey üzüntüyü ve sıkıntıyı, stresi beynimizden nasıl atacağımız konusudur.

Zihnimiz ne kadar saf ise o kadar huzurludur. Kendimizi bir çocuk saflığında hissetmemiz, korku, öfke, kızgınlık gibi kötü duyguları zihnimizde barındırmamamız lazımdır.

Peki, şimdi bunu nasıl gerçekleştireceğiz;

Belki izleyenler bilir “NE BİLİYORUZ Kİ” adlı filimde zihnimizin nöral bağlantılarının nasıl çalıştığı anlatılmıştır. Olumsuz düşünceler, olumsuz hücrelerin daha fazla oluşmasına ve daha fazla mutsuz olmamıza sebep olur. Sinir hücrelerimiz devreye girdiğinde hareketi yapan bu nöral bağlantıları değiştirebilir. Buradan da şu ortaya çıkmaktadır ki Beynimiz işlenebilir, değiştirilebilir, yeni düşünce ve deneyimlere uygun olarak bağlantılar yeniden düzenlenebilir.

Bunu sağlamak için yine diyaframdan alınan derin nefeslere ihtiyacımız vardır. Oluşturulabilecek yüksek enerjiyle; baskıya karşı koymak yerine, baskıya yön vererek akmasını sağlamakta stresin oluşumu engeller.

Strese yön vererek üzerinizden akmasına izin vermez, ya da zaman, zaman boşaltımı yada sağılımı sağlamazsanız, yükü taşımak zorunda kalırsınız. Omuzlarını kaldırarak üzerinde görülür hiç bir yük olmadığı halde 100 kilo yük taşır gibi duran insanı düşünün. Omuzlarında ki gerilim gerçekten 100 kiloluk bir yükü taşımaya eşittir. Dolayısıyla kişi gerçekten 100 kiloluk bir yükün altında devamlı olarak ezilmektedir, diyebiliriz. Kişi 100 kiloluk yükü gerçek anlamda taşısaydı bundan kurtulması daha kolay olurdu. Yükü göremediği için yükü tanımlaması, dolayısıyla yükten kurtulması çok zordur. Omzuna yüklenen yükün oluşmasına engel olamayan kişinin yapacağı tek şey, ara sıra yükü boşaltmayı ( gevşemeyi ) öğrenmektir. Gevşeme çalışmaları en kolay, en çabuk ve en yüksek seviyede nefes teknikleri uygulamalarıyla gerçekleştirilir.

Her kronik ( devam eden ) adale kasılması, vücutta sürekli bir stresin varlığını işaret eder.
Her türlü stres oluşumuna karşı vücut, adapyasyon (uyum ) sendromu(yani hastalık tablosu) ile cevap verir.

Bu sendrom üç aşamalıdır.

Birinci aşama alarm tepkisidir. Hormonal düzeyde kendini gösterir. Vücut öncelikle böbrek üstü bezlerini harekete geçirerek strese karşı hormonsal bir savunma hazırlar. Stres, fiziksel bir tehlikeden oluşuyorsa sempatik sistemi devreye sokarak kendisine zarar vermeyecek bir durum oluşturmaya çalışır. Tehlikeye karşı savaşarak kurtulmayı, ya da kaçmayı seçer.

Stres devam ediyorsa yani savaşarak ve kaçarak kurtulmak mümkün olamıyorsa, ikinci aşama ya geçilir. Yine böbrek üstü bezlerinin ürettiği kortizon ve kortizol gibi hormonlarla strese uyum sağlanmaya çalışılır. Bu bir soğuk savaş dönemidir. Vücut stresi yenemeyeceğini ve kaçamayacağını anlamış, şimdi onu kontrol etmeye çalışmaktadır. Yoğun olarak enerjiye ihtiyaç duyulur. Bunun karşılanması nefes teknikleri uygulamalarının içinde yer almaktadır. Yogik nefesle yeterli oranda ver sürekli alınacak oksijen, uyum sürecini kısaltır ve dengelenmeyi sağlar. Detaylara daha sonra değineceğim.

Dengelenme sağlanamazsa uzun süreçte vücut yorgun düşer ve üçüncü aşamaya geçilir. Enerji tükenmiş, kontrol kaybolmuş ve yıkım başlamıştır. Bu safhaya kronik ( davamlı ) yorgunluk denir. Kişi çökmenin eşiğinde ve her türlü rahatsızlığa açık haldedir. Adale kasılmaları, tikler ve seğirmeler devamlılık oluşturmuştur. Omuzlar devamlı gergin, çeneler kitli, bacaklar ve kollar kasılmış ve istem dışı sallanır durumda görünürler. Üçüncü aşamada yaşamlarını sürdürebilen kişilerin iradesiz, kişiliklerini kontrol edemeyen bitmiş bir ruh hali ile başarısızlık ve kurban bilinciyle teslim olma duygusallığı taşıyan bireyler haline gelmesi durumuz söz konusudur.

Bu durumdan kurtulmanın şartı, enerjisini strese karşı koyabilecek seviyeye çıkartmaktır. Bunun olabilmesi için, irade artırımı ve kontrol kazanımı için yogik tarzda nefes tekniklerine devam edilirken, gerilimden arındırmak ve bilinçaltının rahatlamasını sağlamak amaçlı ileri nefes teknikleri yöntemine ( kısa zamanda yüksek dozda oksijenin kanda oluşumunu sağlamak amaçlı ) nefes tekniklerine başvurulur. Gevşeme, farkındalık, tam yogik nefes ve ileri sistemde nefes teknikleri ile yoga uygulamaları, meditasyon yapmak ve uygulamaktaki amaç, strese maruz kalmadan, yaşamı, neşe ve sevinç algılamaları içinde, zevk ve eğlenceye döndürmenin becerisini sağlamaktır.
İlk olarak zihnimizi saf ve temiz düşüncelerle beslemek gerekir. Bunun için neler yapabiliriz ona bakalım.

Kutsal metinler ve kutsal kitaplar okumak,
Suyla temizliği daha sık yapmak, daha sık banyo almak veya denize girmek,
İnsana huzur veren ortamlarda bulunmak(Herkesin kendini daha iyi hissettiği ortamlar farklıdır)
Mantra veya zikir tekrarları yapmak,
Meditasyon yapmak,
Yoga teknikleri uygulamak,
Kişisel gelişim kitapları okumak(olumlu düşünce teknikleri veya kuantum düşünce teknikleri ile ilgili olanlar),
Yoga uygulamalarındaki yama ve niyama seviyelerini uygulamak(ahlaki kontrol, arınma yöntemleri ve tanrı ile bağlantı)
NEFES TEKNİKLERİ uygulamak,

Zihini kontrol etmenin en önemli yolu da nefesi kontrol etmekle başlar. Bu nedenle burada düzenli olarak yoga asanaları ve nefes tekniklerini uygulamak bedeni toksinlerden arındırıp, Nadileri(yani sinir kanallarını)uyararak zihni huzura kavuşturmak esastır. Bu konunun detaylarına NEFES VE ZİHİN yazımda değiniyorum. Bedeni arındırmak her türlü(bağırsakları da temiz tutmak) zihnimizi de arındırır. Butün bu uygulamaları yaparken sağlıklı beslenmeye de çok önem vermemiz gerekir. Çünkü gıdalar beynimizin kimyasını olumlu ve olumsuz yönde etkiler. Sağlıklı ve saf gıdalar zihnide saf ve temiz tutar.

Tanrı üzerine yapılan meditasyonlar bu durumda çok önemlidir. Zihin meditasyon yaptığı şeyin niteliğini çabuk kavrar. Yüksek düşünceler ile beslenir. İşte bu aşamada mantra çalışmaları ve zikir de devreye girebilir. Mantra ve zikir, zihni güzel düşüncelerle meşgul eder. Temiz duygularla meşgul olan zihin kötü duyguları ve düşünceleri barındıramaz, kendisinden uzaklaştırır. Okuyacağınız kişisel gelişim kitapları yaşamın anlamını kavramanız için zihinsel yönde size olumlu olarak etki eder.

Zihnimizde neleri depo ettiğimiz çok önemlidir. Bilinçaltımızı nasıl temiz tutmaz isek devamı olumsuz olmaya ve olumsuz düşünceler üretmeye devam ederse, temiz tutmakla da ün be gün daha olumlu düşüncelere, isteklere ve duygulara ulaşırız. Zihnimiz bir maymun gibidir ve durmadan oradan oraya atlar, bu yüzden bu zihni kontrol etmek için kesin güçlü bir irade gerekir. Güçlü irade de sadece sabırlı olmak ve istekle bu çalışmaları seviye,seviye uygulamak ile elde edilir.
DAHA STRESSİZ VE DAHA SORUNSUZ GÜNLERE,

SEVGİLERİM İLE,
Banu Değer.
Bhanu Priya.

Farkındalık nedir ?

