Tag Archives: Ya

Nefes Ve Zihin

Nefes teknikleri ile zihnimizi kontrol edebilirmiyiz?

  Beynin kendi içinde gelişmeye ve genişlemeye müsait olduğu ve kendi potansiyellerini aşabileceği tezine, nefes teknikleri uygulayarak zihinlerini kontrol edebilenlerin beyinlerinin test sonuçlarından ciddi bir destek geldi. Amerikalı beyin bilimci Dr. Richard Davidson, Tibetli rahiplerin beyinleri üzerinde yaptığı araştırmalarda, nefes teknikleri ve meditasyon ile beynin değiştirilebileceği bulgusuna ulaştı.

  Eğitilmiş zihin, ya da beyin, eğitilmemiş olandan fiziksel olarak farklıdır. Görülen odur ki ilerleyen süreç içersinde zihinsel eğitimin potansiyelini anlayabilecek ve bunun ciddiye alınmasının gerekliliğini anlayarak bu yönde çalışmalarımızı artırmalıyız

  Beyin araştırmaları, Budistlerin yüzyıllardır uyguladıkları nefes teknikleri ve meditasyon pratiğine ilişkin somut deliller elde ediyorlar. Nefes teknikleriyle oluşturulan meditatif farkındalığın, beynin işleyişini değiştirebilir ve insanların çeşitli farkındalık (awareness) düzeylerine erişmesini sağlayıcı değişik haller, geleneksel olarak fiziksel ölçülebilmenin ve nesnel değerlendirmenin dışında da artık yeni bir dünyada soyut kavramlarla anlaşılır hale gelmektedir.

  Son birkaç yıldan beri Wisconsin Üniversitesi araştırıcıları Tibetli rahiplerle birlikte çalışarak bu zihinsel deneyimi yüksek frekanslı gamma dalgaları, beyin senkronizasyonu ve koordinasyon gibi bilimsel dile çevirmeyi başarabilmişlerdir. Beyin faaliyetinin nefes teknikleriyle oluşturulan meditatif farkındalık durumunda en kuvvetli bağlantı gösterdiği bölge olarak, alnın sol tarafının hemen arkasında bulunan prefrontal korteksi işaret etmişlerdir

  Üniversitenin 10 milyon dolarlık yeni W. M Keck Laboratory of Functional Brain Imaging and Behaviordan bir sinirbilimci Richard Davidson , “uzun süreli uygulayıcılarda bulduğumuz beyin aktivasyonu daha önce hiç görmediğimiz ölçüdeydi; onların zihinsel uygulaması beyin üzerinde tenis ve golf pratiğinin performansı arttırıcı etkisine benziyordu” demiştir. Ve yine Davidsona göre “beyin eğitilebilir ve nefes terapileri ile fiziksel değişime uğratılabilir bir kabiliyete sahiptir.”

  Önceleri bilim adamları bunun tersine inanırlardı. Yani eski bilgiye göre sinir hücreleri arasındaki bağlantı hayatın başında saptanır ve erişkinde değişmezdi. Bu varsayım son on yıllarda değişmiş, beyin görüntüleme ve diğer tekniklerin ilerlemesiyle bilim adamları onun yerine “sürekli beyin gelişimi ve nöroplastisite” kavramını kabul etmişlerdir.

  En yeni nefes uygulamalarının oluşturduğu meditatif çalışmalarda ki araştırmaların sonuçları, nefes teknikleriyle ve diğer yollarla yapılan zihinsel eğitimin beynin iç işleyiş ve devrelerini (circuitry) değiştirerek, nöroplastisite kavramını bir adım daha ileri götürmüştür.

  Bu bulgu Davidson ile dünyanın en ünlü Budist uygulayıcısı Tibet’in Dalai Lamasının uzun ve inanılmaz ortak çalışmasının eseridir. Davidsonun coşkuların sinirbilimi üzerinde yenilikçi çalışmalar yaptığını öğrenen Dalai Lama, onu 1992’de Hindistan, Dharamsaladaki evine davet etmiştir

  Yüksek irtifada yaşayan Perulu inkalarla Tibetli lamaların yüzyıllara dayanan yoğun nefes teknikleri gelenekleri vardır. Dalai Lama kendi rahiplerinin meditatif çalışma yapan zihinlerinin Davidson tarafından bilimsel olarak araştırılmasını istiyordu.

  Üç yıl önce Dalai Lama, Davidsonun laboratuarında iki gün geçirmişti. Sonunda Dalai Lama en başarılı sekiz rahibini elektroansefalografi (EEG) ve beyin taraması (scanning) için Davidsonun laboratuarına gönderdi. Deneydeki Budist uygulayıcılar Tibet Nyigmapa ve Kagyupa geleneğine göre 10,000 ila 50,0000 saat ve 15 ila 40 yıllık bir zaman diliminde eğitilmişlerdi. Kontrol olarak daha önce hiç deneyimi olmayan 10 gönüllü öğrenci bir haftalık eğitimin ardından teste tabi tutulmuştu. Rahipler ve öğrencilere 256 elektriksel sensor bağlanmış ve kısa sürelerle nefes uygulamaları yaparak ulaşacakları seviyenin belirlenmesi istenmişti

  Nefes teknikleriyle zihnin düşünme ve diğer zihinsel faaliyetlerde nöron gruplarının haberleşmelerini gösteren hafif fakat fark edilebilen elektriksel aktivite patlamaları yaratır ve sensorlar da bunları yakalar. Davidsonda özellikle bu yüksek frekanslı ve en önemli elektriksel beyin impulsları olan gamma dalgalarının ölçülmesiyle ilgileniyordu

  Her iki gruptan nefes teknikleri uygulamalarıyla ulaşacakları zihin titreşim seviyesinde, koşulsuz sevgi ve olduğu gibi kabul üzerinde meditasyon yapmaları istendi. Budist öğreti, Dalai Lama öğretisinin merkezi sayılan bu durumu, canlılara yardıma kayıtsız şartsız hazır olma diye tanımlanan bu öğretiyi esas aldılar, çünkü bu durum özel nesneler üzerinde yoğunlaşmaya ve imajlara gereksinim bırakmıyor; tersine, dönüşmüş (transformed) bir var oluş durumu yaratıyordu. Davidson, uygulamaya alınan rahiplerin eğitimli beyinlerin de gönüllülere göre önemli farklılık gösteren sonuçlar doğurduğunu bildirmişti. En önemlisi elektrodlar rahiplerin beyninde öğrencilerinkine göre hızlı ve şiddetli gamma dalgası aktivitesi kaydetmiş ve rahiplerde dalgaların beyinde hareketi çok daha iyi organize ve koordine bulunmuştu.

  Nefes teknikleri ile çalışmaya yeni başlayanlar uygulamalar esnasında sadece hafif bir gamma dalgası faaliyeti gösterirken, rahip veya dervişlerin bazıları daha önce hiçbir sağlıklı kişi de görülmemiş derecede kuvvetli gamma dalgaları oluşturabiliyorlar.

  Nefes tekniklerini uzun yıllar uygulayan mistiklerde en yüksek gamma dalgaları düzeyi görüldüğü eskiden beri bilinmektedir. Bu doz cevabı, yani örneğin bir ilacın yüksek düzeylerinin aşağı düzeydekinden daha etkili olması, araştırıcılar tarafından sebep sonuç ilişkisini belirlemek için kullanılır. Daha önceki çalışmalarda dikkati toplama, bellek, öğrenme ve bilinç gibi zihinsel aktivitelerin rahiplerde görülen sinirsel koordinasyonda artma gibi bir durumla benzerliği gösterilmiştir. Rahiplerde şiddetli gamma dalgaları ayrıca beynin farklı devrelerinde bağlantı kurarak daha yüksek zihinsel aktivite ve daha üst düzey bir farkındalık da yaratır.

  Davidsonun araştırması onun sol prefrontal korteksin mutluluk, pozitif düşünceler ve coşkularla ilgili beyin bölgesi olduğunu gösteren önceki çalışmalarıyla örtüşmektedir. Davidson, rahiplerde fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (fMRI) kullanarak, EEG ile ölçüldüğü gibi- beyin aktivitesinin özellikle bu bölgede yüksek olduğunu bulmuştur. Davidson, araştırmasından nefes teknikleri uygulamaları ve beyin işleyişini sadece kısa süreli değil büyük olasılıkla kalıcı olarak değiştirebileceği sonucuna varmıştır. Bu bulgu, rahiplerdeki önemli derecede yüksek gamma dalgası aktivitesinin hatta nefes teknikleri uygulamaları yapmasalar bile kontrol gruptan fazla olduğu gerçeğine dayanmaktadır

  Massachusetts Üniversitesinden bir araştırıcı; Jon Kabot Zinn , birkaç yıl önce benzer sonuçlara ulaşmıştı. Birçok Amerikan üniversitesin de araştırıcılar zen, Budist, Katolik rahiplerin ve sufilerin nefes teknikleri uygulamalarını gerek kutsal metin okumaları gerek özel konsantrasyon artırıcı nefes yöntemlerini deneyimle diklerini ortaya çıkarmışlardır

  Nefes tekniklerinin oluşturduğu zihni yavaşlatma ve hızlandırma kontrolü zihnin eğitilmesini sağlıyor. İnsan beyninde oluşabilecek dejeneraktif değişiklikler, örneğin bunama bu metotlarla önlenebiliyor

BANU DEĞER

Mudraların Desteği ile Çakra Meditasyonu

Çakraların işlevlerini yükseltmek ve uyumlu çalışmaları için kullanılabilecek bir çok metot söz konusu. Ben özellikle kendi kullandığım ve çok faydasını gördüğüm bir yöntemden bahsetmek istiyorum. Bir zamanlar İnternet’te bulduğum bu metot Getrud Hirschi’nin kitabındaki murdalarla desteklenmiştir. Her sabah yataktan kalkar kalkmaz ya da günün herhangi bir saatinde ihtiyaç duyduğunuzda yapabileceğiniz bir meditasyondur. Bahsi geçen mudraları meditasyon esnasında mutlaka yapmaya gayret edin böylece tüm çakralarınız arasındaki uyum üst seviyede olacaktır.

Öncelikle bir sandalyeye oturup gözlerinizi kapatmalısınız. Dikkatinizi tamamen nefesinize verin. Yavaş ve derin nefes alın. Nefes alırken özellikle diyaframdan nefes alın (nefes alırken karnınız şişmeli). Şimdi ayaklarınızdan aşağıya kök saldığınızı ve toprağın içine doğru büyüdüğünüzü imgeleyin. Derinlerde bulunan verimli topraklara bağlanın, kökleriniz derinlere ulaşsın. Yavaş ve derin nefes alın, gevşeyin ve toprağı hissedin.

Üzerinde çalışmaya başlamadan önce çakralarınızı arındırmalısınız. Bunun için gökyüzünde beyaz bir ışık küresi ve bu ışık küresinin gelip tam başınızın üstünde durduğunu imgeleyin. Beyaz ışık küresinden akan ışık seli önce taç çakranızı temizliyor ve blokajları ortadan kaldırıyor.

Ardından üçüncü gözünüze doğru akmaya başlıyor ve temizliyor, blokajları ortadan kaldırıyor. Böylece sırasıyla boğaz, kalp, göbek, kuyruk sokumu ve kök çakranıza kadar ışıkla arınma işlemine devam edin. Sonunda ayaklarınızdan köklerinize ve oradan da toprağa doğru aktığını imgeleyin.

Işık küreye arındırdığı için toprak anaya da kabul ettiği için teşekkür edin.

Bundan sonraki aşamada kök çakranızın hizasında bir cam küre imgeleyin ve aynı aşağıda belirtilen kök çakra mudranızı yapın. Kürenin yavaşça kırmızı ışıkla dolduğunu imgeleyin.

Dolduğunda ise kuyruksokumu çakranıza yönelin ve hizada bir cam küre imgeleyin ve yine aşağıda bu çakra için belirtilen mudrayı yapın ve kürenin turuncu ışık ile dolmasını bekleyin. Bu işlemi sırası ile aşağıdan yukarıya doğru taç çakranıza kadar, yedi temel çakra bölgenize uygulayın.

Biraz daha yavaş ve düzenli nefes almaya devam ettikten sonra istediğiniz zaman meditasyonunuzu bitirebilirsiniz.

Aşağıda tüm çakralar için meditasyon esnasında gerekecek renkleri ve murdaları bulabilirsiniz.

Kök Çakra Rengi : Kırmızı 
Kök Çakra mudrası: Eller gevşek yumruk haline getirilir, başparmaklar dışta kalır. Yumruklarınız kucağınızda, kök çakranıza yakındadır.

Kuyruk sokumu Çakra rengi: Turuncu
Kuyruk sokumu Çakra mudrası: Sağ el, sol elin içindedir, parmaklarınızla sıkmadan sağ elinizi kavrayın. Elleriniz kucağınızda ancak size kök çakrada olduğunda biraz daha uzaktır.

Göbek Çakrası rengi: Sarı
Göbek Çakrası mudrası: Başparmak ve ortaparmak uçlarını birbirine değdirin Ellerinizi sıkmayın gevşek bırakın. Ellerini kucağınızda, bir öncekinden biraz dahauzakta tutun.

Kalp Çakrası rengi: Yeşil
Kalp Çakrası mudrası: elleriniz göğüs hizasında bedeninize dokunmadan yatay durmalı. Avuç içleriniz bedeninize ve parmak uçları ise birbirine bakmalıdır.

Boğaz Çakrası rengi: açık mavi
Boğaz Çakrası mudrası: Ellerinizi birbirine yapıştırın. Parmak uçları yukarıya doğru baksın. Parmaklarınız boğaz seviyesinde olmalı

Üçüncü göz Çakra rengi: gece mavisi (lacivert)
Üçüncü göz Çakra mudrası: İşaret parmağı ve başmarmak uçları birbirine dokunur. Elleriniz kucağınızdadır.

Taç Çakra Rengi: mor
Taç Çakra mudrası: Eller, avuç içleri yukarıya bakacak şekilde açılır ve bu arada eller omuz hizasındadır (dua eder gibi)

Sevgiler.

Banu Değer.

Incoming search terms:

  • çakra açma meditasyonu
  • cakra acma meditasyon
  • temel cimnastik duruşları
  • https://yandex ru/clck/jsredir?from=yandex ru;search;web;;&text=&etext=1837 hntQDKBFIWh4yaSRS2TtsOodjNZ-EtoKWasfNy2FnJ_OS9PxHHPODrPbwGa4XtoH b5834823737a0da1e1233c0fdab72f5fcfba8639&uuid=&state=_BLhILn4SxNIvvL0W45KSic66uCIg23qh8iRG98qeIXme

Pranamaya Nedir ?

PRANAYAMA (NEFES VE NEFESLERİN DÜZENLENMESİ)

“Prana” nefes, “yama” kontrol demektir. Ama Pranayama’ya sadece nefes kontrolü denilemez. Prana evrensel yaşam kontroludür.Raja yoga bildiğiniz gibi akılsal bedenimizi kontrol etme sistemidir.PRANAYAMA çalışmaları da bu akılasal beden kılıfı üzerine çalışır,yani akılsal kontrole.Kişi nefes hakimiyeti ile öne zihinsel faaliyeti yavaşlatmak ,diğer taraftan bu evrensel enerjinin kişide daha çok toplanmasını sağlamak ve böylece tüm enerji kanallarımızın açılmasını sağlamaktır.

Prana bizim yaşam gücümüzdür. Prana aslında bizim içimizdedir. Bu Prana ile yürürüz, konuşuruz, duyarız. Fakat “Prana’yı nasıl kullanabilirim? Bir aktivitenin arkasındaki Prana’yı nasıl azaltabilirim?” soruları her zaman merak edilmiştir. Prana bizim yaşam gücümüz olduğuna göre, bunu ne kadar kontrollü kullanırsak hayatımız da o kadar uzun ve sağlıklı olur

.Prana’yı güneş olarak düşünelim,güneş bizden nasıl ışınlarını esirgemez ise pranada enerjisini bizden esirgemez. Solunum sisteminin arkasındaki sistemdir. Bu enerji sistemini (Prana’yı) çalışmakla istediğimiz kadar düşürebiliriz. Normalde dakikada 22 – 25 nefes alırken, iki üç senelik çalışmayla bunu 7 – 8 nefese kadar düşürebiliriz. Nefesimizi yavaşlattığımızda zihnimiz de yavaşlar. Akıl sakinleşir. Hareketlerimiz yavaş ve dengeli olur. Bu yüzden içsel kontrol için nefes bir kapıdır.

Prana görülebilir bir enerji değildir.Biz pranay o halde nasıl bilebiliriz?Yoga sisteminde kişi beş beene sahiptir.Bunlara Pancha Koşa-BEDENİN BEŞ KILIFI denmektedir.Yoga ve nefes çalışmaları bu beş bedeni tanıyarak ,büütn bunları n üstüne çıkarak ruhsal öze ulaşma yoludur.Bu beş beden beden kılfları diye diğer bölümde anlatılmaktadır.

1-ANNAMAYA KOŞA: BU beden bizim fizik bedenimizdir.

2-PRANAYAMA KOŞA:Bedenimizde bulunan yedi ana bölgemizin yani çakralarımızın üzerinden geçtiği sushumna ya (OMURİLİK KANALI) bağlı merkezlerin kesiştiği yereler ve bütün sinir uçları(yani nadiler).Bütün şifa çalışmaları b u bedende yapılır.Kişinin aurası da bu beden üzerinde bulunur.

3-MANOMAYA KOŞA:Akılsal beden olarak da geçer.Kişinin bütün düşüncelerinin şekillendiği beden kılıfıdır.

4-VİJNANAMAYA KOŞA:Zihinsel kılıfımızdır.Kişinin aklında oluşan düşünceleri ayırma yeteneğine sahip olduğu

bedendir.Düşünceler üzerinde tercih bu bedende yapılır.

5-ANANDAMAYA KOŞA: Bu bene nedensel bedende denir.Uykusuz olduğumuz anda derin uykudaymış gibi huzurlu hissettiğimiz bedendir.Kişinin bütün samaskaralarının bu bedende oluştuğu söylenir.Ananda (kelime
olarak herhangi bir şekil yada şart lamadan duyulan haz yada mutluluk hali demektir.)

Biz bütün bu bedenlerimizle sürekli ilişki içindeyiz.Fiziksel bedenimizle bütün duyular aracılığımız ile temas halindeyizdir.Şifa çalışmaları bio enerji ve reiki çalışmaları bu ikici bedenimizle çalışır.