Farkındalık Nedir ?

Bu kendin olma duygusunun, var olma halinin kendisi bir merkez yaratır, bu dinginlik merkezi, bir sessizlik merkezi, bir içsel hakimiyet merkezi. O içsel bir güçtür. Bu da farkındalığın ateşinden bahseder, o bir ateştir. Farkında olmaya başladıkça içinde yeni bir enerji hissedersin, yeni bir hayat. Yeni bir hayat, yeni güç, yeni enerji ile seni baskılayan pek çok şey çözülüp gider. Onlarla savaşmak zorunda değilsin. Kızgınlığınla, hırsınla, cinselliğinle, savaşmazsın.

İçinde içsel bir mevcudiyetin var olduğu duygusuyla güçlü hissedersin, enerjiler tek noktada yoğunlaşır, öz doğar. Unutma ego değil. Öz doğar.Ego sahte bir öz duygusudur. Hiçbir özün olmadan bir özün olduğuna inanmaya devam ediyorsan, ego budur. Ego sahte bir öz demektir. Sen bir öz değilsin, hala kendinin bir öz olduğuna inanıyorsun. Ego var olamayan bir şeyin sahte fikridir.”Öz” söz verebilen bir merkez Demektir. Bu merkez sürekli farkında olarak, yaratılır.

Bir şey yaptığının farkında ol, oturuyorsun, şimdi uyuyacaksın, artık uyku vakti, dalıyorsun. Her an bilinçli olmaya çalış, sonra içinde bir merkez doğduğunu hissetmeye başlayacaksın. Artık her şey bir merkezle ilgili.Farkında olmak zordur;zihin sürekli titreşir.Ama imkansız değildir.Çetindirzordur ama imkansız değildir. Eylemlerinde dikkatli ol. Bu çok uzun, zor bir yolculuk.Mümkündür; herkes için mümkündür, gayret etmek gerekir ve bütün kalple gayret etmek. Dışarıda hiçbir şey, içeride hiçbir şey dokunulmadan kalmamalı. Herşey farkındIlık için kurban edilmeli, ancak o zaman ruhsal ateş keşfedilir.

Şu ana kadar varolmuş veya varolacak tüm dinleri, felsefeleri birleştiren özün ne olduğunu birisi bulmaya kalkarsa, sadece farkındalık sözcüğü bulunabilir.

İnsanın aklı her zaman iki imkansız şeyi yapmaya çalışır. Birisi yapılamaz bir şey olan geçmişi yeniden düzenlemektir. Geçmiş gerçekleşmiştir. Geçmişe gerçekten gidemezsin. En iyi ihtimalle onun anılarına gidersin. Ve insan zihnini her zaman meşgul etmiş diğer İmkansız düşüncede geleceği kurmaktır. Bu da yapılamaz.

Gelecek olan henüz olmamış olan demektir. Bu ikisinin arasında şimdiki zamanda durup bu iki imkânsızlığı düşünür. O gelecekle ilgili her şeyden emin olmak ister; bu yapılamaz. Bunun kalbinde mümkün olduğunca derinlere inmesine izin ver. Bu yapılamaz. Şimdiki anını geleceği belirlemek için harcama: Gelecek belirsizdir, niteliği budur. Zamanını geriye bakarak ta harcama. Geçmiş ölü bir olgudur. Ona da hiçbir şey yapılamaz. Yapabileceğin en iyi şey onu yeniden yorumlamaktır.

Geçmiş ve şartlandırmaları vardır ama onlar ya bedende ya beyindedirler. Bilincinde var olamazlar çünkü bilinç şartlandırılamaz. Bilinç özgür kalır; özgürlük onun en saf niteliğidir.Özgürlük onun doğasıdır. Bilincin güzelliği budur. Bilinç her şeyin dışına çıkabilir. Onun için bir engel, bir sınır yoktur. Biraz önce bir beyazdın, ırkçılık saçmalığını anlayınca artık bir beyaz değilsin. Rengin gene beyaz ama beyazlıkla kendini özdeşleştirmiyorsun. Kendi dilini unutmayacaksın, o senin hafızanda, ama sen artık bilincinde değilsin. Bilincin onun dışında buna Tanıklık diyoruz. Tanık olmak bir devrimdir. Geçmiş samskaralarının radikal değişimidir.

O var oluşa tamimiyle yeni bir insan getirir, çünkü o bilincini tüm koşullanmaların dışına çıkarır. Koşullanmalar bedende ve zihinde vardır bilinç koşullanmadan kalır.Tanık olmak koşullanmalarını değiştirmez,bedenindeki sindirim sistemini değiştirmez. Ancak tanık olmak sana tüm sindirim sistemlerinin,tüm koşullanmaların ötesinde olduğun deneyimini verecektir. Bu öteye geçmişlik halinde senin için hiçbir şey problem olmaz.

Dili kullanırız. Kullanılmak zorunda olduğumuzda zihni ve içinde iz bırakmış olan her şeyi kullanırız, ancak sürekli olarak bakıldığında ben zihin değilim, bunun farkındalığı oradadır. Yani patron olarak kalırız, zihin çağırıldığı zaman gelir. Faydalanırız.Hükmedemez. Zihinde düşünce olmadığı zaman o meditasyondur. Zihinde iki durumdadüşünce olmaz ya derin uykudayken, ya da meditasyon halindeyken. Eğer farkındaysan ve düşünceler kaybolursa o meditasyondur. Eğer düşünceler kaybolur ve bilinçsiz hale geçersen o derin uykudur.

Derin uyku ve meditasyonun benzer ve farklı bir tarafı vardır. Benzer olan şey her ikisinde de düşünce kaybolur. Benzer olmayan şey derin uykuda farkındalıkda kaybolur ama meditasyonda kalır. Yani meditasyon derin uyku + farkındalıktır. Meditasyon derin Uykudaki gibi gevşemiş kalınmasına rağmen yine de uyanık olmaktır. Japon bir bilim adabı altı aylık bebeklere yüzme öğretmektedir. Rusyada hamile anneler isterlerse doğumu su içinde yapmaktalar. Bebek suyun içine doğuyor, korkmuyor. Görülüyor ki yüzme sanatı içimizde kayıtlı, sadece fırsatını bekliyor ve çalışmaya başlıyor. Elli yıl yüzmeyebilirsin ama unutmazsın. Bu rastlantısal değildir. Doğal bir şeydir.

Bu nedenle unutulmaz. Meditasyon da buna benzer. İçimizde kayıtlıdır. Sadece ona bir şans tanı. Zihin yalnızca bir süreçtir. Aslında zihin yoktur, sadece düşünceler, düşünceler öyle hızlı hareket ediyor ki sen sürekliliği olan bir şeyin var olduğunu düşünüyor ve hissediyorsun. Zihin sadece senin mevcudiyetinin yokluğudur. Sessizce oturduğunda Zihne derinlemesine baktığında, zihin kolayca ortadan kalkar. Düşünceler oradadır ama sen onların efendisisin. Gelip, giderler; tıpkı yağmurda kalmış lotus çiçeği gibi dokunulmadan kalırsın: yağmur lotüsün taç yapraklarına düşer ve kayıp gider. Lotüs dokunulmadan kalır. Meditasyon merkezde olmak dışında bir şey değildir.

Eğer sessiz değilsen nasıl sessizce oturup ya da sessizce durup meditasyon yapılacağını bilmiyorsan yapıp durmakta olduğun her şey bir eylem değil, tepki olacaktır. Tepki verirsin biri sana küfür eder, düğmene basar ve sen tepki verirsin. Sen başkalarının senin üzerindeki
Yönlendirmelerine göre davranıyorsun, bu gerçek eylem değildir.

“Buda” bir köyden geçiyordu ve insanlar gelip onu aşağılayarak en söylenmeyecek şeyleri söylediler.”Buda” durdu, sessizce, dikkatle dinledi ve “ Bana geldiğiniz için teşekkür ederim, ama acelem var bir sonraki köye gitmem gerekiyor, bugün size zaman ayıramayacağım
yarın daha fazla zamanım olacak. Söylemek isteyip de söyleyemediğiniz bir şeyler kaldıysa Sizi yarın dinleyebilirim. Beni bugün için mazur görün” dedi. İnsanlar inanamamışlardı. Bu adam tüm söyledikleri ağza alınmayacak şeylere bir tepki vermeden, sadece dinlemiş, cevap bile vermemişti.” Bizi duymadın mı”? “Senin bunlara verecek cevabın yok mu” ? diye sordular.