Nefes çalışmaları yapınca bedenimizdeki bütün enerjitik kanalları algılayabiliriz. aklımızla yada yaşamı deneylemek için devamlı fikir üretiriz bu da manomaya ile ilişki halimizdir.Vijnanamaya koşazihinsel bedendir.Alternatif sunan zihin gücüne bu beden sayesinde ulaşılır.Düşünürler filozoflar akıl bedeni ağır basan kişilerdir.

Ayrım gücü (YANİ VİVEKA)gerçek olanı gerçek olamayandan ayrıt etme yeteneği kişide baskın olmaya başladıkça kişinin akıl bedeni daha baskın hale gelir.Daha sonra bir üst bedene yani sonsuz mutluluk haline geçelim.

Mutluluğun ilahi olması anlık değil ,devamlılığı olduğu sürece bize faydalıdır.Ama bu mutluluk dünyevi mutluluk değil ,üst planlarda ve öz varlığımızda hissettiğimiz ilahi ve evrensel mutluluk hali ise ananamaya koşa ya ulaşılmış demektir.

Pranayama, direkt olarak Pranayama Kosa’ya etki eder. Yani kişiler her uygulamada tüm bedenleri ile (Kosa’ları) ilişki içinde olurlar. Yoga sistemine göre Prana beden üzerinde işlevlerine göre farklı isimler almaktadır:

1) Udana: Baş bölgesindedir. Duyu organları ve düşünme sisteminden sorumludur.

2) Prana: Göğüs bölgesindedir ve konuşma, solukla ilgilidir.

3) Samama: Göğüs ve göbek arasındadır. Sindirim ve kanın devir daimiyle ilgilidir.

4) Apana: Göbek bölgesindedir. Dışkılama ve üreme ile ilgilidir.

5) Vyana: Tüm bedeni kapsamaktadır. Hareketi ve diğer Prana’ların beden içindeki uyumunu sağlar.

  Son olarak, Udana’dan biraz daha bahsetmek istiyorum. Çünkü önemi Samskara’larımızla alakalıdır. Udananın görme, konuşma, duyma vs. ile alakalı olması dışındaki diğer bir aktivitesi de hafızayladır. Udana bedenimizle sınırlı değildir. Beden ölse bile Udana burada kalabilir. (Hayalet beden de denebilir.) Kişi ölünce Udana ile burada kalmaya devam eder. Bir daha doğmamıza sebep olacak Prana ,Udana’ya bağlıdır. Eğer hafızamızda (Udana bölgesinde) nefret, kızgınlık, kıskançlık, öfke, ihtiras vs. varsa bir sonraki yaşamımızda (reenkarnemizde) bunlara da yanımızda taşıyarak geliriz. Yani halledemediğimiz konular olduğu için tekrar bedenleşeceğiz. Oysa içimizde sükunet, huzur, mutluluk, birlik ve bütünlük hissi varsa, bir sonraki reenkarnemizde daha mutlu olarak geliriz,YA DA artık tamamen ruhsal olarak özgürleşip gelmeme deneyimini yaşayabiliriz.

Beyinin nefesle ilişkisi:

Beyne giden kanda oksijen miktarı azaldığında beyin glikozu kullanamaz.Geç algılama,geç fark etme ,unutkanlık başlar.Nefes yoluyla aldığımız oksijenin % 20’si beynimiz tarafından kullanılmaktadır.bebeklerin nefes alışına dikkat edersek eğer,karınlarından nefes aldıklarını görürüz.Bebekler 2 yaşına kadar karından nefes alırlar.Aslında erkeklerin çoğu karından nefes almaktadır.İlerleyen yaşlarla birlikte, obezite,yanlış duruşlar,stres ve daha pek çok faktör nefes alışımızı değiştirir.Sığ nefes dediğimiz,sadece göğüsten nefes almak başlar.Bu tarz nefes kalp hastalığı ve yüksek tansiyon gibi rahatsızlıkların hazırlayıcı faktörleridir.

Nereden nefes almalıyız:

 Yoga’da tam nefes dediğimiz,karın (diyafram),kaburga ve göğüs nefesini birleştirerek nefes almalıyız.Ben bunu öğrenmek için ilk adım olarak karından nefes alıp vermeliyiz.İleride bunun uygulamasını göreceksiniz.Şimdi karın nefesi yani diyafram nefesine göz atalım.

Diyafram göğüs kafesiyle mideyi ikiye ayıran,büyük ve yukarı doğru kavisli bir kastır.Nefes alırken diyafram aşağıya iner, akciğerlere daha kolay hava girer, mide, karaciğer, dalak vs. gibi organlara olumlu masaj sağlanır. Nefes verirken diyafram yukarı yükselir.

Diyafram kalbin yardımcısıdır.

Eğer o olmasaydı kalp 40 kat daha fazla çalışmak zorunda kalırdı.

  Karnımızı ikinci beynimiz olarak algılayabiliriz. Karın, vücudumuzda bulunan bağışıklık hücrelerinin %70 ile %85’ini üretmektedir. Hastalıkların başlıca nedeni bağırsaklara yerleşen üst mikroplardır. Karın nefesi kanı arındırır.

Karın ve beyin arasındaki bağlantı, kafatasının altından başlayıp boyundan aşağıya inen ve göğüs bölgesini geçerek karın boşluğuna dalan “vagus siniri” sayesinde olmaktadır.Bu sinir,üç sistemden geçer;Kalp-damar sistemi,solunum sistemi,sindirim sistemi.

Her saat başı beş kez arka arkaya yapılan karın solunumu sayesinde daha sakin ve daha gevşemiş hissederiz.Sabahtan akşama kadar toplam 40-50 kez bu nefesi yaparak,vücut 10 km yürüyüşe eşdeğer oksijenlenir.

· Karın nefesi uygulamak sakinleştirici hap yutmuş etkisi yapar.Beyin sakinleşir.

· Karın nefesi kolay uykuya dalabilmek için birebirdir.

· Karın bölgesindeki tüm organlara hafif ve tatlı bir masaj sağlanır. Organlarda duran kan dolaşıma sürüklenir..

(Diyafram nefes) Uygulama:

1. Sırtüstü yatınız.
2. Dizlerinizi yukarı gelecek şekilde bükünüz, omurganız dümdüz olsun. Ayaklarınızı tamamen yere uzattığınızda bel bölgesinde boşluk kalmıyorsa ayaklar uzatılabilir. Bu nefes oturarak, ayakta da uygulanabilir. Ancak yatarak daha kolay öğrenilir.
3. Bir eliniz karında, diğer eliniz göğsünüzün üzerinde olsun.
4. Burnunuzdan yavaş bir soluk almaya çalışın. Gözlemleyin, karnınızın üzerindeki elinizin yükselmesi doğru nefes aldığınızı gösterir. Nefes alırken karnınız yukarı doğru yükselsin ve nefes verirken karnınız içeri girsin.

Tam Yoga nefesi uygulaması:

1. Önce derin nefes vererek boşaltalım. Karından yavaş ve derin nefes almaya başlayın. Karın yükselsin
2. Nefes yukarıya kaburgalara çıksın
3. Göğüs ve köprücük kemiklerine nefes ulaşır, ancak bu esnada karın içeri girmez.
4. Nefes verirken önce karın,sonra kaburga orta göğüs ve en son üst göğüs nefesi boşaltır.

Her zaman nefes vererek önce akciğerler boşaltılır. Bitirirken de nefes alarak bitirilir. 4 tur yaparak başlayın yavaş yavaş sayıyı 20 tura kadar artırın. Başlangıçta baş dönmesi olabilir. Özellikle çok sigara içenlerin oksijene alışmaları biraz zaman alıyor.

Derslerdeki belli başlı nefesler şunlara iyi gelir.

· Peklik,hazımsızlık,mide asitleri için
· Düşük tansiyon,yüksek tansiyon,astım
· Sinir sistemi,sinirlilik,öfke kontrolü,depresyon
· Vucudumuzdaki kalıntıları atıcı, kilo kontrolü

Derslerde öğrenilen nefesler (pranayamalar)

1. Kapalabhati nefesi

2. Bhastrika (ileri nefes uygulaması)

3. Sheetakari (Dilini arkaya yuvarlayıp yapılan nefes)

4. Sithali (dilini yuvarlak kıvırıp alınan nefes)

5. Sadanta(Dilini dişlerinin arasına sıkıştırıp yapılan nefes)

6. Nadi shudhi(Sağ –sol burundan yapılan nefes)

7. Agnisar pranayama

8. Öfke kontrol nefesi

9. Tam yogik nefesi

10. Nadanusandana(Mudralarla yapılan nefes)

11. Surya bhedhana

12. chandra bhedhana

13. Bramhari(Arı vızıltısı sesi)

14. “Ha” nefesi(UCAİ PRANAYAMA)

15. ritmik nefes

16. (stres relief) stres önleyici nefes

17. Surya aniloma viloma (iştah kontrolü)

18. Anilomaviloma (Dönüşümlü nefes)

19. Chandara anoluma viloma

20. Sukhapurvaka pranayama

21. Hızlı nefes(mukha douti)

Vibhagiya Svasana (Bölgesel nefes)

a) Diyafram nefesi (Adama) – Chin Mudra – A sesi

b)Göğüs Nefesi (Madyama) – Chin Maya Mudra – U sesi

c) Köprücük Kemiği Nefesi (Adya) – Adi Mudra – M sesi

d) Tam Yogik Nefes (Sam Purna Pranayama) – Sam Purna Mudra – A-U-M sesi olarak bilinir.

BANU DEĞER.

 

Incoming search terms:

  • ucai nefesi
  • https://yandex ru/clck/jsredir?from=yandex ru;search;web;;&text=&etext=1834 h5M4fTdv3vsJ5XY0AgUSnL76YqFFzl1GJAPqRgfFQLh9mAdQLtDny1IRp-4toBVh c5a8b7bc510565a2c7e3a3bf18b9a3657e69a771&uuid=&state=_BLhILn4SxNIvvL0W45KSic66uCIg23qh8iRG98qeIXme
  • pranamaya nedid
  • pranamYa nesir

Karma Yoga 2

 Pekiyi Karma bunu mu gerektirir? Yani gerçekten kimsenin Karma’sına müdale etmemek adına, yardım eli uzatmaktan kaçınmalı mıyız?
Burada aslında duyulan korku şudur: Olumsuz fiiller nasıl olumsuz sonuçlar doğuruyorsa, olumlu fiiller de olumlu sonuçlar doğrur. Yani ben çok kötü bir insanken yaptığım tüm kötülükler nasıl beni bu doğum ölüm çarkı olan Samsara’ya bağlıyorsa, çok iyi bir insan da, yaptığı iyi fiillerin meyvelerini yemek için bu Samsara’ya bağlı kalacaktır. Bu nedenle kişi mümkün olduğunca suya sabuna dokunmadan, “bağımlılıkları” ve mümkünse “sorumlulukları” üzerinden atarak yaşamalıdır. Bu konu hakkında eski Hindistan’dan bir örnek verilebilir:

Eski Hindistan’da yemek yemek aile için kutsal sayılan özel bir ritüele sahipti. Evin hanımı yemeği yapar, tüm aile masanın çevresinde toplanır, ancak kimse yemeğe başlamadan önce, evin reisi kapıya çıkar ve olabildğince yüksek bir sesle “Dışarıda aç olan kimse var mı?” diye sorardı. Eğer yoldan geçen aç bir kimse varsa, o kişi masaya oturur, öncelikli olarak yemeğini yer, ev sahipleri ancak misafir yemeğini bitirdikten ve karnı iyice doyduktan sonra, yemeğin kalanını yerdi. Eğer gelen misafirler yemeğin tamamını yerlerse, ev sahipleri o öğün için tekrar yemek pişirmez, gelen misafirlerin karnını doyurdukları için ev halkı memnun ama aç olarak sofradan kalkarlardı.

Bu örneğe bakıldığında, hizmetin ve çevreye yardımın, kişinin kendi önüne geçmesinin ne kadar önemli olduğu rahatça görülebilir. Kişi önce kendini değil, önce çevresini düşünür.Çevresinin mutluluğu onun kendi mutluluğu olur; çevresinin karın tokluğu kendi karın tokluğu olur.
Şu yardım edilmeyen kişilerin, “Karma”sından dolayı orada olduğuna inanan bu kişilere şu soruyu sormak gerek: “Pekiyi bu kişinin Karma’sında, bu durumdayken benden yardım almak olmadığını nereden biliyorlar?” Swami Sivananda, ”The Divine Life Society”yi (İlahi Yaşam Topluluğu) kurduğunda, şu maddeleri aşramın adı altına yazmıştır:

(1) Hizmet et,
(2) Sev,
(3) Ver,
(4) Arın,
(5) Meditasyon yap,
(6) Farkına var.

Dikkat edilirse, en büyük Bhakti yogilerden olan Swami Sivananda, Yoga’nın adımlarını Yama, Niyama, Asana vs. diye sekize bölmektense, altıya bölmüş ve işe “Hizmet et” diyerek başlamıştı. İşte kişi, tıpkı Sivananda’nın da söylediği gibi, yapması gereken görevi (hizmeti) yapmalıdır. Eğer bu görev çevresine yardım etmeyi gerektiriyorsa, bunu da yapmalıdır. Burada hizmet maddi ya da manevi olabilir. Örneğin kişinin bir dostunu kötü gününde dinlemesi de bir hizmettir. Ancak bu fiiller kişiyi bağlamak zorunda değildir. Çünkü kişiyi bağlayan fiilin kendisi değil, kişinin fiile karşı geliştirdiği bağımlılık ve fiilin meyvesine karşı duyduğu arzu veya nefrettir. İşte Karma Yoga da, burada devreye girer. Kişi “fiilde beceri”ye sahip olarak, yani bağımlılık ve egodan kurtularak fiilde bulunduğu halde, yaptığı fiil kendisini bağlamaz.

Aynı şekilde şu görüş de doğru değildir: “Ben bağımlı olmadan fiilde bulunamıyorum. Yani ne zaman birine yardım etsem, aklım ister istemez ettiğim yardımın karşılığını almaya kayıyor. En iyisi bundan korunmak için yardım etmeyeyim.” Kişi, kendisinin bu dünyada üstlendiği rolü kusursuzca oynamalıdır. Bundan kaçması doğru değildir. Kişi bir aile reisi ise, ailesine karşı olan tüm yükümlülüklerini yerine getirmelidir; bakması gereken yaşlı anne babası varsa, onlara para göndermelidir; hasta kızkardeşi varsa ona hastabakıcılık yapmalıdır. Eğer kişi tüm bunları sadece yapması gerektiği görevi olarak alıyorsa ve bunu herhangi bir karşılık beklemeden sadece doğru olduğunu bildiği için yapıyorsa, bu fiiller kendisini bağlamayacaktır.

Sri Krişna, Bhagavat Gita’da şöyle söylemektedir: “Görevin sadece çalışmaktır ama asla meyveleri için değil. Ne fiilin meyvelerinin seni çalışman için motive etmesine izin ver, ne de bağımlılığının seni fiilsizliğe itmesine izin ver.” (Bölüm 2, Vecize 47)
;
Swami Vivekananda, “Karma Yoga” isimli kitabında şu görüşü açıklamaktadır: “Bu dünyada yaptığımız tüm fiiller aslında bizim kendimizi eğitmemizde kullandığımız arılaştırma (kriya) yöntemleridir. Yani kişi aslında bir düşküne para verdiğinde ya da çevresine yardım elini uzattığında onlara yardımcı olmamakta- tersine kendisine yardım etmektedir. Kimsenin, dünya dahil olmak üzere, hiç bir şeyin yardımımıza ihtiyacı yoktur.

Biz olsak da olmasak da dünya dönmeye devam etmektedir. Bu nedenle kişinin yaptığı her tür yardım için bırakın kendisi için bir fayda sağlamayı, tersine kendisine bu fırsatı veren çevresine teşekkür etmesi gerekmektedir. Çünkü bu kişiler olmazsa -yapılan görevin doğasına göre – cömertliğimizi, sevgimizi, şefkatimizi vs göstermemiz mümkün olamazdı. Yani aslında kişi görevini tam olarak yerine getirdiğinde “veren” değil, “alan”dır. Alır, çünkü bir şey daha öğrenmiştir: “Karşılıksız ve koşulsuz olarak vermenin güzelliğini” ya da “karşılıksız ve koşulsuz olarak sevmeyi”. Bağımlılığı aşabilmenin bir yolu da işte budur. Kişinin kendisine bu fikri hatırlatması, yapılan fiili “veren” ve “alan”ın rolerini değiştirmektir.”
Swami Vivekananda, aynı kitapta, “Bir aile reisinin konumu, dağda inzivaya çekilmiş bir kişinin konumu kadar kusursuz ve mükemmeldir” der. Her iki durum da mükemmeldir; çünkü her iki kişi de doğasına uygun yaşamaktadır. Kimse diğerinin görevine özlem duymadan, yapması gereken görevi yapmalıdır. Böylece herkes kendi doğasına uygun yolda, sarsılmadan ve engelle karşılaşmadan en yüksek iyiye ulaşacaktır.

“Kişinin mükafatı olmasa bile kendi görevini yapması, daha iyi yapacak olsa bile bir diğerinin görevini yapmasından daha iyidir. Kişinin kendi görevini yaparken ölmesi, bir başkasının görevini korkuyla yapmasına yeğdir.” (Bhagavat Gita, Bölüm 3, Vecize 35)

Şunu unutmamak gerekir ki, yoga sistemi, bir aileniz varsa onları bırakıp gitmenizi, işi bırakmanızı, dostlarınızı terk etmenizi vs. istemez. Asında ne komiktir ki, tüm Bunların Karma Yoga yapmak için istendiğinin düşünülmesinin nedeni kişinin “sorumluluklardan kaçmak” için bir bahane araması ve yogayı da bahane olarak kullanmasıdır. Bağımlılıktan kurtulmanın yolu, kişinin kendine hakimiyetidir. Bağımlılıktan kurtulmanın yolu, sorumluluktan kaçmak değildir. Bunu yaparak, kendimizi kandırmamalıyız.

Sonuç olarak; yapan ‘Ben’ değilim demek Karma’nın en üst noktasıdır. Kişi kendini yapan olarak bile görmez. Zihnen bu işi (fiili) kendi yaptığı halde, yapan olarak bile kendini kabul etmemesi, kişinin bilgiye ve birliğe en yakın olduğu haldir. Kişinin zaten yoga yolunun sonunda ulaşacağı nokta birliktir. Zihnin bir mum ışığı gibi sabit durduğu an da Samadhi’dir. Demek ki, biz Karma Yoga yoluyla da Samadhi’ye ulaşabiliriz.
Bu konudaki en önemli yardımcımız ise “Bhagavat Gita” adlı kitaptır. Bhagavat Gita, Mahabharata Hint destanının bir bölümüdür. MÖ 3012 yılında gerçekten yaşanmış bir savaş alanında geçmektedir. Arcuna savaşçıdır. Krişna ise onun yol göstericisi, yani gurusudur.
Son olarak fiilin terki bölümündeki (Bölüm 5) 10, 11, 12 ve 13. vecizeleri de ele alarak konuyu bağlamak istiyorum:

BHAGAVAT GITA – 10. VECİZE
“Fiilde bulunan, bu fiilleri Brahman’a sunan ve bağımlılığı bırakan kişi, sudaki lotus çiçeğinin yaprağı (-nın çamura bulaşmaması) gibi günaha bulaşmaz.”

İşte bu vecizede Sri Krişna, kendine hakim olan yogiyi kast ederek, “Eğer kişi fiilde bulunduğu halde, tüm fiillerini Mutlak’a sunarsa –yani bireyselliği bırakırsa ve yaptığı fiile olan bağımlılığı terk ederse– yaptığı fiillerden iyi ya da kötü etkilenmez,” diyor.
Karma Yoga yapan kişinin yapabileceği iki temel yoldan bahsedebiliriz:
(1) Yapanın kendisi olduğunu reddetmek, “Yapan doğadır,” demek; yani bağımlılıktan kurtulmak.
(2) Tüm fiilleri yapmak; ama bunları kendi adına değil, Mutlak adına yapmak. Böylece fiilin meyvelerini evrene hediye etmek, yapılan fiilden bir medet ummamak.

Kişi yaptığı fiilleri Mutlak’a (Brahman, Mutlak’ın isimlerinden biridir) sununca –yani fiillerinin meyvesinden vazgeçince ve yaptığı fiile karşı edindiği bağımlılıktan kurtulunca– yani doğa kendisine Guna olan bir duyu nesnesi gönderdiğinde, yine Guna olan duyularıyla ya da fiilleriyle cevap verince, doğa artık bu duyu nesnesini göndermediğinde de, “Neden bu duyu nesnesi artık gelmedi?” demekten vazgeçince, kişinin yaptığı fiil kişiyi bağlamamaktadır.

Biraz bağımlılıktan bahsetmekte fayda var. Neden kişi, doğa kendisine bir nesne gönderdiğinde kabul etmeli, göndermediğinde de bunu olduğu gibi kabul etmelidir? Kişinin fiile bağımlı hale gelmesi, kişinin o fiile sarılmasının sebebi “yokluk” duygusudur. Çünkü kişi, kendisinde olmayan bir şeye “ulaşmak” için, fiilde bulunur. Yemek yer çünkü aç olduğunu düşünür; su içer çünkü susamıştır; televizyon seyreder çünkü sıkılmıştır.Halbuki yoga öğretisi bize “Duyular duyu nesneleri arasında dolaşmaktadır,” der. Yani acıktığımızda da susadığımızda da, yine Guna’lar devrededir. Kişi acıktığında yemek yiyebilir; susadığında su içebilir. Ama eğer bunları “Yapan benim,” diyerek yapmaz ve herhangi bir bağımlılık duymadan sadece doğanın getirdiği Guna’lara karşılık olarak Guna’larla cevap verdiğini hissederse, bu onu bu fiile karşı duyduğu bağımlılıktan uzaklaştıracaktır.

Şunu belirtmek gerekir ki, buradaki “günah” kelimesi tıpkı diğer yerlerde olduğunu bildiğimiz gibi “engel” anlamını taşımaktadır. Kişinin günaha bulaşmaması demek, kendini bilme yolunda kendisine yeni bir engel yaratmaması demektir.

BHAGAVAT GITA – 11. VECİZE

“Yogi’ler, bağımlılığı terk ederek, sadece bedenen, aklen, zihnen ve aynı zamanda duyularla, benliğin saflaşması için fiilde bulunurlar.”
Kişi bağımlılığı terk ettikten sonra, doğanın kendisine getirdiğiyle mutlu ve tatmin olmayı örendikten sonra, fiilde bulunmaya devam eder; ama tüm bunları sadece benliğin saflaşması için yaparlar. Yani, artık bu yöntemi öğrenmiş ve hayata geçirmeyi başarmış olan kişi için yaptığı tüm fiiller, kendisini arındırmada kullandığı birer araç haline gelir. Böylece yaptığı yoga, günde 30 dakika meditasyon yapmakla sınırlı kalmaktan çıkıp, 24 saat boyunca uyguladığı bir yaşama sanatı haline dönüşür. Böylece kişi “yogayı yaşamaya” başlar. Ancak bu, entelektüel düzeyde kavramların anlaşılması ile yapılabilecek bir uygulama değildir. Bu sadece kavramların hayata geçirilmesi ile ilgilidir. Bu da uygulama ve pratik gerektirir.

 Bhagavat Gita’da Sri Krişna şöyle demektedir: “…tüm varlıklar doğumda yanılgıya tabiidir.” (7/27) Kimse doğar doğmaz kendini bilmez. Kendini bilen (“görevli” olarak tabir edilen gönüllüler dışında) zaten doğmaz. Kişi, gelişmişlik seviyesine göre yaptığı uygulamalarla kendini bilme uygulamaları yapar. Bu nedenle, ruhsal yol bir öğrenme süreci olarak düşünülebilir. Kişi, kendisinde bulunan düşük seviyeli enerjileri yüksek seviyeli enerjilere dönüştürmeyi öğrenir. Böylece Tamas, önce Rajas’a, oradan da Sattwa’ya yükselir. Böylece içsel simya gerçekleşir. Bundan sonraki adım ise Sattwa’nın aracılığı ile Sattwa’nın da üstüne çıkmaktır. Tüm bunlar da, pratik yapmakla geliştirilebilir.

 Sadece entelektüel seviyede kalan bilgi, yaşama geçirilmediği sürece, atıl olarak durmaktadır. Bu nedenle kullanılmayan bilginin Tamasik değeri olduğunu düşünebiliriz. Bu bilgiyi iyi niyetle, kendi gelişimimiz için kullandığımızdaysa, bu bilgi Sattwa değeri taşımaya başlayacaktır. Unutmamalıyız ki, kitabi bilginin odamızdaki kütüphane raflarında durması ile, beynimizde bulunan tozlu raflarda durması arasında fark yoktur. Her iki durumda da bilgi kullanılmamakta, böylece görevini yerine getiremeyerek atıl durmaktadır.

BHAGAVAT GITA – 12. VECİZE

“Birleşmiş olan, fiilin meyvesini terk ederek, ebedi huzura kavuşur; sadece arzuyla itilen ve meyveye bağımlı olan birleşmemiş olanlar (zincirlere) bağlıdır.”

Birleşmek, yoga’da kalmaktır. Kişinin ebedi huzuru için yapması gereken fiilin meyvelerini terk etmesi (yani Karma Yoga yapması) ve “Bir” olarak kalabilmesi olarak tekrar burada özetlenmektedir. Bunu yapmayan ve bir olmayanlar hakkında da Sri Krişna şunları söylemektedir:
(1) sadece arzu ile itilen
(2) meyveye bağımlı olan

Bir’liği hissetmeyen bu kişiler, doğum ve ölümün zincirlerine (Samsara’ya) bağımlıdır. Böylece kişi duyularını dizginlemediği ve arzularının esiri olduğu sürece, yani duyularının da sadece doğanın değerlerinden oluştuğunun idrakinde olmayarak, duyularının kendisini yönetmesine izin verdiği sürece ve böylece yaptığı fiillerin meyvesine bağımlı kaldığı sürece, rüzgarda dalgalanan bir gemi gibi, bir o yöne, bir bu yöne rüzgar ile salınacak ve akıntıya kapılıp gideceklerdir.

BHAGAVAT GITA – 13. VECİZE

“Bedenlenmiş olan (kişi) tüm fiilleri zihnen terk ederek ve kendine hakim olarak, dokuz kapılı şehirde, mutluluk içinde, fiilde bulunmadan ve diğerlerinin (beden ve duyuların) fiilde bulunmasına sebep olmadan kalır.”
Kişinin bedeni, “Brahmapuri” (Mutlak’ın yaratıcı sureti olan Brahma’nın şehri) olarak bilinmektedir. Dokuz kapısı olduğunun söylenme sebebi, bedenin dışa açılan delikleridir. Bunlar; gözler, kulaklar, burun delikleri, ağız, anüs ve üreme organıdır. Bu nedenle fiziki bedene, dokuz kapılı şehir denmektedir. Peki, fiziki bir bedende doğmuş olan kişi ne yapmalıdır?

1. Tüm fiiller zihnen terk edilmeli: Burada da bir Karma Yoga tarifi vardır. Hatırlanacağı gibi, Karma Yoga fiillerin meyvelerini terk etmekti. Sri Krişna bunun yolunu burada vermektedir. İstenilen, fillerin fiziki olarak terki değil, fillerin zihnen terk edilmesidir. Yani kişi, fiili tıpkı diğer herkes gibi yapmaya devam edecektir; ama arada gözün algılamadığı bir fark vardır. Herkes fiilin meyvesinin arzusuyla hareket ederken, bir yogi dünyanın refahını isteyerek hareket etmektedir. Bu, dışsal gözün algılayacağı bir şey olmayacağı için, herkes tarafından günün her saatinde hiç bir sınırlama olmaksızın uygulanabilir. Böylece yoga 24 saat için uygulanabilir bir yaşam tarzı haline gelebilir.

2. Kişi kendine hakim olmalı: Kişinin kendine olan hakimiyeti de, fiillerin zihnen terk edilmesi kadar önemlidir. Zaten kişinin kendine hakim olmadan, fiilleri de zihnen terk etmesi mümkün değildir. Çünkü kişinin kendine olan hakimiyeti, beş duyusu üzerinde egemenlik kurması ile mümkündür. Duyular da “kişinin dışarıda olan dünya” ile bağlantısıdır. Kişi bu duyulara hakim olmadığı sürece, akıl dışarı kayacak, ümit, arzu, öfke gibi duygular arasında gidip gelecektir. Bu da kişinin yaptığı fiilin karşılığını beklememesini imkansız hale getirecektir.

3. Fiilde bulunmadan ve diğerlerinin de fiilde bulunmasına sebep olmadan durmalı: Üstte anlatılan fiili zihnen terk etmesi ile artık kişi “fiili yapan” olmayacaktır. Böylece kişi fiilde bulunduğu halde fiil kendisini bağlamayacaktır. Artık kendisi sadece evrensel düzen içinde kendisine verilmiş olan görevi yerine getiren bir alet gibi çalışmaktadır: Kişi işini tam ve kesin olarak en iyi şekilde yapmaya çalışmaktadır. Çünkü böylece evrensel mekanizma en iyi şekilde işleyecektir; ama bu fiil kendisini bağlamamaktadır. Evrensel mekanizma bu kişiyi bu görevden alıp başka bir görev verdiğinde de, kişi yine aynı serinkanlılık ve ayniyet duygusuyla bu işi de eskisi gibi en iyi şekilde yapmaya çalışacaktır. Böylece kişi fiziksel olarak fiilde bulunduğu halde, fiili aşmıştır ve aslında fiilde bulunmuyordur. Aynı şekilde diğerleri olarak adlandırılan beden ve duyuların da meyve beklentisiyle bir fiilde bulunmalarına müsaade etmemekte, yani kendine tam olarak hakim olmaktadır.

Böylece kişi, bu vecizede de dendiği gibi, bu beden içinde mutluluk içinde durabilecektir. Çünkü kişinin mutluluğu fiilde yani dış dünyada araması yoga felsefesine göre, kişiye mutsuzluk getirir. Bunun sebebi, doğanın bize getirdiği tüm etkilerin gelip geçici olmasıdır. Kişi ne zaman ki, mutluluğun kendi içinden dışa doğru yansıdığını bilir. İşte o zaman kişi bu beden içindeyken mutlu hale gelir. İşte bu mutluluk, herhangi bir şarta bağla olmayan mutluluk -Ananda- halidir. Bu mutluluğa ulaşmış kişi, artık dünyasal zevklerin kendisine bir şey veremeyeceğini, her şeyin gelip geçici olduğunu, nihayetinde tüm evrenin Yoga-Maya yani Mutlak’ın bir yanılsaması olduğunu anlar. Böylece “bütün” olandan “bir” olana yolculuk tamamlanır.

BANU DEGER…

RAJA YOGA NEDİR ?

 Raja Yoga, kendimizi isteyerek ve arzulayarak disipline etmemizdir. Buradaki en önemli araç irade gücümüzdür. İrademiz yoksa, kontrolümüz de yoktur. İrade gücü Raja Yogadaki aracımızdır. Bu sistem de sonuç olarak aklımızı ve zihnimizi bilinçli olarak sakinliğe götürmek için düzenlenmiştir. Krişna ve Patanjali aklı kontrol etmenin iki sisteminden söz ederler. Bunlar;

1) ABYASA: Disiplin ve kontroldür. Bu yönteme Raja ve Karma Yoga girer. Bu yöntemde bir disipline olan, bir de disipline eden bulunmaktadır. Disipline olan, çalışandır. Disipline eden, patrondur. Disipline olan, yani öğrenci, kendini hiçbir zaman baskı altında hissetmemelidir. Çünkü zorla disiplin altına girdiğimizde kendimizi baskı altında hissederiz. Oysa istekle ve arzu ile kendi üzerimizde disiplin kurarsak, bu da bizim kendi kendimizin efendisi olmamızı sağlar. Kendi kendimizin efendisi olmamız demek, ne yapmak istediğimize, nasıl düşünmek istediğimize, nasıl davranmak istediğimize ve hangi okul yolunu takip edeceğimize bilinçli olarak karar vermemizdir.

2) VAIRAGYA: yani ‘bırak gitsin’ yöntemidir. Bu yönteme ise Bhakti ve Gnana Yoga sistemleri girmektedir. Gnana Yoga sistemine göre Vairagya’da bilgiyi yöntem olarak kullanırız. Bilgiyi kullanmamızın aracı ise zihnimizdir. Analiz eder, bilgiyi zihnimizle kullanırız. Bu sistem sonuçta yine bizi aklın sakinliğine götürür. Ama bu sistemi uygulamak kolay değildir. Burada en önemli araç sorgulamaktır. Bu da bize bilgiyi getirir. Bilgide mutluluk… Aklın sakinliğini sorgularken mutlu olma yöntemlerini bilirsek, kolayca sonuca ulaşırız. Bhakti Yoga sisteminde ise duyular üzerine hakimiyet gerektirir ve kişinin gerçek sevginin ne olduğunu anlaması üzerine kuruludur. Bhaktinin amacı evrensel sevginin ne olduğunu kişiye göstermek kişiyi Yoga’ya, yani birliğe götürmektir. Yani Vairagya yönteminde de anlaşılması gereken, olaylara ve dünyaya, kişilerle sonsuz, sınırsız, karşılıksız sevgiyle bakmamız; nesnelere tutunmamız, endişelerimizden yöntemleri bilerek akıl yolu ile sıyrılmamız anlatılır. Yani zihnimiz metodu ve analizi bilirse mutluluk yolu kaçınılmazdır. Amaç içsel ve dışsal doğamızı kontrol ederek hepimizde olan ilahiliği tezahür ettirmemizdir.

Şimdi RAJA YOGA’NIN ALTINDAKİ SEKİZ BASAMAKLI ASTANGA YOGA’yı inceleyelim.

Astanga Yoga, Patanjali’nin kaynak eseri Yoga Sutra’larda anlatılmaktadır. Öğrenci isteyerek ve arzu ederek bu sekiz yolu disiplinli bir şekilde uygularsa yoga yolunda istediği hedefe ulaşabilir.

1) YAMA’LAR: Kendimize hakim olmayla ilgili ilkelerdir. Ahlaki değerlerimizdir.

A) Ahimsa: Kendimize ve topluma zarar vermemek, şiddet kullanmamaktır.

Özetle kişi kendi mutluluğu için etrafını sıkıntıya sokarsa bu bir şiddettir. Ama kendin mutluysan ve sadece etrafındakilerin ve toplumun huzursuzluğundan mutlu oluyorsan bu da bir şiddettir. İçimizdeki şiddet bir zehirdir. Şiddete karşı olmalıyız ve bu şiddeti vücut, zihin ve söz seviyesinde kontrol etmemiz Ahimsa’dır.

B) Satya: Doğruluktur.

Doğruluk ve gerçek zamanın her diliminde aynıdır. Yalan söylemek ve bunu sürdürmek, aklımıza ve bedenimize zarar verir. Bize yük getirir. Biz geçmiş ve gelecekle de ilgili dürüst olmalıyız. Bu gerçeklikler sorumluluktur. Bu sorumluluklar bizim içsel gücümüzdür.

C) Asteya: Çalmamak.

Bizim olmayan hiçbir düşünceye ve maddeye sahip çıkmamamız demektir. Sahip olduklarımızla mutlu olursak, Asteya’yı yerine getirmiş oluruz.

D )Brahmacarya: istek ve arzuları kontrol etmek.

Dünyamıza kutsal bir şey gibi saygı duymak, dünyaya pozitif bir oluş gibi davranmaktır. Aynı zamanda kendi üzerimizde de bedensel ve tensel zevklerimizi kontrol altına almamız demektir.

E) Aparigrama: Her şeye karşı nötr olmamız.

Hiçbir düşünceye ve davranışa gereğinden fazla veya gereğinden az bağlanmamamız demektir. Örneğin istifçi olmamamız, maddeye tutunmamamız, açgözlü olmamamız demektir.

2) NİYAMA’LAR: Kişinin kendini saflaştırması ve gözleme yapmamız için gerekli ilkelerdir.

A) Sauch: saf ve arı olma.

Temiz olmamız, saygılı olmamız, düzenli olmamızdır. Kendimiz ve çevremizin temizliği, zihnimizin saflığı ile de alakalıdır.

B) Santosha: halimizden ve durumumuzdan memnun olma.

Yani ihtiyacımız olanla gereken arasındaki farkı görmemizdir. Fazla olan hiçbir şeye ihtiyaç duymamalıyız. Objelere ve nesnelere fazladan bağımlı hale gelirsek bunların kölesi haline geliriz.

C) Tapas: Ateşli istek.

Yani tek yönlü olarak kendimizi bir şeye vermemiz; isteğimiz ne olursa olsun, inançla, adanmayla ve samimiyetle takip etmektir.

D) Svadyaya: Okuma.

Spiritüel konularda bol bol okumamız ve kendimizi akıl, zihin düzeyinde geliştirmemiz demektir.

E) Ishwara Prranidhana: hatırlama.