Buda dedi ki: “Bir yanıt istediysen geç kalmış durumdasın. On yıl önce gelseydin seni yanıtlayabilirdim. Ama on yıldır başkaları tarafından yönlendirilmeye son verdim. Artık köle değil kendimin efendisiyim, kendime göre davranıyorum, başkasına göre değil kendi içsel ihtiyaçlarıma göre davranıyorum. Beni bir şey yapmağa zorlayamazsın. Sen yapmak istediğini yaptın, kendini tatmin olmuş hissedebilirsin, ama benim açımdan baktığında ben bunların hiçbirini üzerime almıyorum ve almadığım içinde bir anlamları yok. Buda devam etti “Birisi yanan bir meşaleyi nehre atabilir, nehre ulaşana kadar meşale yanık kalır, nehre düştüğü anda ateş söner, nehir onu soğutur. Ben nehir oldum.

Bana küfür edersiniz onlar ateştir, bana ulaştıkları anda benim serinliğimde içinde ateş kaybolur, artık acıtmazlar. Siz dikenleri atarsınızsessizliğime düşünce onlar çiçeğe dönüşür. Ben kendi yaradılışımın doğasından hareket ediyorum” der.Kendiliğindenlik budur.

İki zıtlığın ortasında kalmak zihnin doğasıdır. Zihinden uzaklaşıp zihnin tüm oyunlarına tanık olmadığın müddetçe, hiçbir zaman kararlı olamazsın. Zihnin farkında ol, parlak tarafı, karanlık tarafı, doğru tarafı. Hangi kutbu olursa olsun sadece farkında. Bu farkındadalıktan iki şey çıkacak ilki zihin olmadığın ikincisi de farkındalığın zihnin hiçbir zaman sahip olmadığı bir kararlılığa sahip olduğu. Zihin temelinde karasızdır ve farkındalık da temelinde kararlılıktır. O halde farkındalıkdalıktan kaynaklanan her eylem tamdır, bütündür onda pişmanlık yoktur.

Sorumluluğu üstlen ve bunun da farkında ol. Sorumlu ol çünkü, o zaman bir şey yapılabilir. Sadece kendinle bir şey yapabilirsin yani kendinde gelişme yaşatabilirsin. Dünyadaki başka kimseyi değiştiremezsin, sadece kendini değiştirebilirsin. Mümkün olan tek devrin budur. Mümkün olan tek dönüşüm kişinin kendisinin olandır. Ama bu da yalnızca sorumlu olduğumuzu hissettiğimiz zaman düşünülebilir bir olgudur.
DAHA AYDINLIK VE FARKINDALIK DOLU GÜNLERE.

GÜLBİN KINIK.
Not:yazı sevgili dostum ve yoga eğitmeni Gülbin Kınık tarafından yazılmıştır.

Evren ile uyum içerisinde kalmak için sevgi dolu olmanın önemi

Evren ile Uyum İçerisinde Olmak

ve Sevgi Dolu Olmanın Önemi

Evren ile uyum içerisinde olmak ve sevgi dolu olmanın önemi 

Evrenle uyum içinde yaşamak, onunla aynı frekansta olmak ve onun bir parçası olduğunu fark etmek büyük bir ayrıcalıktır. Bu ayrıcalık sayesinde istediğimiz ve arzuladığımız hayatı yaşarız. Yine bu ayrıcalık sayesinde isteklerimizin ve arzularımızın gerçekleşmesi için evren bizimle birlikte kanal olarak çalışır.

Aslında bunun bir ayrıcalık olmaması gerekir. Fakat doğal olarak ortada olması gereken bu bağlantı, doğduğumuz andan ailemiz, çevremiz ve toplumsal baskılar ile üzerimize yüklenen kurallar, korkular, endişeler sayesinde kirlendiği, doğallığından uzaklaştığı ve bozulduğu için; basit işlevsiz bir antenle televizyonda yarım yamalak görüntü elde etmeye benzer.

Biz doğduğumuzda doğaldık nefes alış verişlerimiz bile normaldi ve davranışlarımız da çocuk ruhumuzla hiçbir kaygı ve endişe taşımıyordu.

Oysa zaman içinde bütün bunlardan uzaklaşarak doğallığımızın kaybolması tanrıdan ve evren birliğinden gün be gün uzaklaşmamızı sağlar. Acılar olmaz ise, kazançlarımız da olmaz. Çünkü o acılar yaşanmasa idi bu gün bu durumda olamazdım diye düşünebilmek, bilgeliğin başlangıcındaki adımlardan biridir. Ama önümüze acılar da çıkar ise onun içinden geçip gitmeyi bilmeliyiz. Acının peşinden koşmak ve bağımlı kalmak bizi hasta yapar.(sadistlik)Oysa ruhsal yolculukta ben acılardan geçerim ve onlar bana dokunamaz ve ben yolumda ilerlerim. Olan her kötü olayın da salında kötü olmayacağını, aslında bu olayın bile benim hayrım için bir gelişmeye yol açtığını bilirim ve deneylerim. Ve bu ruhsal farkında lığımı yaşarken artık içimde hiçbir korku ve umutsuzluk taşımam.

Yani bu bahsettiğim evrensel bağlantı ve tanrısal boyuta yaklaşmak aslında bizim doğal hakkımız. Hiç kimseniz tekelinde değil ve herkes istediği kadar istediği sürece bu bağlantıda doğal olarak bağlı kalabilir. Çünkü hayattaki her şey bir enerji biçimidir. Ve bizim bütün olumsuzluklarımız ve olumsuz düşüncelerimiz de enerjidir ve evrende akmaktadır.

Düşüncelerimiz duygularımızı oluşturur. Olumsuz duygular ise bize yeniden olumsuzlukla biten olaylar ve yaşam şekli olarak dönecektir. Oysa siz kendi hayatınızın şaheserisiniz ve öyle kalmalısınız.

Peki, bu hakkımızı tekrar elde ettiğimizde değişen ne olacak? Çok şey değişecek, tabii bu değişimin ana hatlarını yine biz belirleyeceğiz. Çünkü hayatımıza terslikleri biz çekeriz. Oysa olumlu duygular yani sevgi, umut ve mutluk hissi size her istediğinizi yaratma ve yaşatma gücü verir. HALA yaşamdaki yolunuzu bulmak için uğraşıyorsanız, mevcut yaşamınızda biraz geri çekilip daha derin bir bakış açısı ile hayatınıza bakmaya çalışın. Böylece sizin nelerle mutlu ve tatminkâr olacağınızı anlamış olacaksınız. En önemlisi sağlık olmak şartı ile kimimiz bir arabayla yetinecek, kimimiz bir evle. Bazılarımız daha çok bilgi isteyecek, bazılarımız ise sevgi. Hatta aramızdan öyleleri çıkacak ki hepsini isteyecek. Uyum ve akış yakalanırsa, evren bir isteğinizi de bin isteğinizi de yerine getirecektir. İyi dilekleriniz ve arzularınıza göre. Çünkü dilekleriniz, olumlu düşünceleriniz ve mutluluk haliniz tam ise evren için bir emirdir ve yerine getirilecektir.

Örneğin, birileri size sürekli gülümsüyorsa, muhtemelen siz de herkese gülümseyen birisinizdir. Deneyleyin; sokakta yürürken etrafınıza dikkat edin mutlu iseniz, yüzünüzde hoş bir eda varsa herkes size bakıyor olacaktır. Tam tersine, gülümsemiyor buna karşılık sürekli asık suratlı takılıp insanları süzüyorsanız, o zaman sizi gören insanlardan gülümseme bekleyemezsiniz. Hatta beklemezsiniz, çünkü bu durumda genellikle “kimseden bir güler yüz görmüyorum” şeklinde yakınıyor olursunuz. Aynanın karşısına geçip, o an ki yüzünüzü görseniz, eminim siz de kendinize gülümsemezdiniz. Benzer, benzeri çeker. Nasıl olacağını bilmesek de olumluyu da olumsuzu da biz çekeriz.

Oysa huzuru ve uyumu bulmak için evrende yaşanan her şeyi olduğu gibi kabul etmek en doğal olanıdır. Dünyamız değişmekte ve hızlanmaktadır. Oysa biz önce dünyayı değil, kendimizi değiştirmeye çalışmalıyız. Yani görmesek de, görüyormuş gibi yolumuza devam edersek hayat gerçekten bizi istediğimiz noktaya götürür. Bu yüzden merdivenin tamamını görmemiz gerekemez. İlk adımı atmamız yeterlidir. Negatif farkındalık bize olumsuzluklar ve mutsuzluklar olarak geri döner. Negatif farkındalık gül bahçesine bakınca gülleri değil, dikenleri görmektir. Oysa yaşam gül bahçesi gibidir. Yaşama pozitif bakarsan gül bahçesindeki güllerin dikenlerini, o güzellikleri koruyan araçlar olarak görmesini bilirsin.

“Çekim Yasası”, “Sır”, “Yaşamın sırrı”, “Olumlu düşüncenin gücü”ya da her ne ad verirseniz verin, ortada kesin olarak işleyen bir kural var. Bu kural benzer şeylerin birbirini çekmesidir.

Zihnimiz, düşüncelerimiz çekim gücündeki en önemli faktördür aslında. Bir gözlemci olarak her şeyi önce aklımız ile algılarız. Algıladığımız her şeyi de zihnimizde tasnif ederiz. Peki, neye göre? Daha önceki deneyimlerimizde gördüğümüz o “şey” bize hangi duyguyu yaşattıysa, doğrudan o duygunun çekmecesine. Ya da ilk defa yaşanan bir olaysa, onu da hissettiğimiz sonuca göre yeni bir klasöre koyarız.

Size basit bir örnek vereyim. Yıllar önce bir kuruyemişçinin önünden geçerken, mis gibi taze kavrulmuş çerezlerin kokusu o kadar güzeldi ki, hemen içeri girip küçük bir kese kâğıdı içine biraz çekirdek, fındık, fıstık doldurttum. Bir yandan yolda etrafıma bakınıyor, bir yandan elimi kese kâğıdına daldırıp çerezleri ağzıma atıyordum. O anda ağzıma tuhaf bir tad geldi ve ne ısırdığımı anlamak için elime baktığımda, karşımda çıtır çıtır kavrulmuş bir K.K.B ( kumral kalorifer böceği) ile karşı karşıyaydım. Hemen yere tükürdüm. Kesekâğıdını çöpe fırlatıp attım, iğrenerek ve midem bulanarak yürümeye devam ettim.

Bu olay benim zihnimde doğrudan iğrenme dolabında, en üst rafta yeni bir klasör açtı. Bu klasör yukarıdaki olayın her detayını ( üstelik o an var olan, ama benim farkına varmadığım detaylar da buna dâhil) içeriyordu. Bu klasörleri sakın ola basite almayın, orada kayıtlı bilgilerden yalnızca birisini bile anımsasanız, görseniz, duysanız ya da koklasanız hemen harekete geçer. Size dosyanın içinde kayıtlı yaşanmış ne varsa hepsini hatırlatır. Hepsini hatırlatmasa bile sonucun verdiği duyguyu, hissi hemen harekete geçirecektir.

Zihnimde bu klasörü açtıktan sonra uzun süre kuruyemiş yiyemedim, herhangi bir alışverişte sürekli kesekâğıtlarının içlerini kontrol ettim. Hatta tarlada ayçiçeklerini gördüğümde bile iğrenmeye varacak kadar ileriye götürdüm bu olayı. Ve hemen her seferine iğrenmek için bir sebep buldum. Çünkü evren bana istediğim duyguyu yaşatmak üzere çalışıyordu. Taa ki zihnimdeki klasörlerle evrenin bağlantısını anlamaya başlayana kadar. Çünkü daha olumlu düşünceler daha olumlu bir vücut kimyası ve daha uyumlu salgılanan bir hormon sistemi oluşturur. İşin sırrını çözünce bir daha başıma böyle bir olay gelmedi ve ben artık keyifle kuruyemiş yiyor ve hiçbir kötü deneyim yaşamıyorum.

Zihnimiz duyguları iyi ya da kötü olarak ayırt edemez, olaylar zinciri sonucunda hissettiklerimize göre tasnif yaparlar. Bu klasörler algıda seçicilik yaratırlar ve biz klasörlerimizdeki bilgilerin benzerlerini, günlük hayatımızın içinden seçeriz. Öncelikle seçeceklerimiz ise en çok kullanılan klasörlerdir, çünkü onlar o kadar çok kullanılıyorlar ki, bir türlü dolaba kaldırılamıyor, hep masanın üzerinde gözümüzün önünde kalıyorlar. Yaşadığımız ve konuştuğumuz her şeyde geçmişe gitmek ve çöpleri karıştırmak bizim yaşam gerçeğimiz durumunda.

Zihnimizdeki her klasör aynı zamanda evrenle sürekli bağlantı halindedir ve bu sayede hep benzer deneyimleri çağırırız. Masa üzerindeki klasörler evrende de öncelik sahibidir. Onların bağlantıları bakımlı ve daha kalındır, kullanıldıkça gelişirler. Bu arada unutmayın, bazen masanın üzeri o kadar dolu ve karışık olur ki, biz bile hangi dosyaların açık orada durduğunu bilemeyiz. Bu farkında olduğumuz ve olmadığımız klasörler ise evrene bizim neyi deneyimlemek istediğimizi iletirler. Oysa neye direnç gösterirsek o olay veya yaşamak istemediğimiz şey, bizim yaşamımızda ilk olumsuzluk olarak gündeme gelecektir.

İstediğimiz hayatı, deneyimleri, duyguları kendimize çekebilmek için evrene doğru mesajları göndermeyi, klasörlerimizi düzenlemeyi, temizlemeyi öğrenmeliyiz. Dikkatimizi istemediğimiz durumlardan önce uzaklaştırmalıyız. Yaşamak istemediğiniz deneyimleri görünce onunla ilgili endişelenmeyin, konuşmayın, yazmayın ve tepki dahi vermeyin. Her sabah kalktığınızda sadece nefes alabildiğiniz ve sağlıklı olduğunuz için önce şükredin. Çünkü siz o andan itibaren bile hasta ve sağlıksız olanlardan bir adım öndesiniz. Şükretmek hayatınızda bollukların günden güne artmasına sebep olacaktır. İsteklerinizin çeşitliliği sizi özgür bıraksın. Evrendeki her şey enerji olduğuna göre siz de enerji formunda bir ruhsal varlıksınız. Siz enerjinin en büyüğüsünüz. Ve bunu öğrenmenin ve kabul etmenin yolu da evrene güvenmekle başlar. Hesap kitap yapmadan, evrene sevgi dolu yürekle güvenerek istemek. Çünkü tüm güç içinizdedir ve bu güç sınırsızca sizin kontrolünüzdedir.

Sezgilerinize güvenin. Sezgilerimize güvenmek bizi felaketlerden korur. Hayalinizde ve hayatınızda ulaşmak istediğiniz her şeye ulaşmak için diğer bir yolda sezgileri takip etmektir. Basit gibi görünür ama bunu yapmak oldukça zordur. Öncelikle içinizdeki değişik ve genellikle çelişkili sesleri nasıl ayrıt edeceğinizi öğrenmelisiniz. Sezgileriniz, kalbinizde en çekici yere sahipken, aklınız ve zihniniz sizi büyük sorunların içine sokabilir, çünkü akıl ve zihin yaşamdaki zorluklar üzerine çalışır. Sezginiz, toplumun ne düşündüğünü bilmez, o yalnızca sizinle ilgilidir. Çok meşgulseniz sezginizi duymanız güçleşebilir. Çünkü aklınızda ve zihninizde oluşan gevezelik sezginizin sesini bozabilir.

Öte yandan sezgisel zihin, sonsuz bilgi kaynağına erişebilir. Sezgi; bilgi ve bilgeliğin kaynağına ulaşma yeteneğine sahiptir. O tam olarak ihtiyaç duyduğumuz kadar veya ihtiyaç duyduğumuz anada bilgiyi düzenleyip bizi içsel olarak destekler. Mesajlar her defasında küçük, küçük gelse de eylemin gidişatı belli olur.Bu rehberliğe güvenmeyi öğrendiğinizde ,hayatınız zahmetsizce akan bir nitelik kazanır.Hayatınız,duygularınız,eylemleriniz etrafımızdaki her şeyle uyumlu hale gelir.

Genellikle hepimiz birçok şey isteriz ve istedikten sonra bunun nasıl olabileceğine dair hesap kitap yapmaya başlarız. Hesap kitap sonucunda mantıklı bir yol göremezsek isteğimizin olacağına dair güvenimiz azalır ve şüphe duyarız. Şüphe duyduğumuz anda “ya olmazsa” lar beynimizde yankılanır ve sonunda “ya olmazsa” galip gelir. Çünkü ister yapabileceğini, istersen yapamayacağını düşün ne düşünürsen o olacaktır.

İnşallah duygusu ile asla yaşama, çünkü oluşacak olan her zaman evrende, İnşallah fikri ile boşlukta kalacak ve oluşamayacaktır.

Peki, şüphelerimiz ve olumsuz düşüncelerimiz olmazsa ne olur?

Yine kendimden bir örnek vereyim. 2004 yılının ilk aylarında yoga eğitmeni olduğum ilk dönem İstanbul’da bir Bio enerji merkezinde çalışmaya başladım ve burada kişisel gelişimle ilgili toplantılar yapılıyordu. Konu hakkında bilgileri iyice algıladıktan sonra, ilk hafta istediklerimi bir deftere yazdım ve aklımda herhangi bir olumsuz düşünce, fikir belirirse ya da ağzımdan herhangi bir negatif cümle çıkarsa içimden “İPTAL” dedim. Aslında hayatımda her şey yolundaydı ama denemeye de değerdi. Bir gün boyunca ne istesem diye düşündüm ve ardından deftere yazmaya başladım. Tabii tüm bu süreç içine ne kadar çok “İPTAL” demek zorunda kaldığımı belirtmeme gerek yok sanırım. Çünkü korkular bizim hep yaşam bloklarımızı engeller durumdadır.