Zaman zaman kendi özümüze dönüp yolun neresinde olduğuna bakmamızdır. Yani içsel gözlemdir. Örneğin sadece Svadya’ya takılmamak (okuma), sadece Sauch (temizlik) aşamasına takılıp kalmamak. Niyama uygularken kendi içimizle ve davranışlarımızla ilgileniriz. Bu başkaları ile iletişim içinde olmamızı gerektirmemelidir.

Sonuç olarak bu basamakların hepsi yoga yolunda ilerlememiz için bir araçtır. Son değildir. Sona ulaşmamız için gereken basamaklardır.

Patanjali’nin kaynak eseri Yoga Sutra’da Raja Yoga’nın 8 bölümü olduğundan bahsedilmiştir.

  • Yama’lar: Kendimize hakim olma ile ilgili ilkelerdir.
  • Niyama’lar: Gözlemleme yapmamız için gerekli ilkelerdir.
  • Asana’lar: Fiziksel Duruşlardır.
  • Pranayama: Nefes teknikleri ile evrensel enerji Prana’nın  kullanılmaması ve kontrol edilmesidir.
    Meditasyon aşamaları:
  • Pratyahara: Dikkatin dış dünyadan iç dünyaya yöneltilmesidir.
  • Dharana: Konsantrasyondur.
  • Dhyana: Konsantrasyon halinde, kişinin kendisini zorlamadan kalabilmesi durumudur.
  • Samadhi: Yoga’nın nihai hedefi olan Evrensel Bilinç ile birleşmedir.

B.K.S. Iyengar, Raja Yoga’nın bölümlerini bir ağacın bölümlerine benzetmiştir. Iyengar’a göre, Yoga Ağacının kökleri yama’lar, gövedisi niyama’lar, dalları asana’lar, yaprakları paranayama’dır. Ağacın özsuyu dhrana, ağacın verdiği çiçek dhyana, meyve ise samadhi’dir. Burada Iyengar’ın söylemek istediği, bir ağacın ancak bu bölümlerin hepsi bir arada olursa bir bütün olabileceğidir. Yani, Yoga yolundaki bir öğrenci, Samadhi’ye ulaşabilmek için, Yoga’nın tüm bu bölümlerini bir arada uygulamalıdır.

Banu Deger
BHANU PRİYA

Yoga Egitmeni, Reiki Master, Yasam Kocu

Incoming search terms:

  • raja yoga nedir
  • raja yoga

Öğrenci Görüşleri

Njoy sports club’ dan birkaç öğrencim,

1)Yoga ile günün stresini ve yorgunluğunu tamamen atıyorum. Yoga yaptığım günler daha enerji dolu olduğumu hissediyorum. Vücudumun esnediğini ve kemik yapımın düzeldiğini hissediyorum. Bel ağrılarımın yoga yaptığım günlerde geçtiği ve bel kemiğimin güçlendiğini rahatladığını hissediyorum.

Doğru nefes alış verişlerle daha iyi ve rahat nefes alabiliyorum. İçimdeki bütün yolların açıldığını hissediyorum. Daha önce tıkanıklar varmış ve benim farkındılığım bu güne kadar iyi değilmiş. Bütün bu çalışmalarla her şeyi daha bilinçli algılayabiliyorum.

NERGİZ YALÇINKAYA AÇIKGÖZ.

2)Yoga hayatımda çok büyük bir değişiklik yarattı. Özellikle doğumdan sonra vücudumu kütük gibi hissediyordum. Düzenli olarak gelebildiğim zamanlarda vücudumun 20 li yaşlarımdayken olduğundan çok daha esnek ve dengeli olduğunu fark ediyorum.

Banu hoca da bence bu alanda bir numara. Tüm hareketleri ve nerede nefes alıp vereceğimize kadar söylemesi ayrıca kendisinin de bizimle dersi yapması başka hiçbir yoga eğitiminde görmediğim bir şey.

Njoy’a üye olmamın tek nedeni yoga diyebilirim. Ve Banu hocaya bana olan katkılarından dolaylı çok teşekkür ediyorum.

FULYA EROL

3)Benim için çok değerlisiniz. Yoga yapmayı senelerdir düşünürdüm, sizinle başlamak çok güzel oldu benim için. Güzel yüzünüz yoga ya değer katıyor. Dersi çok güzel anlatıp bizi bilgilendiriyorsunuz. Dersleri kaçırmadan hep bu çalışmada olmak istiyorum. Dersin sonunda kendimi çok dinlenmiş ve mutlu hissediyorum.

Kim. Müh

NEVİN KOÇAN

4) Sevgili Banu ya da her zaman çağırdığım şekilde bir tanecik Banu Hocam,

Bana hayatın gözden kaçırdığım ayrıntılarını gösterdiğin ve her karşılaşmamızda bana yeni bir şeyler öğrettiğin için binlerce teşekkür. Hakkını vererek nefes almayı, düşüncemin gücüyle istersem neler başarabileceğimi senden öğrendim. Hayat iyi ki bizi karşılaştırmış, iyi ki varsınız

BANU YAZICI(Yoga EVİM)

5) Derslerde kişisel ilgi görebiliyor olmamız çok güzel.ÖZELLİKLE yoğun bir iş gününden sonra rahatlatan ve kendimi çok iyi hissetmemi sağlayan dersler oluyor.Banu hoca da öğrencileri ile yakından ilgilenen ve yogayı çok iyi bilen bir hoca.Özellikle derslerde nefes tekniklerine çok önem vermesi ve derslerde nefese çok önem vermesi beni çok rahatlatıyor.Uzun seneler Amerika da bir çok yoga dersine katıldım ama bu sistem benim çok hoşuma gidiyor ve teknik çok iyi.

ASLIHAN KURAL.(Yoga EVİM ÖĞ)

6)Haftanın iki günü akşamı iple çekiyorum.Genelde stresle dolu hayatımda,geçirdiğim iki saatlik rahatlık çoğu zaman hafta sonu tatiline bedel benim için.Açsam tok,yorgunsam enerjik,sinirli isem hafiflemiş hissediyorum.Ayrıca özel olarak ilgi görmek veya bunu hissetmek,yakınlık çok güzel.Sonuç olarak içimdeki beni keşfetmeye çalışıyorum.

ASLI DUYMAZ (Yoga Evim)

7)Yoga ile son iki yıldır ilgilenmeye başladım. Yoğun iş yaşamı içinde bir türlü vakit ayırmak mümkün olamamıştı. Gittiğim spor klübünde Banu Hocanın yoga eğitimlerine katıldıkça aslında kendi vücudumu tanımadığım gerçeğini fark etmeye başladım. Her hareketin sonunda farklı bir kas grubunun ya da derinlerde saklı kalmış bir organın varlığını hissediyordum. Bu, benim için çok farklı bir deneyimdi. Hindistan’da bulunduğum dönemlerin birinde, bir televizyon proğramında güzel bir hintli manken bayan şöyle demişti. “Your body is a temple and you have to care about it”. Bu saygıyı göstermemde yoganın yoğun etkisi olmuştur. Ve en önemlisi de her çalışmanın sonundaki sonsuz huzur hali. Günlük streslerden arınmış bir halde, yoğun bir özgüven duygusu ve daha üstün bir farkındalık düzeyinde, yaşam denilen uzun yolculuğa devam edebilmek gerçekten keyifli bir duygu…

Faruk BUDAK(Njoy sports club)

Araştırmacı, gezgin, fotoğrafçı

8)Sevgili öğretmenim; sana ne kadar teşekkür etsem az.İçtenliğin ve samimiyetinle,ilk konuştuğum anda,yıllardır tanıdığım bir yakınım gibi oldun.İyi ki varsın,iyi ki seni buldum,iyi ki REİKİ1uyumlamamı senden alma olanağım oldu.Enerjini,bilgini,sevgini esirgemedin.Sen güzelliklerin kaynağısın ve ben kızın olduğum için gururluyum.

SEVİLAY İPEKSU (Reiki insiasyonu öğrencim)

9)Banu Hoca’yla 2004’ün Eylül ayında tanıştım. Ablamın “Birlikte yoga kursuna gidelim mi?” önerisi olmasa, yogaya başlar mıydım bilemiyorum.

Yoga yapmaya başladıktan sonra fiziksel ve zihinsel birçok değişim geçirdim. Çocukluğundan beri alerjik astımı olan biri olarak akciğerlerimin son derece geliştiğini söyleyebilirim. Göğüs kafesim ve nefes alma kapasitem arttı. Bunu her asana sırasında ısrarla “Nefes, nefes!” diyen Banu Hoca’ya borçluyum.

Banu Hoca’nın insanı rahatlatan sesi, aynı hareketleri tekrarlarken bile bıkmadan bizi uyarması, her hareketin vücudun hangi bölgesini çalıştırdığını söyleyerek öğrencilerini bilgilendirmesi sayesinde bende fiziksel bir farkındalık oluştu. Şimdi her hareket ve duruş sırasında kendi içime dönerek bedenimi gözlemlemeyi başarıyorum.

Banu Hoca’yla yoga derslerinin fiziksel olarak güçlendirici, rahatlatıcı ve gevşetici özelliklerinin yanı sıra, zihinsel olarak da değişim geçirdim; geçiriyorum. Yoga sayesinde olaylara, durumlara ve insanlara karşı daha sabırlı ve olumlu yaklaşmaya çalışıyorum. Negatif düşünceden yavaş yavaş uzaklaşıyorum. Bir sevgili ya da eşe sahip olan kişilere de birlikte yoga yapmalarını öneririm; çünkü ilişkilerdeki iletişimi, sabrı ve duyarlılığı geliştirdiğine bizzat tanık oldum.

Sevgili Banu Hocam, bana öğrettiğin ve öğrenmemi sağladığın her şey için teşekkür ederim. Yüzündeki gülümseme eksik olmasın.

M. Banu Aksoy

(sevgili asistanım,dostum ve yoga evim öğrencim)

10)Banu Değer ile birlikte Anel Grup çalışanları olarak,yaklaşık üç senedir yoga çalışmaları yapıyoruz.Yoga yı çok iyi bilen bir eğitmenden öğrenmenin kazanımları bizim için çok fazla.Bedeniniz hızla şekil alıp,esneklik kazanıyor.Ayrıca iş yaşamının stresinden o süreler içinde uzaklaşabiliyoruz.Kendisi ile çalışmaktan ve öğrencisi olmaktan çok hoşnutum. Ve şirket olarak kendisine teşekkürlerimizi sunuyorum.

MUKADDES AKAY

ANEL GRUP SAHİBİ.

11)9 sene önce ilk kez bel ağrısıyla tanıştım, doktorum ağrının bel fıtığından kaynaklandığını söylemişti. İlk bel ağrımı takip eden dönemde sık,sık belimde tutulmalar yaşadım. Düzenli yüzmeye başlayarak ağrılarımın ve tutulmanın sıklığını daha az hissetmeye başladım. Yüzmeye ara verdiğim bir dönemde oldukça şiddetli bir ağrıyla yüzleştim, bu ağrı sağ bacağımı hareket ettirmeme engel olup, günlük ihtiyaçlarımı yardım almadan yapabilmeme engel oluyordu, yaptırdığım detaylı tetkiklerle sırtımda eğrilik, bir omurumda çift yönlü kırık, bel kayması ve 2 fıtık olduğunu öğrendim. Çoğunlukla önerilen tedavi yöntemi ameliyattı, görüştüğüm doktorlardan biri fizik tedavi destekli düzenli bir egzersizle ağrılarımı kontrol altına alabileceğimi, içerdeki kasları kuvvetlendirmem gerektiğini söyledi. Yoga ve Banu Hoca ile bu dönemde tanıştım. Katıldığım dersler sonrasında ilginç bir şekilde vücudumun fiziksel olarak güçlendiğini, omurgamın kuvvetlendiğini sanki iskeletimin düzelmeye başlayıp sağlamlaştığını hissediyorum. Açıkçası yoga sonrasında zihinsel dinginlik ve rahatlama sağladığımı da söyleyebilirim.

NJOY SPORTS CLUB ‘TAN SN.ÖZLEM YORULMAZ 17 EKİM 2007

12)DOĞUM YAPAN BİR ÖĞRENCİM…..

Yoga ile ilk tanışmam yaklaşık 7 yıl önce eşimin ablasının vasıtası ile olmuştu. Utanarak itiraf etmeliyim ki o dönemde daha önce de hakkında bir takım şeyler duyduğum yoga ve felsefesine yaklaşımım çok cahilce ve negatifti

Fazlası ile pratik biri olarak yoganın benim gibi güçlü !!!!!!!! birine pekte katkısı olamayacağına emindim. Bu tür yaklaşımlar ancak zayıf ve arayışta olan insanların oyalanma vesilesi idi.

Sanırım dünyayı yaşanır kılan en güzel şeylerden biri insanların olduğu gibi kalmamaları ve gelişime açık olmaları.

2007 benim için öyle bir yıl oldu ki bu olumlu gelişimi yaşama fırsatını buldum. Yılın ilk aylarında anne olacağımı öğrendim ve tamamen içimden gelen bir dürtü ile yoga yapmaya karar verdim.

Halbuki o güne kadar çevremden empose edilen bir hamile için yürümenin yeterli olduğu idi.

Hamileliğimin 4. ayında yogaya başladım ve sanırım huzurlu, mutlu, canlı ve keyifli bir 9 ay geçirmek için en iyi yolu bulmuş oldum.

Hamileliğimin son gününe kadar hatta doğuma 10 saat kalana kadar çalışan biri olarak haftada 2-3 kere gittiğim Yoga Evim benim kendim ve bebeğimle baş başa kalabildiğim , dinlendiğim, enerji depoladığım ve tümgünlük sıkıntılarımı unuttuğum bir yer oldu.

Yoga mutlak faydalı fakat bunu kiminle paylaştığınız ve kimden öğrendiğiniz de bir o kadar önemli. Banu Hoca’ya bu konuda şükran borçluyum. Hamileliğimden dolayı tek başıma katıldığım derslerde Banu Hoca bana sadece Yoga öğreten kişi olmadı sabahın 7.30 unda bile gülerek kapıyı açan, bütün bunalmışlıklarımı hafifleten ve bana adeta anne şefkati gösteren bir arkadaş olu.

9 ay boyunca normal doğum planlamama rağmen oğlum ali Durul’u sezaryen ile doğurdum.Yoga yapmamın temel nedenlerinden biri kolay doğumdu ancak ben yoganın olumlu etkilerini doğum sonrası yaşadım ve yoganın faydalarını sezaryen sonrasında bile gördüm. İnsanlar yataklarından kalkamaz ve sancı çekerken ben kendi kendime dolaştım, oğlumu emzirdim, altını değiştirdim ve gelen misafirlerimizi ağırlayabildim. Yoganın katkıları sayesinde vücudumu öyle kullanır hale geldim ki ağrı ve sancının esiri olmaktan kurtulmuştum. Hastaneden eve geldiğimiz 3. günden itibaren ise normal hayatıma dönmüştüm bile.

Şimdi oğlum 1.5 aylık ve biz onunla Banu Teyzesine gidip yoga yapmak için sabırsızlanıyoruz. Yeni yılda ailece  yoga yapıyor olacağız ve bu sayede eminim çok güzel bir 2008 geçireceğiz.

İki senedir Banu Değer hocanın öğrencisiyim, 40 senelik bir ihmalden sonra bedenimle ilgilenmeye karar verdiğimde doğru bir başlangıç yapmak için arayışa girdim çünkü belimde ve boynumda fıtık oluşmuş ,spor yapmamaktan bedenim doğru duruşunu kaybetmişti . İnternet sayesinde ulaştığım Banu hocayla başladığım desler sonrasınsa ağrılarım büyük ölçüde azaldı ,duruşum düzeldi daha enerjik ve moralli girdiğim bu dönemde yaklaşık 8 kilo vermem beni çok daha iyi bir seviyeye taşıdı.Halen derslere devam ediyorum .Olumlu enerjisi ,öğrencileriyle birebir ilgilenmesiyle özellikle rahatsızlığı olanlar için   şiddetle tavsiye ediyorum.Bir JLO kalçasına sahip olmak da işin güzel tarafı.Sağlık ve güzellik dolu günler.
Aylin Atalay

11.06.2009

Ayşe Beyza Celep

Herkese merhaba.

6 Ocak Çarşamba günü Banu Hoca ile olan çalışmamızın 4. kuruna başladım ve çok mutluyum.

Yaklaşık 8 sene önce ağır kaldırmaya bağlı olarak belimin sağ tarafında bir zorlanma yaşadım. Bu zorlanma zamanla sağ kalçada ve bacakta ağrı olarak kendini göstermeye başlamıştı. Öyle ki bırakın koşmayı hızlı yürüyemiyordum bile. Tüm bu geçen seneler içinde ilk sene uygulanan fizik tedavi, ilaç tedavisi ve gösterdiğim aşırı dikkat sonucunda zorlayıcı bir hareket yapmadığım takdirde kalça ve bacak ağrılarımdan geçici olarak kurtulmuştum. Ama sağ tarafımla bir yük kaldırmamaya ve hatta o tarafımı kullanmamaya dikkat ediyordum. Bir şekilde zorlarsam kalça ve bacağımda aynı raatsızlığı yaşamaya başlıyordum.

Yalaşık 3 ay önce Banu Hoca’nın bel ve omurga yogası grubuna katıldım. Aynen anlattığı gibi 5-6 kişilik sınıflarda yapılan, hareketlere dair en ufak bir yanlış duruşunuzda yanınıza gelip birebir ilgilenilen ve size doğru hareketin gösterildiği bir çalışma ortamı. Her bir katılımcı için kullanıma hazır ve bedava pet şişe sular ve temiz havlular ki bu ufak gibi görünen ama bence çok önemli bir ayrıntı ve incelik.

Şu anda, geçen seneler içinde vücudunu kullanmamaya o kadar alışan benim, tekrar yapabileceğimi hayal dahi edemediğim ama yapmayı çok istediğim hareketleri yapabilir durumdayım. Gündelik yaşamda vücudumu zorladığımda, bu dersler öncesi vücudumu toparlamam bir hafta sürüyorsa şimdi bir kaç gün sürüyor. Son derslerin birinde çocukken çok yaptığım, sırtüstü yatarken bacaklarımızı yukarı başımızdan ileriye uzatma hareketini yapıyordum. Benim için bu nasıl bir şey biliyor musunuz? Vücudunu tekrar tanımak, yeniden ona kavuşmak gibi.

Bir de her kış çok üşüyen ve Eylül ortasında yün atlet giymeye başlayan ben, yogaya sayesinde bu kış herkes gibiyim. Yine atletimi giyiyorum ama Aralık ayının ortasında başladım.

Banu Hoca’m, derslerdeki ilginiz, özeniniz, sıcaklığınız için teşekkür ediyorum. Buradaki ortamı çok seviyor ve tüm arkadaşları sevgiyle selamlıyorum.