Daha sonra,

Gelirim iki kat artsın

Altımda bir araba olsun (rengini modelini bile yazdım)

Evden çalışayım ve sabah erkenden köprü trafiğine girmek zorun da kalmayayım gibi isteklerde bulundum.

Yazdıklarımı götürdüğüme bana hocamın ilk söylediği, şimdi bunları şimdiki zamanda sahipmiş gibi yazmamdı. Hemen maddeleri düzelttim.

Ben her ay düzenli olarak ….. YTL kazanıyorum ve Her yere …. marka… model….. renk arabamla gidip geliyorum. Her sabah dokuzda kalkıp evdeki ofisimden çalışıyorum. Vs gibi çoğaltabilirsiniz…

Ardından bunu her sabah kalktığımda tekrarlamaya başladım. Ve her gece yattığımda görsel olarak gözümde son drece gerçek şekilde hayal ettim. Hayal etmek çok önemlidir. Yani niyet etmek bütün olacakların başlangıcıdır. O gelecekte yaşanacakların ön göstergesidir. Hayatınızda dikkat edin hayalleri ve istekleri yüksek olan insanların bir gün, bir şekilde olmak istedikleri yere ulaştıklarını sizde görmüşsünüzdür. Aradan bir hafta geçtiğinde eski eşim, telefon etti ve bir arkadaşının kendisine olan borcundan dolayı bir araba sahibi olduğunu ve onu bana hediye etmek isteğini söyledi, kulaklarıma inanamadım ve çekim ve enerjisinin ilk olarak burada işe yaradığını gördüm.

Artık düşüncelerim ve inançlarım giderek artıyordu ve bu bağlamda aslında her güne mutlu bir şekilde başlamamın ve günümü ne olursa olsun o şekilde devam ettirmenin enerji akışlarında açılmaya sebep olduğunun daha çok bilincine varmaya başladım.

Bir on gün sonra bir şirketten ve başka bir spor klübün’den de yoga eğitmenliği teklifi aldım ve hala o yerlerde çalışıyorum. O seneden sonra düşündüğüm ve istediğim her şeyi mantıklı bazen de mantıksız ve kimsenin inanamayacağı boyutlarda gerçekleştirdim. Her arzum kısa zamanda yerine gelmeye başladı. Fakat fark ettiğim tek önemli şey mutlu olmaktı sadece mutlu olmak. En önemlisi de sevmek. Karşılıksız ve koşulsuz sevmek. Asla kimseye kin duymamak, kızgınlıklarınız olan insanları ve kin duyduğunuz kişileri bile çok sevmek. Bu yapılabilir ve öğrenilebilir bir yaşam şekli. Ben yaptım ve herkes de yapabilir. Böylece karmalarınız dan da özgürleşip, nihai özgürlük noktasına da ulaşmak mümkün.

Bütün düşüncelerini ve isteklerini önce mutluluk arzuna ve oradan da isteklerine yönlendirebilirsin. Onun için mutluluğunuzu izleyin, sadece duvarların olduğu bir yerde bile evren size kapılarını açacaktır. Eğer mutluluğunu da izleyebiliyorsan, her konuda bolluk ve bereketin de izini takip edebilirsin.

2004 yılının başlangıcı bu olaylar ve gelişmeler ile birlikte hayatımın tamamen değişmesine sebep oldu ve o günden beri evrenle bağlantımı kesmemek için çalışmalarıma hiç ara vermedim. Hayatım güzel bir serüvene dönüştü ve etrafımızın ne kadar çok mucizelerle çevrili olduğunu gördüm.

Daha sonra yaşam koçu eğitimi alarak çalışmalarıma öğrencilerim ile birlikte devam ettim ve onlara da bu evrensel bilgileri aktararak eğitimler vermeye devam ettim. Onların yaşamlarında da olan gelişmeler ve yaratımlar muhteşemdi ve sevgiyle mutluluklarını paylaştım.

Bu gelişmeleri yaşamak istiyor ve hayatınıza aktarmak istiyorsanız;En önemli ve ilk yapmanız gereken çalışma, bu bağlamda iptal çalışmasıdır. Şimdi uzunca bir zaman artık aklımız olumsuzluklar gelmeyene kadar “İPTAL” çalışması yapalım. Aklınızdan olumsuz bir şey geçtiğinde; herhangi bir konuda kaygı, endişe, şüphe, korku duyduğunuzda; öfkeli olduğunuzda ya da ağzınızdan olumsuz bir cümle çıktığında alışkanlıklarınız değişene kadar kocaman bir “İPTAL” deyin. Ve bunu yaşam alışkanlığınız haline getirmeye çalışın lütfen.

Bu arada da evrenden neler isteyeceğinizi de düşünün isterseniz. Çünkü senin yapıp, ulaşamayacağın hiçbir şey yok. Sen muhteşem bir yaratıcısın ve güçlü, kesin bu dünyada olma arzun ile buradasın. Mutluluk senin doğal hazinen ve sen sadece mutluluk varlığı halinde doğdun ve içindeki ruhsal öz varlık bunu zaten biliyor.

Zihnindeki bu karmaşayı yenmenin tek yolu da gülmektir ve yaptığın bütün eylemleri gülerek yapmaktır. Gülmenin de tek yolu yaptığımız fiilin yani hareketin tarzını değiştirmektir. Ne yaptığımız önemli değildir. Çünkü bu “ego” dur. Nasıl yaptığımız çok önemlidir. İşte bu ruhsallık ve ruhsal boyuttur. Ve şu anda bile oluşmaya başlayan hisleriniz, oluşacak olanların mükemmel bir yansımasıdır.

Sevgi ile sevgi dolu ve mutlu olun.

BANU DEĞER.

BHANU PRİYA.

Nefes teknikleri, sayma sistemleri ve ses vibrasyonları nedir ? Nasıl uygulanır ?

Nefes Teknikleri Sayma Sitemleri ve Ses Vibrasyonları

Nefes teknikleri , sayma sistemleri ve ses vibrasyonları nedir ? Nasıl uygulanır ?

Yoga uygulamalarında çeşitli yoga ekollerinde değişik nefes teknikleri uygulamaları oluşturulmuştur. Genellikle üç aşamalı nefes alıp verme işlemini gerçekleştirmek için yogiler zamanlama konusuna özen gösterirler. Fiziksel bir rahatsızlığı gidermekle, ruhsal bir gelişimi hedefleyen nefes zamanlaması ritimleri aynı değildir.

Örneğin HATHA yoga’da nefes alma ve verme süresi eşit zamanlıdır,ama nefesi tutarak hapsetmek bu zamanlamanın yarısı kadardır. İki ölçü zamanlamada nefes alamada bir ölçü nefesi tutacak, yine ikiölçüde nefesi verecektir. Yani oran 2_1_2 dir.

Raja yogada ise durum daha farklıdır. Kalbin atışları ölçü alınarak çalışmanın düzeni belirlenir. Örneğin bir kalp atışına bir nefes alınmasını eşitlersek, o zaman nefesin tutulması iki kalp atışı, nefesin verilmesi dört kalp atışı zamanlamasına eşit gelmelidir. Bu
oran 1_2_4 şeklinde açılım kazanır.

Raja yoga ve İNTEGRAL yoga için ise bir başka çalışma şeklide; 15_ 60_ 30 saniyelerde nefes almak, tutmak ve vermek zamanlaması ile yapılandır. Yâda 5 al 5 tut 5 ver şeklinde yapılır. Ve beş sayısı temel alınarak birer, birer alışkanlık rahat ilerleyene kadar sayı arttırılır. Bu uygulama yapılırken sırtta titreme ve vücutta terleme görülebilir.

Bu çalışmaların ulaşacağı son nokta, ancak uzmanlaşmış yogileretavsiye edilir ve çalışmanın başarı ile uygulanabilmesi durumunda levitasyona ( yer çekiminin etkisinden kurtulmak )(asla uçmak demek değildir bu anlatılan) ve ebedi mutluluğa taşıyacağı var sayılır. Bu çalışmada yirmi saniyede alınan nefesi tutmak ( nefes tutmaya: KUMBAKHA denir) için, seksen saniye ve vermek için kırk saniye zamanlaması uygulanır.

Yeni başlayanlara tedbirli ve dikkatli olmaları şartı ile tavsiye edilen; dört saniyede nefes almak, on altı saniyede nefes tutmak ve sekiz saniyede nefesi vermek şeklinde düzenlenmelidir. Bir başka öğretide 1_4_2 formülü yerine 1_2_1 formülü, ilk başlayanlar iyi birölçü olarak kabul edilir.