Beyza C.  (yaş:34)

Ayşe Beyza Celep ( Hamilelik Döneminde )

Herkese tekrar merhaba.
Belimdeki rahatsızlık üzerine başladığım Yoga Evim’deki yoga derslerinin 3. ayında bu  derslerin bana ne kadar fayda sağladığını daha önce sizlerle paylaşmıştım. O tarihten bugüne düzenli olarak derslere katılmaya devam ettim. Yalnız bu süreç içerisinde hayatımda güzel bir değişiklik oldu. Şu anda 36. haftalık hamileyim. Hamileliğini 5. haftasında öğrenen biri olarak farkında olmadan; hamileliğimin ilk bir ayında normal yoga derslerine katılmaya devam ettim. Hamile olduğumu öğrenince doktor tavsiyesiyle ilk 3 ayı doldurmak üzere 1.5 ay kadar ara verdikten sonra ise hamile yoga derslerine katılmaya başladım. Şu anda hala yoga derslerime devam ediyorum. Doğuma kadar da mümkün olduğunca devam etmeyi düşünüyorum.

Açıkçası belimde yaşadığım rahatsızlık nedeniyle hamilelik süreci beni biraz korkutuyordu. Ama sevgili arkadaşlar; çok şükür ki hepsi boşa çıktı. Bedensel olarak çok rahat bir hamilelik dönemi geçirdim. 13 kg almış olmama rağmen belimde ve bacağımda neredeyse hiç bir extra rahatsızlık yasamadım. Sadece gündelik hayatta bazen yanlış pozisyonda öne eğildiğimde (yanlış olduğunu yoga dersleri sırasında öğrendimJ ) kalçamda anlık bir rahatsızlık oluyor. Ama o da devam eden bir durum değil ve vücudumun hareketine bağlı olarak hemen düzeliyor. Üstelik tüm hamilelik sürecinde kendimi her zamankinden daha rahat ve sakin hissettiğimi ve çevremdeki insanların bu sürecin beni daha da huzurlu kıldığını fark ettiğini söylemeliyim.

Öncesinde endişelendiğim hamilelik sürecini hem bedensel hem ruhsal olarak bu derece keyifli ve kolay geçirmemde Banu Hocanın sağladığı ortam ve verdiği yoga derslerinin çok etkili olduğunu düşünüyor; buradan kendisine tekrar teşekkür ederken sevgiyle sarılıyorum.

Hamile olan tüm arkadaşlara bu dönemi bedensel olarak zorlanmadan geçirebilmeleri için hamilelik yogasını denemelerini tavsiye ederim.

Herkese sevgiler

Ayşe Beyza Celep
3 Şubat 2011   

Ece Başokur ( 22.01.2010 )

Yogaya bundan 4 ay önce başladım. Uzun süredir yoga yapmak istiyordum. Daha önceden de yogaya, meditasyona merakım vardı. Aradığım yoga kursunu bir süre bulamadım. Nereye baksam, hepsi sanki bir mezhepe aitti ya da gittiğim yerlerin salonları çok kalabalık ve havasızdı. İş yerinden bir arkadaşım yogaya başladığını söyledi. Güvendiğim bir arkadaşım olduğu için ben de araştırmak istedim. “Yoga evim” olduğunu öğrendim. Yer bana çok yakındı, hemen Banu hocayı aradım:) İlk başta haftada bir gün olarak başladım, sonrasında bu dersi ikiye çıkarma kararı aldım.

İsteğim rahatlamak, günün yorgunluğunu atmak, ruhumu dinlendirmek ve yeniden enerji toplamaktı. Bazen işten çıkıp kursa gitmek zor gelse de, yoga evime gittiğimde tüm baş ağrımdan, karın ağrımdan kurtulduğumu, umutsuzluğumu üzerimden attığımı fark ettim. Normalde işten çıkıp eve gidince, yemek yiyip, koltukta uyuklayan biriydim. Ne zaman yogaya gitsem, saat 21 de bile kurstan çıksam, kendimi son derece enerjik hissediyorum. Yoga yapmaya başladığımdan beri kendimi daha iyi hissediyorum.

Fiziksel açıdan rahatlamanın dışında, ruhen de beni son derece rahatlıyor. Bir sonraki güne umutla başlıyorum ve hayat enerjim tazeleniyor. Banu hocayla yaptığımız egzersizler fiziksel olarak esneme sağlıyor, duruşumu düzeltiyor, yağlarımı kasa çevirmemde yardımcı oluyor. Aynı zamanda nefes egzersizleri ve meditasyon kısmı da insana büyük bir rahatlık veriyor.

25 yaşındayım ve yogaya başladığımda doğru nefes almayı öğrendiğimi fark ettim. Nefes almanın nasıl bir şey olduğunu, bedeni nasıl hafiflettiğini yogayla birlikte hissetmeye başladım. Yogayı asla bırakmayı düşünmüyorum. Günün tozlu düşüncelerinden, yorgunluğundan arınmak isteyen herkese yoga evimi tavsiye ediyorum.

Koçluk Nedir ?

Yaşam koç’luğu danışanın kendi içindeki potansiyeli kullanarak ve kişinin geçmişini kurcalamadan, danışanın kendi içindeki doğruyu bulamasına yardım eden kişidir. İnsanları ileriye götüren aslında yanıtlar değil, yanıtları bulamamızı sağlayan doğru sorulardır. Koç bu devrede yaşamınıza girmektedir zaten. Bu gün bütün rekor kıran sporculara bakın, hepsinin yanında koç’ları vardır. Koç’un yaptığı sadece sporcunun içindeki potansiyeli ortaya çıkarmada yanında yer almasıdır. Dolayısı ile kişilerin iş ya da özel yaşamlarında kafaları karıştığında, hedefleri bulanıklaştığında veya hedeflerini kaybettikleri zaman, hedeflerin açığa çıkarılmaması, bulunması ve sonrasında gerçekleştirilmesi zamanında koç danışanına yol gösterici olmaktadır.

Yani yaşam koç’luğu arzuladığınız yaşamı tasarlayıp gerçekleştirmeniz konusunda yanınızda olan kişidir. Yaşamak istediğiniz sıra dışı ve sizin seçiminiz olan yaşmanızı kurmakta ve yaşamla ilgili farkındalıklar geliştirtmenize, sizin için önemli olanların ve enerjinizi emen önemsizlerin ayrımına varmanızı sağlar.

Bir koç danışanını bu yolda nasıl ilerletir?

Size güçlü ve açık uçlu sorular sorar ve beyin fırtınası yapmanızı sağlar. Bazen uzun bir suskunluk ile bekler ve sizin konuşamazı sağlar, bazen sözlerinizi tekrar eder ve geri bildirimler ile siz ayna tutar. Kör noktalara dikkatinizi çeker ve sizin enerjinizi emen konuları buldurur.

Değerlerinizin ve inançlarınızın gerçek kimliğinizin, engellerinizin, korkularınızın, bahanelerinizin, güçlerinizin farkına vararak yüzleşmenizi, yanıtlarınızı, hedeflerinizi kendinizin bulamasını sağlar ve oradan ileriye gitmenizi sağlar. Zaten danışan değerlerinden ortaya çıkan hedefleri doğrultusunda harekete geçtiği zaman biz yaşam koç’luğunu ,danışan ile birlikte başarıya götürmüş oluyoruz.

önetici koç’luğu,girişimci koç’luğu,kurumsal koç’luk,kariyer ve yaşam koç’luğu vs,.Tüm koç’lar aynımıdır?Aralarında ne gibi bir fark vardır?

Koç’lar belli alanlarda uzlaşmış olabilirler. Ancak yaşam koç’unun yaklaşımı da, diğer koç’ların yaklaşımı da bütünseldir. İş yaşamdan tümüyle soyutlanamaz. Kariyer üzerine ya da performans üzerine olsun bir koç her konu üzerine odaklanıp o konuyla ilgili olarak danışanını ileriye hızla götürebilir.

Bir yaşam koç’u peki neler yapmaz? Terapi ile koç’luk arasındaki fark nedir?

Terapi sizi çözümlemeye, iyileştirmeye, geriye bakmaya ve umuda yöneltir sizi. Oysa koç size ne yapmanız konusunda asla nasihatlerde bulunmaz ve yargılamaz. Koç’unuz ile yaptığınız yolculukta ortaya çıkan seçeneklerin fazlalığı sizi şaşırtacaktır. Terapilerde olduğu gibi geçmişe gidip konuşmak ve düzeltmek yerine, şimdi ve burayı yaratmak ve istediğiniz geleceğe doğru sizi odaklandırır. Koç bir deniz feneri gibidir. Sadece ışığını yakar. Yolculuk yapan gemiler ise kendi rotalarına kendileri karar verirler. Bu bağlamda koçluk hayat yolculuğunuzdaki deniz feneri gibidir.

Kimlerin koç’a ihtiyacı vardır?

Herkes koç’luk çalışma deyimini hak eder, her birey yaşamının bir döneminde bir koç’tan yararlanabilir. Yaşamınıza içten bir bakış atmaya sürprizlere ve değişimlere hazır olduğunuzda, koç’luk hizmetinden daha hızlı bir verim alırsınız. Hedefleri bulmak ve ilerlemek içinde koç ile danışan birlikte verimli bir çalışma yaparlar.

Yaşam koç’u olmak için nasıl bir eğitim alınması gerekmektedir?

Dünyadaki bütün koç’lar Uluslar arası Koç’luk Federasyonuna bağlıdır ve olmak zorundadır. Bunlar için çeşitli eğitim merkezleri vardır. ICF akreditasyonlu ve diğer yabancı kökenli eğitim merkezleri de vardır. Eğitimler bağlı olarak da lisans alınır. İlk hafta yoğun bir bir kırk saatlik eğitim alınır. Bu eğitimden sonra 100 saatlik pratik yapılmalıdır. Sonra yine 20 saatlik bir üst eğitim daha alınır. Sonra da sertfikasyon sınavına girilir. Bu sınavda 7 üzerinden 5 alırsanız artık uluslar arası koç olabilirsiniz.

Koç’luk sadece gruplara mı yönelik yoksa sadece bireysel olarak mı yapılıyor?

Grup koç’luğu ve kurumsal koçluk da vardır. Özellikle üst düzey yöneticiler, kurumsal işletmeler ve isteyen herkes yaşam koç’larından yararlanabilir.

Koç’luk hizmeti almak için nereye başvurmalıyız?

Nasıl doktor, avukat ya da başka bir şey ararken tavsiye üzerine gidiliyor ise koçları da aynı şekilde bulabilirsiniz. Zaten Türkiye de koçlar şu anda çok az. TÜRKİYE’DE Kİ koçlara ICF.org.federation.org’dan ulaşabilirler.

Yogilates nedir ?

Yoga mı yapmalıyım? PİLATES mi? O zaman YOGİLATES en ideali.

Son yıllarda insanlar zinde olmayı, zihinsel ve bedensel bir deneyim olarak algılamaktalar. Egzersizlerde “zihinsel ve bedensel” yaklaşım kişinin ilgisinin daha yoğun olmasını sağlar ve uzun vade de çok daha etkilidir. Egzersiz programına “zihin ve beden” unsurlarını katmak isteyenlerin sıklıkla sorduğusoru şudur Yoga mı? Pilates mi? Aslında her birinin kendine özgü bir yaklaşımı vardır. Birini diğerine tercih etmeniz kişiliğinize ve yaşam felsefenize bağlıdır.   Eğer zamanınız varsa ikisini de yapabilirsiniz tabiî ki.

Şunu bilin ki bu iki disiplinde yeni değildir. Yoga 7-8 bin yıl önce Hindistan’ da ortaya çıkmıştır ve binlerce yıldır da yapılmaya devam etmektedir. Bedensel ile ruhsal bilinci birbirine tanıtan tam ve bütünleyici bir sistemdir. Yoga aklın sakinliği içinde tam ve bütün olarak kalabilmek yaşanan olaylardan etkilenmeden ve etkilemeden durumların ve şartların içinden geçebilmektir.Yoga ile karşılaştıracak olursak da pilates çok daha yeni bir tekniktir. 1920′ lerde Joseph Pilates tarafından birinci dünya savaşında yaralanan askerlerin rehabilitasyonu için geliştirilmiştir. İkinci dünya savaşı öncesinde Amerika’ya yerleştikten sonra, bu çalışması öncelikle dansçıların çok ilgisini çekti. Bu çalışma ile vücutlarının daha ince ve uzun bir forma girdiğini ve sakatlandıktan sonra tedavilerinin hızlandığını saptadılar. 1990′ ların ortasından bu güne kadar Pilates bir ana akım olarak süre geldi. Yoga ile Pilates arasındaki en büyük fark, Pilatesin yaklaşımı Zihinsel ve Bedensel, Yoganın yaklaşımı ise Zihinsel, Bedensel ve Ruhsaldır.

  • Yoganın öğretisi hayatımıza denge, kendimize ve çevremize özen ve kişisel gelişim getirir.
  • Bunları bir pilates dersinde bulamazsınız; çünkü pilates dersinde sadece zihinsel odaklanma, nefes ve hareket vardır.
  • Yoga çalışması bütünsel yaklaşır her alanda dengeyi önemser, tüm kas guruplarını eşit şekilde kuvvetlendirir.
  • Pilates ise genelde ana kaslar üzerinde yoğunlaşmıştır. Bedenin kuvvet noktalarındaki esas kas guruplarında çalışır ve kuvvetlendirir. Özellikle karın kasları üzerine ağırlıklı olarak çalışma yapar.
  • Yoga statik duruşları kapsar, bu duruşlarla beraber nefes alıp verme, ruhsal durum ve duylar üzerinde de çalışılır.
  • Pilates ise bedenimizin kuvvetlenmesi için daha dengeli olmasını sağlayan çalışmalara yoğunlaşmıştır.
  • Yoga güçlenerek esneklik sağlama üzerinde durur ve ikisini de önemser. Bunlarda esneklik ve kendi kas gücü le zorlamadan yapılan harektler dizinidir.
  • Ayrıca yoga da nefes teknikleri çok değişiktir ,plateste ise kendi nefes tekniği kullanılır.
  • Pilates ise vücudun belirli bir şekil alması için yapılan çalışmalar bütünüdür.

 İkisi arasında seçim sizin ne aradığınıza bağlıdır; eğer  vücudunuzun özellikle karın bölgesinin belli bir şekil almasını amaçlıyorsanız Pilates iyi bir seçimdir.Esneklik üzerinde daha çok duruyorsanız, stresinizi azaltacak ve sessizlik içinde tüm kas gruplarınızı (ince ve kalın) çalıştıracak bir yol arıyor iseniz Yogayı tercih edilmelidir. .. BU BAĞLAMDA SİZİN TERCİHİNİZ YOGİLATES İSE                                                                                                             
YOGİLATES NEDİR?

  Pilates, Joseph Pilates tarafından birinci dünya savaşında yaralanan askerlerin rehabilitasyonu için geliştirilmiş bir tekniktir.Zaten ana hareketlerin tümü yoga asanalarından türemiştir. Yogilates te yoga ve pilates hareketleri birlikte kullanılır Ayrıca bu hareketlerin zaman içerisinde, vücudu daha ince bir forma soktuğu, kasları sağlamlaştırarak düzgün ve sıkı bir beden sağladığı fark edilmiştir.  Yogilates hareketleri ayrıca bazı sakatlıkları daha çabuk iyileştirdiği için yardımcı tedavi olarak ÖZELLİKLE Amerika da ve dünyada yaygın olarak kullanılmaktadır.

YOGİLATES HER YAŞATA VE DURUMDA YAPILABİLECEK BİR UYGULAMADIR.

Yogada kullanılan nefes tekniklerine ilave olarak tekrar yapılan hareketlerde özel pilates nefes tekniği hareketlere eklenir.Pilates nefes ve hareket koordinasyonunu sağlayan bir öğretidir.

Dersler sırasında nefes kapasitesi artar, vucuda daha fazla oksijen girer ve düzgün nefes çalışmaları ile kanda laktik asit birikmediği ve toksinler nefesle atıldığı  için dersten sonraki günlerde vücutta herhangi bir ağrı ortaya çıkmaz. Yoga da denge önemlidir, Pilates te ise ana kas gurupları. Yogilates te işte bu iki önemli özelliği birlikte kullanır. Ayrıca karın kasları üzerinde daha yoğun hareketler çalışmalara önem katar.

Kullanılan nefes teknikleri kalp ve tansiyon rahatsızlıkları olan kişilerde son derece yararlı etkiler ortaya çıkartır. Süreklii hareketsiz çalışmaktan dolayı bel ve sırt ağrısı çekenler ve bedensel rahatsızlıkları olanlar (fıtık,skolyoz,ankilozan vs.vs.)güçlenen kas yapısı ile birlikte bu ağrılardan kısa sürede kurtulurlar.Vücudunda sarkmalar ve yağlanmadan dolayı deformasyon olan kişiler de sıkı ve biçimli bir siluet için Yogaletes  yapabilirler.

Yogilates çalışmaları yüksek tempolu ve ani hareketlerden oluşan Aerobik_Step çalışmalarının tam aksine vücudun temel ritmi sayılabilecek soluk alma ve verme ritminde yapılır. Ayrıca profosyonel bir eğitimci ile birlikte yapılan Yogilates çalışmalarında kandaki oksijen seviyesi hep yüksek kaldığından daha çok enerji harcarsınız. Dersten sonra ilk olarak cildinizde olmak üzere bu etkiyi hemen fark edebilirsininiz.

Ayrıca Yogilates yer ve zamana bağlı olmadan yapılabilecek bir uygulamadır. Uygun ve profesyonel bir eğitimle iş yerinde de kısa süreli Yogilates çalışmaları yapılabilir.

Sonuç olarak Yogilates bedeni tepeden ,tırnağa yeniler. Yapılan egzersizler, vücudu sıkışlaştırıp forma sokar. Daha çok nefes tekniği kullanmak ve öğrenmek fırsatına kavuşursunuz. Eksersizler, karın ve sırt bölgesini aynı oranda güçlendirdiği için sağlam bir duruş ve iskelet ortaya çıkar. Sakatlanmalar asla olmaz ve oluşmuş olanlarda gün be gün düzelir. Fiziki dayanıklılık artar, Metabolizma hızlanır. Huzurlu, güçlü ve sağlıklı bir bedene

Ve ruha sahip olunur.

Bu bağlamda Yogilates Yoga ve  Pılates hareketlerinden ve tekniklerinden maksimum oranda yararlanacağınız süper bir çalışmadır.