Bunların dışında bir hece ya da seslik ile sabitlenen, mantra dediğimiz kelimenin tekrarı ile oluşturulan çalışma teknikleri vardır. Kutsal kelimeler olarak tarif edilen mantralar, gırtlak, damak, dil ve dudakların aldığı şekil nedeni ile nefesin verilip havayı titreştirme sırasında yüksek bir enerjinin oluşmasını sağlarlar. Bunlar; İNTEGRAL YOGADA (A)( U )(M) VEYA AUM veya sadece (ommmm) ,(mmmmmm) vs… gibi kelimelerdir. Bu teknikte nefes alıp verme esnasında sayı saymak yerine kutsal olarak kabul ettiğiniz kelimenin tekrarı ölçü olarak kullanılır. Hızı kendiniz tayin edersiniz, bu içsel bir şekilde akış esnasında otomatik belirlenir. Genellikle nefes temposuna kalp atışlarının da uyum sağlandığı gözlemlenmiştir.

Büyük ihtimalle siz hızı artırdığınızda kalbinizde hızlanacak, hızı yavaşlattığınızda kalp atış hızı da yavaşlayacaktır. Mantra nefesle uygun olarak tekrarlanmaya başlandığında bütün vücut ritmi algılar, mantranın anlamı zihni kaplarken, oluşan enerjide bütün vücudu
kaplamaya başlar.

Burada nefes ve mantra bir üst bilinç seviyesine ulaşmak için araç görevi görmektedirler. Daha üst bilinç seviyelerinin hisleri iletemas edilmeye başlanıldığında; anlayışlar değişmeye, tezatlar ve kutuplaşmalar ortadan kalkmaya ve dengeye gelmeye başlarlar. Yoga zaten bir olmak ve dengede olmak ve bu şekilde hayata ayak uydurarak hayat ile birlikte akmaktır.

Bu çalışmaları yorumlarken seyirci olmak halini iyi anlamak gerekmektedir. Arzu edilen; oyuncu olmaktan, seyirci olmaya geçilmesi durumudur. Oyuncu pozisyonunda oluşan gergin ve sert yüz ifadeleri ile belirgin olan sinirli hal, seyirci pozisyonuna geçelebilindiğinde, sükûnet hali dediğimiz sessiz, sakin, gevşek ve geçirgen bir huzur hali vücudu kaplar. Ruhsal ve fiziksel iyileşmeler görülür, irade gelişir,kuvvetlenir, ses net ve yumuşak bir tını kazanarak güzelleşir. Daha yüksek seviyelere ulaşıldığında parlak bir hal alır ve tenden güzel bir koku yayıldığı algılanır.

Fiziksel bedenimizde hafifleme ve zihnimizde içsel sesler algılanmaya başlanır. Ruhsal yolda ilerleyenler bu teknikleri uyguladıkça hayatlarındaki değişime şaşırmadan yaşamlarının her geçen gün daha bir anlam katıldığını ve değişim gerçekleştiğini farkındalıkla anlarlar.

Sevgiyle yoga yolunda ve akışta kalın.

BANU DEĞER.

BAHNU PRİYA.

Nefes terapileri ile devam eden ağrılarımızla nasıl başa çıkabiliriz ?

Nefes Terapileri Ve Hastalıklarımız

Bir kas gergin olduğunda bu gerginlik ne derece yoğunsa kas serbest olduğunda yaşanacak olan gevşeme yanı ölçüde yoğun olacaktır. Vivekenanda Üniversitesinin kullandığı Ani Gevşeme Tekniği bu konuda çok etkilidir ve stres yönetimi çalışmalarında da kullanılmaktadır. Bu teknik ile bedeninize aslında kasılaraktan da gevşemesini öğretmektedir. Derin bir nefes verdikten sonra derin bir nefes alarak bütün beden kasılır.VE bu arada nefes tutulur beden kasılır, kasılar, kasılır ve nefeste aniden bırakılarak beden gevşetilir. Detaylar alt bölümde anlatılacaktır.

Nasıl bir yer tercih etmeliyiz:

Gevşeme tekniği en iyi loş ışıklı, sakin bir oda yapılabilir.Egzersizi böyle bir odada sırt üstü yatarak yapın. Eğer egzersizsırasında uyuma gereksinimi ortaya çıkarsa, uygulamayı rahat bir koltukta da yapabilirsiniz.(Belki bu çalışma için ofisinizi kullanmak durumunda kalabilirsiniz ve isterseniz koltuğunuz da bile bu uygulamalar yapılabilir.) Gevşeme tekniğiyle amaçlanan uykuya dalmak değil, tersine en fazla uyanıklıkla en derin gevşemeye ulaşabilmek. Egzersiz yapılan oda mümkün ise sessiz olmalı, odanın ısısı sizi ne üşütmeli nede terletmemelidir.

Egzersizi Nasıl Yapacaksınız?

Elleriniz ve ayaklarınız iki yana hafifçe açık olarak uygulamaya başlayın. Uygulama sırasında bedeninizi sıkan kemer, ayakkabı ve dar elbiseleri çıkarın. Bu tür giysiler nefes alışı, kasların gevşemesini olumsuz yönde etkiler. Egzersizleri sırayla yapın. Egzersizi yapmadan bir sonraki egzersize geçmeyin, acele etmeyin. Günde en az bir kez, mümkünse iki kez yapılması, bu pratik kazanmanızı sağlar. Gözlerinizi yavaşça kapayın. Sağ elinizi göbeğinizin üzerine, sol elinizi de göğsünüzün üzerine koyun. Nefes alıp verirken sol eliniz göğsünüzün inip kalktığını hissetsin. Şu anda ciğerlerinizin üst kısmı ile nefes alıyorsunuz demektir. Şimdi ciğerlerinizin alt kısmını hava ile doldurmaya, karnınızdan solunum yapmaya çalışın. Midenizin üzerindeki sağ eliniz inip kalkmaya başladıysa bunu başarıyorsunuz demektir. Düşüncelerinizi tamamen nefes alıp vermeniz üzerinde odaklaştırın. Burnunuzdan havanın girip çıktığını hissedin. Yavaşça derin bir nefes alın, nefesinizi tutun ve nefesinizi verin. Kendinizi zorlamadan, gerilim duymadan oldukça rahat bir şekilde nefes alın.

Şimdi alıştırmayı yapmaya başlayalım;

1. Önce ciğerlerinizin bir balon gibi olduğunu hayal edin.Şimdi sönen bir balonda olduğu gibi yavaşça ve zorlamadan içinizdeki havayı boşaltın. Başlayabilirsiniz. Artık ciğerleriniz boşaldı. Nefes almadan iki saniye bekleyin. Tekrar yavaşça derin, derin nefes alın, tutun veverin, bütün vücudunuzun gevşediğini hissedin.

2. Şimdi bu egzersizi tekrar edin; Derin bir nefes alııııııın…Nefesinizi tutunnnnn ve yavaşça verin. Tüm vücudunuz tamame gevşemeye başlıyor. Sakin, rahat ve huzur dolusunuz… Nefesinizi her verişte, sizi kaplayan gevşeme duygusunu hissedin. Gerilimin yerini alan, derin huzuru hissedin.

3. Şimdi kaslarınızı gevşetme çalışmasına geçelim. En rahat olduğunuz şekli alın, oturun veya sırt üstü yatın. Başlangıçta bu çalışmayı sırt üstü yatar durumda yapmanız sizin için daha kolay olacaktır. Yatar durumdayken kollarınızın iki yanda olmasına dikkat edin.

4. Gözlerinizi kapatın. Daha önce öğrendiğiniz gibi derin bir nefes alın, nefesinizi tutun ve verin. İki yumruğunuzu da sıkın. İyice sıkın. Yumruklarınızın ve ellerinizin gerginliğini hissedin. Şimdi gevşetin. Bu gerginliğin yavaş, yavaş ortadan kalktığını hissedin.Ellerinizin ne kadar gevşediğini hissedin. Yavaşça derin bir nefes alın. Nefesinizi tutun ve bırakın Sıra kollarınızı ve yumruklarınızı birlikte sıkmaya geldi. Başlayın ve iyice sıkın. Ellerinizdeki ve kollarınızdaki gerginliği hissedin. Şimdi serbest bırakın. Tamamen gevşek bırakın. Ne kadar gevşediğinizi hissedin. Yavaşça derin bir nefes alın, nefesinizi tutun ve bırakın.

5. Sağ omzunuzu kulağınıza doğru kaldırmaya çalışın, iyice kaldırın. Şimdi gerginliği hissedeceksiniz. Yavaş, yavaş serbest bırakın.Tamamen gevşemesini sağlayın. Omzunuzdaki gevşemeyi hissedin. Şimdi sol omzumuza aynı şeyi yapacaksınız. Sol omzunuzu kulağınıza doğru kaldırmaya çalışın. İyice kaldırın gerginliği hissedin. Yavaş, yavaş serbest bırakın, gevşemesini sağlayın. Omzunuzdaki gevşemeyi hissedin. Yavaşça derin bir nefes alın, nefesinizi tutun ve bırakın.