Saygılarım ile

Yoga ve Yogilates eğimeni,

Banu DEĞER

Çakralar

akra, Sanskritçe’de tekerlek anlamına gelir, ateş çarkı da denir. Bedenimizin içerisinde çakralar olarak bilinen yedi temel enerji merkezi hormonal salgı bezlerinin ve büyük sinir ağlarının üzerinde ya da çok yakınında olup belirli noktalarda omurgayla kesişirler.

  Kadim metinlerde “Yedi Mühür” ya da “Yedi Kutsal Salgı Bezi” olarak bilinir. Yoga asanalar ve nefes teknikleri ile çakraları harekete geçirir. Çakraları açmak ve enerji akışını artırmak demek o kadar sağlıklı olmak demektir. Sistemdeki bir hastalık, enerjideki dengesizlik ya da enerji akışının engellenmesinden kaynaklanır. Ancak çaba göstermeksizin ve olgunlaşmadan açık kalmaya psikolojik olarak hazır değiliz. Onun için öncelikle kendimizle uğraşalım diyoruz.

  Her çakra, varlığımızın-büyüme ve sağlığı da kapsayan-çeşitli fonksiyonlarını kontrol eden hormonal sistemdeki bir salgı bezi ile bağlantılıdır. Bu salgı bezlerinin fonksiyonlarındaki ağırlaşma; hayata bakışımız, ruh halleri, davranışlar ve mücadele yeteneğimiz üzerinde etkiler meydana getirecektir. Salgı bezlerinin durumuna bağlı olarak;sıkıntılı. öfkeli, korkulu, kötümser ya da mutlu, huzurlu, güvenli ve iyimser hale gelebiliriz. Salgı bezleri beyine ve buradan da varlığımızın duygusal, zihinsel ve spiritüel yönlerine bağlıdır. Bu çakraların fiziksel bedenimizde bulundukları yerlerdeki kısımları, kendileri ile ilişkili olan (duygusal-zihinsel) hallere bağlayan iletkenler gibidir.

Çakraların içerdikleri yetenekleri hayatımızda kullanmak için amaç;her çakradan yayılan enerjinin farkına varmak ve gerektiğinde o çakra üzerinde çalışmaktır.

Bedenimiz büyük oranda sudan oluşur ve tıpkı bedenimizde sürekli bir akışın olması gibi çakralar ve onlara yüklediğimiz yetenekler arasında da bir akışın olduğunu bilmeliyiz.

Çakraların psikodinamik işlevi, auranın 3 bedeni ile ilgilidir, yani bedenin dünya planında fiziksel, duygusal ve mental etkileşimleri ile ilgili katmanlarla. Birinin kalp çakrası olması gerektiği gibi işliyorsa, o kişi sevme işinde başarılıdır.

Auranın her katmanı bir çakra ile ilişkilidir. Auranın incelenmesi, tıp ile bizim psikolojik kaygılarımız arasında bir köprü görevi görebilir. Fizik beden üzerindeki 7 ana çakranın yerleri vücudun o bölgesindeki ana sinir ağları ile uyum gösterir. Bunun yanında enerji çizgilerinin kesiştiği 21 çakra bu 14 noktaya denk düşer. Bu girdap noktaları Çin tıbbının uyguladığı akupunktur noktalarına denk gelmektedir.

Aurik beden çakralarının 3 ana işlevi vardır:

* Her aurik katmanı, dolayısıyla fiziksel bedeni canlandırmak,
* Ben şuurunun farklı unsurlarının gelişmesini sağlamak(her çakra belirli bir psikolojik işlev ile ilişkilidir),
* Enerjiyi aurik düzeyler arasında iletmek. Her katman fiziksel bedenin aynı bölgesinde yerleşmiş 7 ana çakranın özelliklerine sahiptir.

Yapmış olduğumuz bütün yoga asanaları ve nefes egzersizleri çakralarımızı aktive eder.Bazı sistemler çakra konsatrasyonlu çalışmalar yaptırmaktadır.Bu tip bir çalışma kişinin kendi tercihine kalmıştır.Ama sonuç olarak yapılan her egzersiz ne nefes tekniği zaten sistemi olduğu gibi harekete geçirir ve uyarır.

1. ÇAKRA (Kök çakra) MULADHARA

İnsanlardaki kabullenme yeteneğini denetler. Fiziksel enerji miktarı ve fiziksel gerçeklikte yaşamak için gerekli irade ile ilgilidir.

RENK: Kırmızı

YETENEK: Kabullenme

ÇAKRA ALGILAMASI: Dokunma, hareket ve varlık, kinestetik,

BİLGİNİN YAPISI: Bedeninizdeki kinestetik his: denge, titreşim, tüylerin diken diken olması, enerji akışı, fiziksel acı ya da zevk alma hisleri.

MEDİTASYON PRATİĞİ: Yürüme, meditasyon, dokunma, derin gevşeme

GÖLGE DUYGU(LAR): Kızma, gücenme, sertlik, psiko ruhsal özlemler,maddi,bedensel istek ve özlemler.

ELEMENT: Yer ( toprak )

YERİ: Boşaltım organlarının bulunduğu apış arasında, omurganın en altında, bağırsakların ve anüsün birleştiği güç merkezinde bulunur. Alışkanlıkların, yaşamımızı sürdürmek için otomatik davranış ve derin içgüdüsel, kalıplaşmış hareketlerimizin vatanıdır. Burası zekamızı, konumumuzu ya da yaşımızı hiç önemsemeden hepimizde derinlemesine yer etmiş olan bilinçsiz merkezimizdir.

Yaşam iradesi ile bütünleşen bu fiziksel yeterlilik hali, kişiye güç ve canlılık ‘’mevcudiyeti’’ sağlar. Bu kapalı veya bloke edildiğinde fiziksel canlılığı sağlayan şeyler de engellenmiş olur ve kişi fiziksel dünyada var olma isteğini yitirir. Fiziksek aktiviteden kaçar, enerjisi düşüktür ve kendini ’’hasta’’ hisseder.

Gerçekten kabul etmek için, kendi insan doğamızla barış yapmamız gerekir. Eğer kendimizi kendi bedenimizde desteklenmiş, kök salmış ve rahat hissetmezsek, bu çakranın gölge duygusu olan kızgınlıkla dolarız.

Acı ve öfke ile dolu olan insanlar acınacak haldedirler, fakat yine de kendi zavallılıklarına sıkı sıkıya bağlı kalırlar, çünkü en azından bu duygu onlar için tanıdıktır.

Birinci çakranın enerjisi uyarılıp bedene dağıtıldığında kendimizi yenilenmiş hissedersiniz. Sonra yer elementi, yani bedeninizin boğa gibi güçlü, cesur yanı canlanır. Buna ihtiyaç duyduğunuzda tek yapmanız gereken zihinsel olarak bu bölgeyi sıkmaktır. Sonra kendi zirvenize çıkarsınız. Çakranız size bu konuda yardımcı olur.

Yere kök saldığımızda, önemli bir duygusal iş olan kabullenme kapasitemiz daha fazla olur. Kabulleniş, yargılamanın tersidir. Kabullenme zarafet dolu ve saf bir lütuf gösterme hareketidir.

Kabullenici olmak için önce taklit edin ve sonra gerçekten yapmaya başlarsınız. Harekete geçin, duygu ve iyileşme bunu izleyecektir. Eğer birisini kabul etmek için mükemmel zamanı beklersek bu zaman hiç gelmez. Eğer birinin davranışlarının bizi artık sıkmayacağı anı beklersek hiçbir kabulleniş olmaz. Korku ve güvensizlik duymadığımız zaman kabullenme kapasitemiz artar.

Pek çok insan, kabullenmenin bize büyük yararlar sağladığında fikir birliği etse de, sürekli olarak gücenme ve yargılama içinde yaşamayı seçtiğimizde ödenmesi gereken bedensel bir bedel olduğunu anlamamaktadırlar. Yargılamak ve aklımızı bu yargıya takmak bedenimizde oluşan hastalıklar şeklinde kendini gösterir.

Eğer kendinizi kabul eder ve kendinizi eleştirmemeyi öğrenirseniz bedensel, zihinsel ve ruhsal anlamda gerçek sağlığa ulaşırsınız.

Sindirim ve boşaltımla ilgili sorunlar, pek çok insanın kendini tam anlamıyla sağlıklı hissetmesine engel olan çeşitli endişelerden kaynaklanan nedenlerdir. Düzenli bedensel çalışma, yoga ve meditasyon yaparak olumlu bir zihinsel tutum geliştirerek, bol meyve ve sebze yiyerek kişi sağlığına kavuşabilir. Yedikleriniz 18 saat içinde boşaltılmazlarsa bedeniniz zehirlenir.

Empati duymak sempati anlamına gelmez. Sempati ‘’senin gibi hissediyorum’’ derken empati ‘’nasıl hissettiğini biliyorum’’ der. Empatinin en iyi yanı sağlıklı bir ayrılığa olanak tanımasıdır. ’’Senin acını hissetmeye ihtiyacım yok, sadece benim de senin gibi acı çektiğimi hatırlatmaya ihtiyacım var’’ der. Empati hepimizin ayrı fakat aynı zamanda birbiriyle bağlantılı olduğumuzu anlamamızla ilgilidir.

Kendinizi sevin, hayatınızı sevin ve geçmişi bırakın. Geçmişin acıları size sadece acı verir. Kendinize zarar vermek zorunda değilsiniz.

BİRİNCİ ŞAKRA İÇİN ŞİFA YÖNTEMLERİ:Vucutla tekrar bağlantı kurmak,fiziksel aktiviteler yapılması(yoga ,aerobik,yürüyüş vs.) ,Bio enerjil topraklanma,Masaj,Nefes teknikleri…..(pranayama çalışmaları)

2. ÇAKRA (Kuyruk sokumu çakrası) SVADHİSTHANA

Kişinin ikamet ettiği yer anlamına gelir. Dalak, pankreas ile bağlantılıdır. Bedende bulunduğu bölge cinsel organlardır. Bedendeki şuursuz faaliyetler, cinsel dürtüler ve düşük seviyeli ilişkiler ile ilgilidir.

YETENEK: Yaratıcılık

RENK: Portakal rengi

GÖLGE DUYGULAR: Aşırı uca gitme, suçluluk

ELEMENT: Su

ÇAKRA ALGILAMASI: Duygusal

BİLGİNİN YAPISI: Duygusal his;neşe, korku, öfke,başkalarını küçük görme,olmadık her şeye göz yummak,güven duygusu eksikliği,acımasızlık.

MEDİTASYON PRATİĞİ: Esenliğin rahatlatıcı duyusu üzerine meditasyon

Aurik düzeylerde şuurun ifade edilişi: Duygusal düzey

Şuur ifadesi: Kişisel duygular

Affirmasyon: Duygusal olarak hissediyorum

2. çakra, arzu, ihtiras, ikicilik, kutupsallık, hareket, değişim ve yaratıcılık ile ilgilidir. İçimizdeki pek çok çekişmeyle ilgilidir. Bu merkezdeki titreşimler olumlu olduğunda yaşam renkli, canlı ve derin bir anlama sahip olur. Tıkalı olduğunda yaşamı da neşesiz, boştur ve dünya ona yorucu ve sıkıcı gelir. Dünyada geçirdiğimiz bu sınırlı zamanda ne yapacağımız hakkındaki kararımız, yaratıcılık konusundaki yapabileceğimiz en büyük çalışmadır. Bu kararı her gün, hayatımızın her anında tekrar gözden geçirmemiz gerekir. Genelde insanlar yaratıcılığı sanatçılarla bağdaştırırlar;gerçekte ise, yaratıcılık herkesin doğuştan gelen hakkıdır.

Şimdi ve burada yaşamak, sizi neyin mutlu ettiğini bulma ve sonra da yaşam yolunu izleme eylemidir.

Yaratıcı bir hayat yaşamak için yanlış yapma korkumuzu yenmemiz gerekir. Yaratıcılıkla ilgili olan 2. çakramızı geliştirmenin iyi bir yolu bedensel çalışmalardır. Beden uyumlu çalıştığında huzur vardır. Fakat bedenin herhangi bir parçası bedenin ritmini bozacak biçimde uyumsuz çalışıyorsa o zaman rahatsızlık görülür. Rahatsızlık, bedenin uyumsuz bir biçimde çalışmasından, ritmi kaybetmesinden başka bir şey değildir.

2. çakradaki rahatsızlıklar: regl döneminin sorunlu gedmesi, kısırlık, böbrek ve mesane ile ilgili sorunlar, prostat kanseri, yumurtalık kanseri, hormonal dengesizlikler.

Suçluluk, ’’ben şundan daha değersizim’’ düşüncesi ile özetlenebilir. İnanç, birisinin size söylediği, suçluluk ise sizin kendi kendinize söylediğiniz bir şeydir.

İlişkilerde en sık rastlanan sorun para ve cinselliktir. Para ve cinselliğin yuvası olan 2. çakrada gereğinden fazla suçluluk duygusu vardır. Paranın hayatımızda doğal bir şekilde akmasına olanak tanımamızın ne kadar önemli olduğunu kendinize hatırlatmanın pratik bir yolu bolca su içmeyi hatırlamaktır. Eğer kendinizi para ile ilgili olarak korku ve suçluluk hissederken bulursanız, yeterince su içtiğinizden emin olmalısınız. Her şey yaratıcı tarafından yaratılmıştır: paramız, ailemiz, her şey. . .

Eğer zenginliği her şeyin bol olduğunu düşünmek olarak görüyorsanız, hayatınızın her gününde zengin olursunuz.

Yaratıcılığımızı kullanarak çevremizde bizi saran imajları seçmek farkındalığımızı geliştirir. Çevrenizin farkında olun. Cinselliğiniz konusunda farkındalık eylem size kalmış bir şeydir, suçluluğunuzu arkanızda bırakın, bunun yerine kendinizi inceleyin.

Suçluluğun bir amacı vardır, tıpkı öfke, korku ve acının kendine özgü yeleri olması gibi suçluluk duygusunun da bir yeri vardır. Suçluluğun size bize uyarı olmasına izin verin, eğer uyarı olarak kullanmazsak içimizde iltihaplanmaya başlar ve bizi yaratıcılığımızdan yoksun bırakır.

Yoğun suçluluk ve keder duygusu, kendinden nefret etmenin uç aşamasıdır. Bu, asla yeteri kadar çekici, yeteri kadar akıllı, yeteri kadar iyi olmadığımızı söyleyen bir sestir.

Hayatınız boyunca yaratıcılığınızı kullanma şansı bulabileceğiniz pekçok şeyle karşılaşacaksınız, hiç bir zaman başlamak için geç değildir, seçim size kalmıştır.

Sonuç olarak üreme organlarımızın bulunduğu bölgede yer alan 2. çakra içimizdeki yaratıcılık yeteneğini bulduğumuz yerdir.

İKİNCİ ÇAKRA İÇİN ŞİFA YÖNTEMLERİ:Hareketlilik terapisi,yaratıcılıkla ilgili çalışmaları yapmak ve nefes teknikleri(pranayama çalışmaları)

3. ÇAKRA (Göbek çakrası) MANİPURA

‘’Mücevherler şehri’’ anlamına gelen Manipura da denilir. Hükmetme, ben merkezci duygular ve kendi kendine eş koşmayla ilgilidir. Akli ve zihinsel süreçler duygusal hayatın düzenleyicileridir.

Solar pleksusu adı da verilen bu çakra kalp ile cinsellik arasında bir blok görevi görür. Yaşamımızdaki kavramsallaşmayı, hayal gücümüzü sağlayan ve tamamlayan bir itici güçtür. Bir şeylere inanıp onu yapma kararlılığını gösterme gücünü burada buluruz.

RENK: Sarı

YETENEK: Kararlılık

GÖLGE DUYGULAR: Öfke, açgözlülük, hırs

ELEMENT: Ateş

Aurik düzeylerde şuurun ifade edilişi: Zihinsel düzey

Şuur ifadesi: Düşünme

Affirmasyon: Düşünüyorum

ÇAKRA ALGILAMASI: Sezgi

BİLGİNİN YAPISI: Spesifik olmayan bir şeyi bilmenin belirsiz duyusu;mutlak bir ölçü, şekil

duyusu ve duyusal olmayı isteme

MEDİTASYON PRATİĞİ: Zihnin tek noktalılığı

YERİ: 8. Toraksta, göbek deliğinin üstünde

Güneş sinir ağı ve böbreküstü bezleri, karaciğer, bedendeki tüm sindirim sistemini kapsar. Adrenalin bezleriyle ilişkilidir.

HEDEF MERKEZ GÖBEKTİR.

Meditasyon pratiğinde zihnin tek noktalılığı sağlanmalıdır. Ana rahminde göbek kordonu yoluyla besleniriz, doğduktan sonra da güçlü bir enerji merkezi olmaya devam eder. Etkin duruma gelince kendimizi daha canlı ve güçlü hissetmemizi sağlar.

3. Çakra ateş elementi tarafından yönetildiği için mum alevinin ucunun rengi olan sarı(1 ve 2. çakranın devamında kırmızı-turuncu=sarı) varoluşumuzun içinde yanan bir alevi oluşturmaktadır.

3. Çakra üzerinde çalışmalar size anı ve sonsuzluğu deneyimleme becerisi kazandırır.

Sigarayı bırakmak veya rejim yapmak isteyen bir kişinin 3. çakra enerjisini uyarması ve bu enerjiyi hayatına daha fazla sokması yararlıdır. Çünkü bu çakranın, insanın eylemleri üzerinde denetimi vardır ve göbek deliğindeki ateşin, tüm alışkanlıkları, davranış tarzlarını yakıp kül etmek ve bunlardan arınma için kullanılabilmektedir.

İlk 3 çakra tıpkı bir ağacın kökleri ya da bir binanın temeli gibidir, enerji bedenimizin olduğu kadar fiziksel bedenimizin de temelini oluştururlar.

Göbek çakrasının ilginç işlevi de aslında kalp çakrasının görevi olan solunumdaki rolüdür. Akciğerler kalp merkezinde olsalar da diyafram, akciğerlerin altında olan kaslar göbek bölgesinde yer almaktadır.

Akciğerlerinizden nefes almayı bırakıp karnınızdan nefes almaya başlayın. Çünkü nefes alış-verişinizin uzunluğu ve derinliği sizin ruhunuzun karşınızdaki insan üzerindeki etkisini belirleyecektir.

Başlangıç için aşağıdaki egzersizi kendinizi zorlamadan yapın.

* Ayakta dik durun, kalın, sert kapaklı bir kitabı karnınıza, göbek deliğinize bastırırcasına açık olarak tutun.
* Nefes alırken karnınız kitabı ileri doğru itsin.
* Nefesinizi verirken karnınız boşalacak ve sırtınıza doğru kitabı içeri itin.

Bu egzersizi günde 3 dakika yapabilirsiniz, daha sonra da farklı tekniklerle birleştirebilirsiniz.

3. Çakranın diğer duygusu da öfkedir. Çok öfkeli birisi için ‘’çok aksi’’ veya ‘’safra ile dolu’’ gibi tabirler kullanırız. Safra, öd . çakradaki karaciğerin ürettiği bir maddedir. Kızdığımızda sinirden karnımıza ağrı girer veya midemiz bulanır.

Annemizin kalıplaşmış pekçok bedensel ve duygusal alışkanlığı ana rahmindeyken bize geçer. Bu arada onun nefes alış-verişini de doğduktan sonra taklit ederiz. Bu yüzden yoga ve nefes teknikleri üzerinde bilinçli olarak kendimizi eğitip, karından nefes alıp vermeyi yaşadığımız her ana geçirmeliyiz.

Teknik bilmiyorsanız;dakikada 50 kez nefes alıp verirsiniz. Eğer 10 kez ise canlanırsınız, 5 kez ise akıllı olursunuz. Dakikada 1 kez nefes alıp verirseniz yenilmez olursunuz.

Sadece nefes ve yoga çalışarak kronik sırt, boyun, beden ağrılarından kurtulanların sayısı az değildir.

Kararlılık yeteneğinizi geliştirmek için yoga da esneme duruşu vardır. Bunu günde 1 dakika ile başlayıp 3 – 4 dakikaya çıkarabilirsiniz. Burada hareketin yanında burnunuzdan ateş solunumu (burun deliklerinden çok hızlı nefes alıp vermek) yapmaya başlamaktır. Bu solunum sinir sisteminizi güçlendirir, kanı temizler, enerji verir ve kendinizi canlı ve parlak hissedersiniz.

Öfkenin bedende kendini ilk gösterdiği yer karaciğerdir. Karaciğer endokrin bezidir ve kanımızdaki zehirleri atmak için iyi bir filtredir. Siroz, alkol veya uyuşturucudan olduğu gibi hissettiğiniz abartılı acı ve öfkeden de oluşur. İş stresi nedeniyle karaciğerin kötü çalışması sonucu hepatit oluşabileceği gibi.

Karaciğer için pancar ve pancar yaprağı ya da pancar suyu (günde 50-6- cl), her tür turptan, özellikle Japon turpu yemek, yogi çayı içmek önerilmektedir.

BASTIRILMIŞ ÖFKE KENDİNİ HASTALIK OLARAK DIŞA VURUR.

3. Çakrada bulunan adrenalin bezleri ‘’öfke-stres döngüsü’’ dediğimiz süreçte büyük rol oynar. Bedende ‘’savaş ya da kaç’’ karşısında tepki vermek için adrenalin ve kortizon salgılayan bu bezlerdir.
İnsandaki her yeteneğin diğerleri üzerinde tıpkı bir domino taşı gibi etkisi vardır. Eğer azminizden küçük düzeyde bile onurlandırmaya başlarsanız, hayatınızda gelişme ve iyileşme olduğunu göreceksiniz

ÜÇÜNÇÜ ÇAKRA İÇİN ŞİFA ÇALIŞAMALARI:Topraklanmak ve duygusal bağ kurmak,Derin gevşeme teknikleri,Yoga asanaları,mekik çekmek,psikoterapi çalışmaları ve nefes teknkleri (pranayama çalışmaları)

4. ÇAKRA (Kalp çakrası) ANAHATA

Şifa sürecinde kalp dünya planına ait enerjileri ruhsal plana ait enerjilere, ruhsal plan enerjilerini de dünya planı enerjilerine dönüştürür. Fiziksel dünyadaki davranışlarımızın merkezi burasıdır. Ego iradesi ya da irade ile ilgilidir.

YETENEK: Sevecenlik, şefkat, sevgi, muhabbet.

RENK: Yeşil, pembe

GÖLGE DUYGULAR: Korku, bağımlılık

 

ELEMENT: Hava

Aurik düzeylerde şuurun ifade edilişi: Astsal düzey

Şuur ifadesi: Ben-Sen duyguları

Affirmasyon: İnsani seviyorum

ÇAKRA ALGILAMASI: Sevme

BİLGİNİN YAPISI: Bir başkasını sevme duyusu

MEDİTASYON PRATİĞİ: Sevginin gül pembe ışığı, bir çiçeği sev

Psikolojik işlevi: Diğer insanlara karşı sevgi duyma, yaşama açık olma

Bedenin en güçlü çakrasıdır. Kanınız, bedeninizdeki her organı beslemek için bu merkezden pompalanır. Olaya ruhsal bakarsak, gökyüzü ya da cennet ve yer bu merkezde birleşir. Kalpten duanın gücü bundandır.

Bu farkındalık merkezi sayesinde, ’’BEN’’ kavramının ‘’BİZ’’ e dönüşümü mümkün olmaktadır. Kalp, sevginin çeşitli ifadeleri olan pekçok duyguyu yayar; sıcaklık, sevecenlik, ihtiras, iyilik, nefret. Dünyadaki her duygu kalp merkezinden yayılır. Hayata, zenginlik, derinlik ve anlam veren bu merkezdir. İhtirası denetler. Kişinin sezgileri ile denetlenmediği zamansa, yıkım getirir. Kalp çakrasının titreşimi ve ritmi o kadar güçlüdür ki saklamak ya da belli etmemek gibi bir şey mümkün değildir. Nasıl konuşacağınızı, ne tür titreşim yayacağınızı bilirseniz, ’’ben’’ ve ‘’sen’’ değil, ‘’ biz’’diyen titreşimler yayarsınız.

Korku duygusu, kalp çakrasında başa çıkılması gereken karanlık yandır. Bu korku, sevgi duyduğumuz şeyi kaybetmekten korkmaya, bir başkasını fazlaca korumaya ve onun ihtiyaçlarının sizinkilerin üzerine çıkmasına izin vermeye kadar varır.

Karşınızdaki kişinin siz olduğunuzun farkına varmak işinizi kolaylaştırır. Minnettarlık duymayı günlük hayatımıza geçirmek zorundayız. Günün her saatinde, evde, işte, çarşıda kısaca nerde olursak olalım, düşmanca duygularımız uyandığında nefes egzersizi (burundan al-ağızdan ver, burundan al-burundan ver) yapalım.

Kalp rahatsızlıklarının, akciğer hastalıklarının ve göğüs kanserinin bu bölgede olduğunu bilirseniz korku ve bağımlılığın neden olup insanı nasıl öldürdüğünü anlarsınız.

Hayatta işe yarayan iki güç vardır: Sevgi ve Korku, bir madalyonun iki yüzü gibidir. Korku duyduğunuzda bununla baş etmeniz gerekmektedir. Korkudan minnettarlığa geçiş için ruhsal ve bedensel çalışmalar yapmak, hayatınızı ve sağlığınızı daha iyiye gidecek şekilde değiştirecektir.

İnsanlığın en büyük korkusu ölüm ve ölme korkusudur. Herkesin yüzleşeceği bu deneyimden korkmak aslında aptalcadır. Ölümün getireceği acı ve belirsizliktir bizi korkutan.

Size güç veren nedir? DÜŞÜNCELERİNİZ

Sizi uyandıran nedir? DÜŞÜNCELERİNİZ

Sizi mahveden nedir? DÜŞÜNCELERİNİZ,

DÜŞÜNCELER sizi geliştirmek içindir.

Endişelendiğinizde, bedende gerginleşen ilk kasınız dilinizdir. Gerildiği an nefesinizi ve kalp merkezini karıştırır. Nerede olursanız olun hemen dilinizi dışarı sarkıtıp, çenenizi gevşetip, burundan nefes alıp ağızdan verin. Minnettar olmayı düşünün, omuzlar gevşemiş, kalp merkezinin arkası açılır, akciğerlerin genişlemesi için yer açılır, kalp atışları yavaşlar, tansiyon düşer.

Bu endişe sırasında bu bana ne kazandırır?ne kadar önemlidir?sorularını sorun.

DÖRDÜNCÜ ŞAKRA İÇİN ŞİFA ÇALIŞMALARI:Dogayı yaşamak ve içinde olmak,ses terapisi,eft teknikleri,renk terapisi ,aromaterapi,Gögus bölgesi ile ilgili yoga asanalar,sevgi enerjisini açmak için yapıulan çalışmalar,reikive nefes teknikleri, (pranayama çalışmaları)

5. ÇAKRA (Boğaz çakrası) VISHUDDHA

Gırtlak bölgesindeki 5. çakra, bedenimizde sesimizi bulduğumuz, kişideki

dürüstlük yeteneğini barındıran veiletişim, ifade, yüksek düşünsel süreç ile ilişkilidir. Bedende gırtlak bölgesinde, 3. omur hizasında, troid bezinin yakınındadır.

YETENEK: Doğruluk

RENK: Mavi

GÖLGE DUYGULAR: İnkar, yalanlama, sertlik

Aurik düzeylerde şuurun ifade edilişi: Esiri kalıp düzeyi

Şuur ifadesi: Yüksek irade

Affirmasyon: Yapacağım

ÇAKRA ALGILAMASI: İşitme, konuşma

BİLGİNİN YAPISI: Sesler, sözler ve müzik duyma, aynı zamanda tatmak ve koklamak

MEDİTASYON PRATİĞİ: Ses dinleme

ELEMENT: Eter(dünya atmosferinin ötesinde bulunan ince, göksel bir enerjidir).

Algılaması: İşitme ve konuşma

Duyuları: Sesler, sözler ve müzik duyma, aynı zamanda tatmak ve koklamak

Çakralar, yüksek zihinsel ve ruhsal diyarlara doğru yükseldikçe, ilerledikçe bu çakralarla ilgili elementler dünyasal olmaktan çıkar.

Gerçek sesimizin nasıl olduğunu, yaşadığımız sürece insanlara söylediklerimizin ‘’gerçekte’’ ne anlama geldiğinin farkına bu çakra ile varırız. 5. çakra boyun, omuzlar, ağız, burun ve kulakları, baş ve kalp arasındaki geçidi içerir.

KENDİN OL! Bu çakra ile mümkündür.

Özde kim olduğunuz gerçeğine ulaşmanın en harika yollarından biri, kendi sesiniz üzerinde çalışmak ve onu sevmekle başlar. Bu dünya sözle yönetilir ve sözü yüzeysel olan kişi de yüzeysel demektir. Sözler önemsiz değildir. Sözler gerçek güçtür. Tüm evren manyetik bir alandır. Eğer pozitif sözcükler üretirsek sevgiyi, negatif üretirsek nefreti hissederiz. Sözlerimizle olayları gerçek yaparız. Sözlerimizin gücünün ve nasıl konuştuğumuzun bedenimizi, zihnimizi ve ruhumuzu etkilediğinin gerçekten bilincine vararak, yaşantımızı sözlerin gücüyle değiştirebiliriz. Ruhun sesi, bir çan kadar berrak çınlar.

Olumsuz bir düşünceye kapıldığınızda, bunu olumlu bir düşünce ile yenin, olumsuzluğun tersini zikir gibi tekrar edin, en İYİ sonucu alacaksınız. Bir arkadaşıma ne zaman ‘’hayat nasıl gidiyor’’ diye sorsam hep ‘’gerçekten zor gidiyor’’ derdi: ona bu cümleyi 40 gün boyunca sözlüğünden silmesini sadece hayatında neler olup bittiğini görmesi için bunu denemesini istedim. Bu çok zor bir şeydi. Buna inanmıyordu, ama sonuç muhteşemdi.

NE SÖYLÜYORSANIZ O’SUNUZ

Söylediğimiz sözler önemlidir ve bedenimizde güçlü bir şekilde etkileri görülür, hele kötü ya da sert iseler dokularımızda hücre tahribatına neden olur. Kendinizi kabullenme sevgiyle güçlendirmek isterseniz şu pratiği yapın: “istiyorum” ve “ben varım”.

Boğaz çakramızı açmak ve doğruyu söyleme yeteneğimizi geliştirmek için bu şekilde belirli sözcükleri tekrarlamak beynimize olumlu duyguları güçlendiren ve hücresel kodlanmamız içindeki eski yaralarımızı iyileştiren mesajlar göndermemizi sağlar.

Belirli bir sesi tekrarlamaya dünyanın her yanındaki kültürlerde rastlanır (bizde zikir).

Şifa veren sesler: bir doktorun sesi insan sesi veya müziğin tedavi edici gücü ve bedenin %70 i sudan oluştuğu ve ses suda kolayca iletildiği için su sesinin hücresel düzeyde iyileşme sağladığı iddia edilmektedir. Düzenli sesler meditasyon, yoga, nefes çalışmaları. Tüm bu yöntemler gerilimi azaltmada bedeni güçlendirmede ve kişiye huzur vermede işe yaramakta ve hayatları değiştirmektedir.

Size ne zaman susmanız söylense, boğaz çakranızın bir bölümü kapanır, burnunuzdan aldığınız her temizleyici nefesle boğaz çakranızda açılmaya ve iyileşmeye başlar.

Sağlıklı bir diyet işe zevki karıştırmaz;önemli olan dengedir. İyileşme ve gelişmenin zorlayıcı yanlarından biri olan denge yeteneği bedenimizde boynumuzdur. Başımız ve kalbimiz arasındaki dengeyi sağlamak hayat kalitemizin en önemli etkenlerinden biridir ve bu denge sevecenlik, iyilik olarak adlandırılır.

Dürüstlük bir şeydeki küçük gerçeklerden daha önemlidir. Bu, eyleme dönüşmüş dürüstlüktür.

Eğer 5. çakra hastalıkları ya da bağımlılıklarınız varsa ve bunlar hayatınızı etkiliyorsa, bedeniniz sizi uyarmak için bilgiyi tek dil olan acı ve rahatsızlığı kullanarak size bir dengesizliğin süre gittiğini söylemektedir. Bunlar kalıtsal hastalıklar değildir. Ruhunuzun kendi gerçeğini bağırarak söyleme gereksinim ile doğrudan ilişkilidir.

1. Köpek gibi solumak=köpek solunumu

-Ağzınızı açarak oturun, dilinizi olabildiğince dışarı çıkarın ve tıpkı bir köpek gibi hızla nefes alıp verin. Diyafram ve göbek deliğinin gücünü de bu nefese ekleyin. Nefes aldığınızda göbek deliği dışarı doğru çıksın, nefes verirken göbek deliği içe doğru gelsin.

-Karnınızı bir pompa gibi kullanın, 1, 5 dakika sonra soluk alış veriş sesinizin gırtlağınıza doğru inmesine izin verin.

-Bunu 3 dakika kadar yapın.

Bu sayede bedeninizde ve gırtlak çakranızdaki toksinler temizlenir, kendinizi yorgun hissediyorsanız canlanırsınız, virüsten kaynaklanan hastalıklardan kurtulmayı ve sezgi gücünüzü artırmayı başarabilirsiniz. En önemlisi de eski yalan ve korkularınızı temizlemenize yardım eder, sizi doğruyu söylemeye yönlendirir.

2. Şarkı söylemek
3. “İstiyorum ve ben varım” egzersizi
4. Boyun hareketleri

5. çakra boğazın önünde yer alır, kişisel ihtiyaçlar ile ilgili sorumluluk alabilme ile ilgilidir. Nasıl ki yeni doğmuş bebek annesinin göğsüne bastırıldığında beslenmek için emmek zorundadır. Bütün hayat boyunca geçerlidir. Kişi olgunlaştıkça ihtiyaçlarını gerçekleştirmek işi kendi omuzlarına binmektedir. Kişinin hayattaki eksiklikleri yüzünden başkalarını suçlamayı bırakıp, ihtiyaçlarını ve isteklerini yaratmak için harekete geçtiğinde iyi işliyor demektir. Bu merkez, kişinin kendisine doğru gelen şeyi almak açısından hangi konumda olduğunu gösteren yerdir. Bu da kişinin imgelemesi ile ilişkilidir. Kişi dünyayı olumsuz görüyorsa, verilen şeylere şüphe ve olumsuz bakış getirecek, düşmanlık bekleyecek, sevgi yerine vahşet ve aşağılanma bekleyecektir. Olumsuz beklentiler, evrendeki ‘’benzer benzeri çeker’’ yasası ile ona bu olumsuz girdileri çekecektir.

Bu merkezde, kişinin çok istediği bir şeyi yapmak için harekete geçmesine engel olan BAŞARISIZ OLMA KORKUSU da yer alır. Ayrıca kişisel arkadaşlıklar ve genel sosyal yaşam ile de alakalıdır. İlişkiden kaçınarak kişi kendini ortaya koymaktan kaçar ve bir yandan beğenilmeme korkusu, bir yandan da rekabet ve ‘’senden daha iyiyim, benim kadar iyi değilsin’’ türü bir gururu barındırır. Reddedilme hislerimiz içerden kaynaklandığından ve sonra biz onları diğerlerine yansıttığımızdan reddedilmekten kaçmak için diğer insanlardan kaçınırız. Arzuladığımız mesleğe girme şansını kullanmak, özlediğimiz temasları kurmak ve bu duyguları serbest bırakmak bu çakrayı açma yollarıdır.

BEŞİNCİ ÇAKRA İÇİN ŞİFA ÇALIŞMALARI:Ses terapisi,konuşma ile ilgili tıkanıkları açmak,şarkı söylemek,hikaye anlatmak,günlük tutmak,psikoterapi çalışmaları,yoga asanaları,nefes teknikleri, (pranayama çalışmaları)

6. ÇAKRA (Üçüncü göz çakrası) AJNA

Alın çakrası da denilen “ajna” kendi kendinin farkında olma, içsel vizyon, mutluluk, neşe ve zihin gücü ile ilgilidir.

Kendini iyi hissetmemizi sağlayan serotonin salgılayan hipofiz bezinin (1. omur ) bulunduğu yerdir. Üçüncü göz noktasına yoğunlaşmak, kendimizi yatıştırmanın, dikkati toplamanın en kolay ve etkili yollarından biridir.

 

RENK: Çivit mavisi

YETENEK: Sezgi gücü(fiziksel ve duyu dışı görme yeteneği)

YERİ: Yogilerin “üçüncü göz noktası dedikleri kaşların arasındaki noktada bulunur.

GÖLGE DUYGULAR: Zihinsel karmaşa, bunalım

Algılaması: görme – imgeleme şeklinde bilgi sembolik ya da düz anlamlı resimler görmek şeklinde olabilir.