6. Sağ ayağınızdaki kasları germeye çalışın, ayak parmaklarınızı iyice kıvırın ve bu gerginliği hissedin. İyice hissedin. Yavaş, yavaş bırakın. Tamamen gevşeyin. Bütün gerginliğin akıp gitmesini sağlayın.

7. Sol ayağınızdaki kasları germeye çalışın. Sol ayağınızın parmaklarını iyice kıvırın ve bu gerginliği hissedin. İyice gerin. Yavaş, yavaş bırakın, tamamen gevşemesini sağlayın. Yavaşça derin bir nefes alın, nefesinizi tutun ve bırakın. Aynı şeyi kalçalar ve
bacaklarla yapacaksınız. Sol bacağınızı ve kalçanızı gerin. İyice gerin. Bu gerginliği hissedin. Bırakın şimdi. Yavaşça gevşetin, gevşemeyi hissedin. Sol bacağınızı ve kalçanızı gerin. İyice gerin. Bu gerginliği hissedin. Şimdi bırakın. Yavaşça gevşetin ve gevşemeyi hissedin. Bütün gerginlik vücudunuzda akıp gidiyor. Yavaşça derin bir nefes alın, nefesinizi tutun ve bırakın.

8. Yavaşça derin bir nefes alın. Nefesinizi tutun ve bırakın. Başınızı çeneniz göğsünüze değecek şekilde öne doğru bükün. Boynunuzdaki gerilimi hissedin. Yavaşça serbest bırakın. Gevşetin gevşemeyi hissedin.

9. Şimdi yumruklarınızı, kollarınızı omuzlarınızı ayaklarınızı ve bacaklarınızı, başınızı hep birlikte ve aynı anda gerecek ve kasacaksınız. Önce derin bir nefes verin ve sonra deriiiinnn bir nefes alınnnnn ve tutunnnnn… Yumruklarınızı sıkın. Kollarınızı omuzlarınızı gerin. Ayak parmaklarınızı, bacaklarınızı iyice gerin. Başınızı kaldırın ve yüzünüzü buruşturun ve iyice gerin. Bütün bedeni kassınnnn,kasınnnnn,kasınnnn ve Öylece bir dakika kadar bekleyin.

Şimdi bütün bedeni aniden yere bırakın. Tamamen bırakın. İyice gevşetin. Tüm vücudunuzu tatlı bir gevşeme kaplasın. Şimdi karın kaslarınızı kasın, iyice kasın karnınızdaki gerginliği iyice gerginliği hissedin. Serbest bırakın, tamamen gevşetin. Karın kaslarınızın tamamen gevşediğini hissedin. Karnınızın giderek yumuşadığını hissedin. Ve birkaç kere hızlı nefes tekniği(bütün nefes alıyoruz ve verirken hızlıca mum üfler gibi veriyoruz) uyguladıktan sonra, tam yogik nefes ile nefeslerinizi iyice yavaşlatın. Uzun,uzun alın ve verin.

10. Yavaşça derin bir nefes alın. Nefesinizi tutun ve bırakın. Başınızı çeneniz göğsünüze değecek şekilde öne doğru bükün. Boynunuzdaki gerilimi hissedin. Yavaşça serbest bırakın. Gevşetin gevşemeyi hissedin.

Egzersizleri Yaparken Nelere Dikkat Etmeli?

1. Birden nefes almayın, yani ciğerlerinizi aniden havayla
doldurmayın
2. Ağızdan değil, burundan nefes alın.
3. En önemlisi nefes egzersizlerini arka arkaya tekrar
etmeyin. Her nefes alışın arasına 5-6 kere de normal nefes alış verişi koymak
gerekiyor. Bu yapılmadığı takdirde kandaki oksijen miktarı
artacağından, baş dönmesi gelişebilir .Ama endişe edecek bir durum
değildir. Sadece fazla oksijenlenmeden kaynaklanan bir durumdur.

BANU DEĞER.
BHANU PRİYA.

Omurga ve yoga – yoga ve omurga ( Bel ve omurga hast. Terapi yogası )

Omurga hastalıkları ve yoga ile omurga bel hastalıkları çalışmaları , omurga ve bel hastalıkları terapi yogası neden yapılmalıdır ?

Özel yoga terapi alanım ; bel ve omurga sağlığı olduğu için, bununla ilişkili her türlü bilgiyi bu sitenin içine dâhil etmeye, ilgilenenleri aydınlatmaya problemlerini çözmeye biraz da olsa katkıda bulunmaya çalışmak için bu bilgileri sizlere aktarmak istedim. Burada yazılan bilgiler pek çok bilimsel veri içermektedir. VE çok uzun bir çalışmalar sonucunda elde edilen ve kaynaklardan toplanan bilgi birikimleridir. Kullandığım sistem tamamen bel ağrılarını ve sakatlıklarını iyileştirmeye yönelik uzun birikimler sonucunda elde edilmiş bilimsel bir TERAPİ sistemdir.

Basit tanımıyla bel bölgesindeki ağrı ve hareket kısıtlıklarının tümüne bel ağrısı denir.20 inci yüzyılda en çok iş kaybı olan hastalıkların başında gelir. Her 100 kişiden 80 i hayatının bir döneminde en az bir kez bel ağrısı geçirebilir. Bu sebeple bel ağrısına bir dönem de olsa yakalanmamış birine rastlamak oldukça zordur. Bel fıtığı ve bel rahatsızlıkları, yaşadığımız çağda tüm dünya’da hatırı sayılır sayıda iş kaybına sebep olmaktadır. Bunun sebebi ister stres olsun, ister egzersiz eksikliği kişiler bu problemle ömür tüketmektedirler.

Basit bel ağrıları bel omurlarına tutunan kas ve bağların aşırı zorlanması ile oluşur. Genellikle de omurganın sonunda kasların kemiğe yapıştığı yerde hissedilir.Genellikle omurga ve bel rahatsızlıkları lumbago, fıtık,sakroiliak eklem problemleri,sakroiliak disfonksiyon,priformis sendromu,siyatik,faset eklem sendromu gibi isimler almaktadır. Bu rahatsızlıklardan herhangi biri, ağır bir şey kaldırma veya taşıma ile olabileceği gibi, uzun süre ayakta durmak, oturma ve ani öne eğilme ile bile oluşabilir. Ani bir düşme ya da zorlayıcı ani bir hareket de bu duruma yol açabilir. Hatta bazen bir öksürme ve hapşırma bile bel ağrısına yol açabilir.

Doğuştan olan ya da sonradan yıpranma ile gelişen eklem problemleri veya bazı romatizmal hastalıkların bel ve omurga eklemlerini tutması işle de bel ağrısı gelişebilir ancak bunlar daha seyrek görülen nedenlerdir.

İskeletimizin merkez eksenini oluşturan omurgamız ya da belkemiğimiz kafatasının tabanından leğen kemiğine kadar sırt bölgesinde uzanır. Biribiri üzerine konmuş ve arsında omurlar arsı disk bulunan bu yapı hem bütün bedeni taşır hem de eğilme ve dönme gibi aktivitelerimizden sorumludur. Omurgamız boyunca uzanan önemli bir kanal vardır ki buna da omurilik kanalı denir ve içinde beynimizin bir uzantısı olan omuriliğimiz blunur. Omurilik bu kanal boyunca 1.inci omurdan başlayarak 21. inci omura kadar uzanır.

Her bir omurun birleştiği noktada da iki yöne açılan birer delik bulunur ve buradan spinal sinirler çıkar. Bu sinirler kendi bölgelerindeki kasları, organları ve cildi inibe ederler. Bu sinirler organlardan gelen uyarıyı beyne, beyinden gelen emirleri de ilgili alana ulaştırırlar. Omurga 24 ayrı omur içerir. Omurlar sert, kemiksi kabuk içinde yer alan omuriliği korur. Omurlar doğrudan birbirine oturmaz. Aralarında sürtünmeyi engelleyen, içi jölemsi yastık görevi gören birer disk vardır. Omurgamızda 7 si boyunda,12 si göğüste,5 i belde, diğerleri de sağrı kemiğinde ve kuyruk sokumunda oluşan bu 24 omur bizim yaşam merkezimizdir. Omurgayı saran 140 kas katmanı vardır. Bu kaslar omurgaya sağlamlık ve esneklik kazandıran yapılardır.

Omurgamız değişik vücut bölümlerinde değişik isimler alırlar.

· Servikal omurlar boyun bölgesinde

· Dorsal omurlar sırt bölgesinde

· Lumbar omurlar ,bel bölgesinde

· Sakral omurlar ,pelviste

· Koksis,kuyruk sokumunda dır.