Aurik düzeylerde şuurun ifade edilişi: Göksel düzey

Şuur ifadesi: Yüksek duygular

Affirmasyon: Evrensel seviyorum

ÇAKRA ALGILAMASI: Görme, imgeleme

BİLGİNİN YAPISI: Sembolik ya da düz anlamlı net resimler görmek

MEDİTASYON PRATİĞİ: Birlik şuuru

ELEMENT: Yok .

İLGİLİ SALGI BEZİ: Hipofiz

İlk temel titreşim açısından bakıldığında farkındalığın gelişimi yolundaki her adım yeni ve farklı bir titreşim kalıbı yaratır. Böylece saf eterik oluştan maddenin en yoğun haline kadar yaratılışın düzeyleri insan yaşamında belirir ve çeşitli titreşim düzeyleriyle birlikte çakralarla temsil edilirler. Bu gelişim, içimizde ve üzerimizde meydana gelir. Üçüncü göz, bilince ulaşmanın mekanı olduğundan, burada maddeyi belirleyip, ayrıştırabilirsiniz. . Fiziksel düzeyde yeni gerçeklikler yaratabilir, eskileri çözebilirsiniz.

Kural olarak: Bu süreç bizim yönümüzden otomatikman ve bilinçsizce gelişir. Yaşamımızdaki kararlı düşüncelerin çoğu çözümlenmemiş duygusal kalıplarla kontrol edilir ve kendimizin ve diğerlerinin fikirlerine ve ön yargılarına göre programlanır. O halde, zihnimiz çoğu kez, duygu yüklü düşüncelerimizin efendisi değil uşağıdır. Bu düşünceler yaşamımızda da ortaya çıkar çünkü dışarıdan algıladığımız ve yaşadıklarımız aslında öznel gerçekliğimizin belirtileridir.

Bilincimizi geliştirerek ve üçüncü gözü açarak, bu süreci daha iyi denetleyebiliriz ve hayal gücümüz de isteklere ulaşmak için gerekli enerjiyi yaratabilir. Aynı zamanda fiziksel gerçekliğin ötesindeki tüm yaratılış düzeylerine ulaşabiliriz. Bunun bilgisi bize, sezgi altıncı his ya da aşırı duyarlı işitme, hissetme şeklinde ulaşır. Önceden belirsizce şüphe ettiğimiz şeyler şimdi daha açık bir şekilde algılanır.

Altıncı çakra resimler ortaya çıkarır. Bunlar sembolik olabileceği gibi, hasta için çok kişisel bir anlama sahip ya da düz anlamlı da olabilir. Var olan şeylerin (çoktan mevcut olan bir şeyi almaktır)yansımasıdır. Burada resimleri almaktan söz ediyoruz, ALGILAMA=ALMA anlamına gelir.

İmgeleme ise farklı bir şeydir. İmgeleme süreci, aktif olarak yaratmayla ilgilidir. İmgeleme sırasında zihninizde bir imge yaratır ve enerji verirsiniz. Eğer bu imgeyi zihninizde net bir şekilde tutar ve enerji vermeye devam ederseniz, en sonunda yaşamınızda gerçekleştirebilirsiniz. Böylece o imgeye form ve madde vermiş olursunuz. İmge ne kadar net ve sizin ona yansıttığınız duygusal enerji çok olursa, onu yaşama o kadar iyi geçirebilirsiniz.

Kişinin evren ve gerçeklilik yani dünyayı nasıl gördüğü ve bunun ona ne ifade ettiği ile ilgilidir. 6. çakra sağlıklı olarak saat yönünde döner. Pandül ile bu uygulamalar yapılabilmektedir.

Ayrıca çakranın olumlu ve olumsuz çalışması ile de açıklamalar yapılabilmektedir.

Eğer 6. çakra saat yönünde ters hareket ediyorsa;kişinin zihinsel kavramlar hakkında kafası karışmış ve gerçeklik hakkında yanlış ve olumsuz demektir. Kişi bunları yansıtarak kendi dünyasını oluşturur. Eğer tıkanık ve zayıfsa çakraya enerji akışı az olduğu için kişinin yaratıcı fikirleri engellenmiş demektir. Eğer çarka güçlü bir şekilde saat yönüne tersse kişi olumsuz fikirler yaratma da yeteneklidir. Eğer bu durum başın arkasındaki yönetici merkezin güçlü işleviyle birleşmişse, bu durum kişinin yaşamında bir yıkım yaratabilir.

6. çakra önde iki kaşın arasında, başın arkasında arkaya açılım gösterir. Ön merkezin açık, arkanın ise kapalı olması özellikle hayal kırıklığı yaratan bir durumdur. Kişi yaratıcı fikirler ortaya atar ama bunları uygulamaya koyamaz. Bu duruma, genelde suçu dış dünyaya yükleme bahanesi eşlik eder.

Kişinin fikirlerini hayata geçirmek için adım adım yardımcı temel eğitim alması gerekmektedir.

Hayatımıza sezgi gücümüz olmadan devam etmek sanki yan ve dikiz aynaları olmayan bir otomobili sürmeye benzer. Tüm görebildiğiniz sadece önünüzdür.

Yoga, sezgi gücünü geliştirmek için çok değerli bir araçtır, çünkü her çalışma ya da meditasyon bize bedenimiz, zihnimiz ve ruhumuzla yaptığımız küçük bir araştırma olanağı tanımaktadır.

Kundalini yoga bilimi, bedenimizin her hücresinde bilgi ve farkındalık olduğunu söyler. Dünyadaki sözlerin hepsi birleşse, içimizdeki sezgi gücünü hücresel düzeyde uyandıramaz. Varlığınızın tamamı bedeninizin her bir hücresinde vardır. Bu kadim yoga bilimi de sizi hücresel düzeyde uyandırmak için özel olarak tasarlanmıştır.

Bedeniniz sizinle, simgesel anlamda ve çeşitli hastalıklar yoluyla, bu dili kullanarak konuşur.

Sezgi gücü gerçek güçtür. Hepiniz buna sahipsiniz.

Yoga ve meditasyonun, kandaki serotonin ve beta endorfin salgısını artırdığı bilimsel olarak da kanıtlanmıştır. Sezgi bize pek çok yolla fısıldar;bizimle konuştuğu en önemli yollardan biri de, rüyalar ve simgelerdir. Kendinizi çok basit yollarla sezgilerinize açarsanız, gerçekten büyük mesajlar da bulursunuz.

ALTINCI ÇAKRA İÇİN ŞİFA ÇALIŞMALARI:Görsel çalışmalar, meditasyon, psikoterapi, hipnoz, reiki, imajinasyon çalışması,nefes teknikleri,(pranayama çalışmaları)

7. ÇAKRA (Tepe çakrası) SAHASRARA

Zihnimiz ve bedenimizle direkt bağlantılı olan çakralar, varlığımızın fiziksel, duygusal, mental ve spiritüel yönleriyle ilişkilidir.

Taç çakrası da denilen bu çarka beynin işleyişinin yanında sinir sistemi, iskelet sistemi ve dolaşım sistemi de dahil olmak üzere bedenin tüm sistemini yönettiği söylenir.

RENK: Mor (soyluluk rengi), eflatun, menekşe

YETENEK: Sınırlandırılmamış olmak

ELEMENT: Yok

GÖLGE DUYULAR: Acı, ıstırap, keder

Aurik düzeylerde şuurun ifade edilişi: Ketherik düzey

Şuur ifadesi: Yüksek kavramlar

Affirmasyon: Biliyorum, benim.

ÇAKRA ALGILAMASI: Bütün kavramı bilmek

BİLGİNİN YAPISI: Tüm duyuların ötesine geçen bütün kavramı almak

MEDİTASYON PRATİĞİ: Sakinim ve Tanrı’nın benimle olduğunu biliyorum.

YERİ: Başın tepe noktası, bebeklerde bıngıldak dediğimiz nokta

EPİFİZ BEZİ ile bağlantılıdır

Bilim bu bezin, sağlıklı bir uyku uyumak için anahtar unsur olan melatonini salgıladığını keşfetti. . Melatoninin son derece güçlü bir antioksidan olduğunu ve beynimizin yaşlanmasının başta gelen nedeni yağ asitlerinin yarattığı tahribatın önlenmesinde yardımcı olduğunu belirtmektedir.

Tüm çakra enerjilerinin kaynağı ve başlama noktasıdır. Kişisel enerji alanımız evrenle bir olur.

Çakralar pek çok insanda kapalı kalmakta ya da minimal düzeyde işlev görmektedir. Şuurlu olarak geliştirilirlerse açılmaya başlarlar ve böylece daha yüksek şuurluluk seviyelerine ulaşmamızı sağlarlar.

7. çakra “sahasrara” diye de adlandırılır. İnsandaki sınırlandırılmamış olma yeteneğini denetler. Fiziksel bedenimizin ruhsal merkezidir. Bütünsel bir kavram biçiminde bilgi almamızı sağlar. Bu bilgi insanın sınırlı duyularının ve iletişim sisteminin ötesinde bir şeydir.

7. çakra kapalı ise, ruhsallığı ile deneyimsel bir ilişki kuramaz. Kişi o “kozmik his” ten uzaktır ve insanlar ruhsal deneyimlerinden bahsederken ne anlattıklarını anlayamazlar. 7. çakra açıksa, kişi bireysel ve kişisel formda ruhsallığını tanıyor demektir, kelimelerle basitçe açıklanamaz. Kısaca var olma hali, dünyasal gerçeklikten sonsuzluğa doğru bir aşkınlık halidir, denilebilir. (fiziksel dünyanın ötesindedir)

7. çakra açıldığında diğer altı çakra da kalan tüm tıkanıklıklar çözülür ve enerjileri mümkün olan en yüksek frekanslarda titreşmeye başlar. Her çakra, kendi düzeyinde, ilahi oluşun bir aynasıdır ve kendini mümkün olan en yüksek potansiyelle ifade eder.

Yogi dilinde elektromanyetik alan denilen alanı içerir. Bu bizim fiziksel bedenimizi çevreleyen auramızdır. Batı bilimi bu alanın varlığını fiziksel gerçek olarak kanıtlamıştır aydı. İnsanın aydınlanma ve ışıma yeteneği bu çakradadır. (

Bedenimiz sınırlıdır, ruhumuz ise sınırsızdır.

Çakra sistemini, hiçbir katın diğerlerinden daha önemli olmadığı bir binanın katları arasında hareket eden bir asansör olarak düşünebilirsiniz.

YEDİNCİ ÇAKARA İÇİN ŞİFA ÇALIŞMALARI:Spiritüel bağlantıyı yeniden kazanmak için yapılan çalışmalar, meditasyon, reiki, psikoterapi, derin bilgi sistemine ulaşmak için okuma ve inceleme, yoga çalışamaları ve nefes teknikleri.(pranayama çalışmaları)

Incoming search terms:

  • akra nasl alr
  • çakraları açan yoga hareketleri
  • https://yandex ru/clck/jsredir?from=yandex ru;search;web;;&text=&etext=1839 LGyviTzt9r3JVQRSrrEAFEkNqMT0LWxpqoHqWv-sSKd2M2fv6gzWFdu9cJdtoMBM 6748be227f4c2be80334253f1d42962cc8617fc8&uuid=&state=_BLhILn4SxNIvvL0W45KSic66uCIg23qh8iRG98qeIXme
  • https://yandex ru/clck/jsredir?from=yandex ru;search;web;;&text=&etext=1839 ZkeLI_ZcL7jkJhcxy35DaJfQGqAsuL86L2rFc_HXmwCAlM8Z80btSXPS4yxuiRSV eedf0f2ffbd6f2a7d600f27b8f50fc5d47d1449d&uuid=&state=_BLhILn4SxNIvvL0W45KSic66uCIg23qh8iRG98qeIXme

Om Nedir ?

Om sesinin evrenin doğuşundaki ilk ses olduğu düşünülür ve tüm seslerin bu sesten türediği söylenir. Evrenin yaradılışı sırasındaki patlamada bu sesin çıktığı ve evren hala yaratılmaya devam ettiği için de bu sesin hala bu ses üzerine çalışan kişilerce duyulabildiği söylenir. Bu tip içsel seslere “leya” ismi verilir ve sesin özellikle Anahata – Kalp çakrasndan duyulduğu düşünülür. Yani siz bir mantra yı zikredersiniz ve bu mantranin aksini kalp cakrasinda hissedersiniz / duyarsınız. Tıpkı bir dağa karsı ses çıkarmanız gibi, o ses size geri doner.

Diyelim ki bir düşünceniz var ve tezahür etmedi.Bu düşünceyi tezahür ettirmek istediğinizde kelimelere dökersiniz.Ağzımızı açamadan ağzımızın ilk hareketi( mmmm) dır.ağzımızı açıp ilk kelimeyi söylemeye başlayınca(A) SESİ çıkar.Konuşma yine (M) sesi ile biter.Diyaloglarımız hep (m) ve (a) sesi arasındadır.Ve arasında (u) oluşur.Tezahürde (M) ve (A) sesi arasındadır.

MEDİTASYON da tekrardan A ile başlayıp M ye giden bir sessizliktir. Köprü sesi burada U dur. Om mantrasi inisiasyona gerek duyulmadan herkesin tekrar edebileceği evrensel bir mantradir. Çünkü normalde mantra çalışmaları için özel bir inisiasyon önerilir. Bunun nedeni, kişinin titreşimini bilen bir hocanın – bu kişinin bu nedenle bir sure sizinle çalışmış olması istenir- bu titreşimlere uygun bir mantra vermesi ile olur. Ancak dediğim gibi, eğer kişinin niyeti saf ve temiz ise ve özellikle “sağduyulu” davranıyorsa, bazı mantralari da tekrar edebilir.

 Burada dikkat edilmesi gereken şey, kişinin mantrayı okuması sırasında kendini mutlu ve zinde hissetmesidir. Unutulmamalıdır ki, hayatımızda yaptığımız her şey gibi, yogayi da mutlu olmak için yapıyoruz. Eğer tekrarladığımız mantra bizi korkutuyorsa, huzursuz ediyorsa ya da belli veya belirsiz bir nedenden dolayı rahatsız ediyorsa, okunmaması tavsiye edilir. İste kişinin kendi öğretmeni olmasından kasıt bu şekilde kişinin kendini gözlemlemeye başlamasıyla mümkündür. Kişi kendini tanıdıkça, kendi kendine de doğru çalışmaları yapabilir. Yine de elbette eğer mümkünse, tüm bunlar yerine bilen bir eğitmenin yanında olmak önerilir.

  Aum çalışması yaparken sesli veya sessiz yapabiliriz.Yalnız şunu unutmamak gerekir:Bu çalışmayı yaparken verilen nefesi dörde bölmemiz lazımdır.A bir nefes,U bir nefes,M bir nefes ve GERİ KALAN DÖRTTE BİRLİK KISIM SESİZLİK olmalıdır. Ya da yalnızca O ve M, YANİ( OM) birlikte söyleniyorsa sessizliğe kalan kısma çok önem verilir.

  Unutmayalım ki meditasyon, tekniğin bittiği yerde baslar. Eğer hala teknik üzerinde duruyorsak bu yaptığımız meditasyon (dhyana) değil, konsantrasyon çalışmasıdır (dharana). Meditasyon ve konsantrasyon çok iç içedir, bu yüzden de hep karıştırılır. Meditasyona geçiş kişinin bir teknik kullanarak konsantre olması ve bu tekniğin içine girip belli kısa surelerle tekniğin üzerine çıkıp sükûnette kalmasıdır. İste tekniği bıraktığı o an meditasyona geçer. Sonra kişi tekrar uyanır (dikkati dağılır) tekniğe yani konsantrasyona geri döner, bir sure tekniği çalıştıktan sonra yine tekniğin üzerine çıkar ve meditasyonu baslar. Böylece konsantrasyon ve meditasyonu iç içe geçer.

OM mantarası çalışırken konsantre olabileceğiniz üç bölge vardır;

BİRİNCİSİ:AJNA ÇAKRA

  Zihinsel çalışama yaparken iki kaş arasına odaklanılır. Göz seviyesindeki bu odaklanma biraz acı verebilir. Problemlerimizi çözerken iki kaşımızın arasından Om söyleriz.

İKİCİSİ;ANAHATA(KALP) ÇAKRASIDIR.

  Sevgiyle duyulan her his kalp bölgesinde oluşur. Kalp bölgesine yapacağınız her konsatrasyonda bu bölgede oluşan acılarınızı da çözersiniz.Günümüzde toplumda her şeyi entelektüel ve zihinsel düşündüğümüz için acı çekiyoruz.Oysa kalp bölgesinde böyle bir zihin aracı yoktur,yalnızca sevgi,everensel ve tanrısal sevgi vardır.

ÜÇÜNCÜSÜ:MAN

İPURA (GÖBEK) ÇAKRASIDIR.  Bu çakramız, çakralar kısmında da anlatıldığı gibi en önemli olarak korkularımızı barındırır. Doğumumuz göbek bağı ile olmaktadır. Dünyaya geldiğimizde yaşadığımız ilk şok göbek bağının kesilmesidir. Vedanta korkunun merkezi olarak göbeği gösterir.

  Sonuç olarak aklı sakinleştirmek ve meditasyona uzanan yolda bu üç bölgeye odaklanılabilir. VE ö nemli olan konsantrasyon-meditasyon suresinin uzunluğu değil yaptığınız çalışmanın kalitesidir. Meditasyondaki amaç tekniğin eridiği o “an”ları mümkün olduğunca uzatmaktır. Bu nedenle siz isterseniz bir mantra dinleyin, ya da söyleyin, sadece sessizliği dinleyin ya da sadece nefesi yada nefesi sayarak konsantre olun, hiç fark etmez, tekniğiniz her ne ise o teknik bittiği anda meditasyondasınız demektir.

BANU DEĞER.

SEVGİLER.

Incoming search terms:

  • om ne demek
  • leya isminin anlamı
  • ommm ne demek
  • https://yandex ru/clck/jsredir?from=yandex ru;search;web;;&text=&etext=1832 D3RNO96cSZOn3hyAy7mcBxCZlNOlgo2KV91VMKABhyo7H8vwdmji2QMwxwFlXTXw 8b2567cfc2d610dd11f3f55d70df5fa1bf5cf4b2&uuid=&state=_BLhILn4SxNIvvL0W45KSic66uCIg23qh8iRG98qeIXme
  • https://yandex ru/clck/jsredir?from=yandex ru;search;web;;&text=&etext=1836 UPWZ6oOQtdkvdpwjQucDh9p6hl3PEUaE0Ij_0yb3qwbDbgpU797zzKU1yhc3opEt e23a524321f667ea5870ccfb9437c461656c146b&uuid=&state=_BLhILn4SxNIvvL0W45KSic66uCIg23qh8iRG98qeIXme
  • om mantra nedir
  • omm sesi nedir
  • yogada om sesi