Bütün omurgamız iki taraftan boylu boyunca uzanan ligamentler tarfından korunur ama bu koruma en çok lumbar bölgede yoğunlaşmıştır.Bunun nedeni travnaya en çok maruz kalan bölge olmasının yanı sıra oturur pozisyonda en çok aşınan yer olmasıdır.Yaşamımızın % 50 sine yakın kısmını oturarak geçirdiğimizi düşünürsek lumbar bölgenin hem çok esnek hemde çok kuvvetli olması gerekmektedir.

OYSA:

Omurga, sadece yoganın değil, tüm yaşamın da temel direğidir. Fiziksel bedende sinir sisteminin yuvası, yoga anatomisinde

Üç ana hayat kanalının (nadi) geçtiği kutsal köprüdür. Yoga asanaları omurgadaki sıkışmaları serbest bırakmayı amaçlamaktadır. Omurgayla bağlantısı yokmuş gibi görünen pozların temelinde bile omurgadaki enerji (prana) akışını pürüzsüz hale getirmek gayesi vardır. Burgu, yani twist hareketleri omurgayı çabuk ve etkili bir biçimde canlandıran pozlardır. Alışkanlık ve yıllarla gelen duruş bozuklukları, muhtelif sinir sistemi aksamaları ve günlük neşe miktarı doğrudan ilişkilidir. Dik duran omurganın omurlarının arasında açılan mesafe, enerji ve kanın serbest dolaşımını mükemmel bir dengede tutar. Sıkışan enerji ise bedenin uç bölgelerine potansiyelin altında bir miktarda gidebilmektedir. Bu durum da göğüs kafesinde daralma yaratmakta, kişi kendini neşesiz ve halsiz hissetmektedir. Omurgadaki enerji sıkışmaları serbest kaldığında ise ayak parmaklarından başın tepesine kadar yoğun ve sürekli akan can (prana) duygusal bedende hafifleme hissi ve neşe olarak kendini göstermektedir. Çocukların omurgaları ile ruh hallerini gözlemleyerek de bu bağlantıyı hemen fark edebilirsiniz.

Bel bölgemizdeki bu beş omur ve etrafındaki kas gurupları çoğu hareketlerimizi yapmamızı sağlar ve birçok organımız da bu bölgemizde toplanmıştır. Yaşamımızda yaşadığımız birçok incinme de hep genelde bel bölgemizde oluşur. Aynı zamanda ruhsal gerginlik ve bunalımlarımız da kas gerilmesine yol açar ve gerilen kaslar bu şekilde daha kolay zedelenir, spazma sebebiyet verir. Omurları birbirine bağlayan bağlar’ da yanlış kullanım ve travmalar ile zamanla yıpranır. Böylece omurlar birbirine sürtünmeye başlar.

Bel, sırt ve karın kasları zayıflayınca hafif kambur durma eğilimi artar. Yaşla birlikte artan bel ağrılarının bir nedeni de kemik erimesi olabilir. Bu durum kasları uyarır ve spazma neden olur ya da sinirlere baskı yaparak ağrıya neden olur. Omurlar arası diskler zamanla nemli yapılarını yıpranma sebebiyle yitirince de, sertleşip yassılaşır böylece omurga kısalır. Yaşlandıkça boy kısalması denilen de budur. Yoga terapi egzersizleri ile bu kısalma da kesinlikle durdurulabilir. Yoga terapi de omurgaya ya çok önem verilir. Bunun nedeni de yoga felsefesinde kabul ana enerji kanalı olarak kabul edilen Sushumna nadi’ nin bu kanal olmasıdır. Ve yoga asanaları da ağırlıklı olarak omurga ve bel ile çalışır.

RİSK ETMENLERİ nelerdir?

1 Kalıtım
2.Yaşam biçimi, hareketsiz bir yaşam tarzı, oturarak çalışma veya yanlış oturuş, uzun süre araba kullanma
3.Meslek, huzursuz ve stresli iş ortamında çalışmak
4.Damarlardaki hastalıklar, şeker hastalığı, alkol, sigara bel bölgesine ulaşan oksijence zengin kan miktarını azaltır. Diskler oksijensiz ortamda daha kolay dejenere olur ve kendilerini tamir etme yeteneklerini kaybederler. Bu durum disklerin yıpranma sürecini hızlandırır
5.Şişmanlık
6.Ruhsal gerginlik ve stres bel ağrısını arttırır.
7.Binicilik, Jimnastik, golf, dalgıçlık, halter, güreş, futbol, basketbol, tenis gibi sporlar
8.Zor doğumlar ve kilolu bebek dünyaya getirmek
9.Ağır kaldırma, bilinçsiz hareket, eğilerek veya uzanarak yük kaldırmak gibi beli ve omurgayı zorlayan hareketler.
10.Ani ve kuvvetli bir şekilde hapşırmak ya da kuvvetli bir şekilde öksürmek

BEL VE OMURGA SORUNLARINI ÇÖZÜMLEMEK İÇİN NELER YAPMALIYIZ?

1.)Araba sürerken veya ev’de otururken arkanıza yastık koyun. Dik oturmaya çalışın. Veya uzanın. Uzanınca omurganın tüm yükünü alırsınız. Oturma bele baskı yaratır. Özellikle kamburlaştırarak oturmamalıyız.

2.)Ağır eşyaları kaldırırken vücuda yakın tutun. Diz çökerek çömelin. Ağır bir yükü belinizden yukarı kaldırmayın. Cisimleri vücudunuza dayayarak taşıyın.

3.)Gerginliği azaltın. Kas gevşetici egzersizler uygulayın.

4.)Ayakta durmak zorunda olduğunuz bir durumdaysanız, bir ayağınızı yükseltin veya birini öne doğru uzatın. Yüksek topuklu veya tamamen topuksuz ayakkabıları giymeyin. Ayakta belinizi sağa ve sola doğru çevirerek yerden bir şey almayın.Ağır cisimleri itmeyin yada çekmeyin.

5.)Otururken dizleriniz kalçanızın yukarısında olsun. Sandalye’de dik oturun. Kol konacak sandalye ve koltukları tercih edin. Mümkünse ayaklarınızın altına bir basamak çekin.

6.)Yumuşak, alçak ve içe çöken koltukları tercih etmeyin.

7.)Yağı azaltın. Beslenmenize dikkat edin. Bol kalsiyum alın. Kalsiyum bir elektrolittir. Kemik sağlamlığının temelidir. Kalsiyum D vitamini katkısıyla vücuda kazandırılır.(Kemikler sürekli yapım ve yıkım içindedir. Menopoza doğru östrojen azalınca kemiklerin kalsiyum kazanımı azalır. Kemikler koflaşır, yumuşar.)Süt, yoğurt, peynir tüketin. Bu besinler D vitamini de içerir. Yeşil sebze yiyin; Brokoli, karalâhana, ıspanak, balkabağı kalsiyum kaynaklarıdır. Sardalye konservesi, somon balığı kalsiyum içerir.

8.)Güneş ışığında yürüyüş yapın. Bedeniniz bol güneş alsın. Ama güneşin daha yumuşak ve eğik geldiği saatleri tercih etmeyi de ihmal etmeyelim.

TEDAVİ İÇİN NELER YAPILMALIDIR;

1)Bele uzman bir kişi tarafından masaj yaptırmak.

2)Düzenli egzersiz yapmak yitirilen kemik kütlesini ve kasları geri getirir. Kasları kontrollü ve sıkarak yapılan yarım mekik, karın egzersizleri belinize ve omurganıza kuvvet ve dayanıklılık kazandırır, Ama çok dikkatli ve bilinçli bir eğitmen eşliğinde yapılması şartı ile. BEL ve Omurga TERAPİ Yogası, yürümek, bisiklet, yüzme gibi egzersizler belimize çok faydalıdır.

3) Düzenli yapılan yoga terapi egzersizleri kaslara oksijen ve besin gidişini artırırken laktik asit gibi birikmiş atık maddelerin uzaklaştırılmasını sağlar. Mutluluk hormonu salgılatır. Tüm bu çalışmalar ve özel terapi yoga egzersizleri belimizdeki ağrılar ve sakatlıklar geçtikten sonra bırakılmamalı ve yaşam biçimi haline getirilmelidir.

2)Ağrı kesici ve ya kas gevşetici ilaçlar kullanmak, bele sıcak uygulamak, düz ve set bir yerde yatıp dizlerin altına yastık yerleştirmek ya da bir süre korse giymek.

BEL FITIĞI VE BEL RAHATSIZLIKLARI İÇİN YAPILABİLECEK birçok yoga egzersizi vardır. Bu egzersizler işte bel ve omurga terapi yogası kısmında daha çok önem kazanmaktadır. Hareketler bu sistemi bilen bir eğitmen eşliğinde dikkatle yapılarak bir daha ömür boyu bel ve omurga rahatsızlığı yaşamamak sizlerin seçimidir.

Sevgiyle sağlıklı bel ve sağlıklı omurlar ile kalın.

Banu DEĞER.

BHANU PRİYA