Evren ile uyum içerisinde kalmak için sevgi dolu olmanın önemi

Evren ile Uyum İçerisinde Olmak

ve Sevgi Dolu Olmanın Önemi

Evren ile uyum içerisinde olmak ve sevgi dolu olmanın önemi 

Evrenle uyum içinde yaşamak, onunla aynı frekansta olmak ve onun bir parçası olduğunu fark etmek büyük bir ayrıcalıktır. Bu ayrıcalık sayesinde istediğimiz ve arzuladığımız hayatı yaşarız. Yine bu ayrıcalık sayesinde isteklerimizin ve arzularımızın gerçekleşmesi için evren bizimle birlikte kanal olarak çalışır.

Aslında bunun bir ayrıcalık olmaması gerekir. Fakat doğal olarak ortada olması gereken bu bağlantı, doğduğumuz andan ailemiz, çevremiz ve toplumsal baskılar ile üzerimize yüklenen kurallar, korkular, endişeler sayesinde kirlendiği, doğallığından uzaklaştığı ve bozulduğu için; basit işlevsiz bir antenle televizyonda yarım yamalak görüntü elde etmeye benzer.

Biz doğduğumuzda doğaldık nefes alış verişlerimiz bile normaldi ve davranışlarımız da çocuk ruhumuzla hiçbir kaygı ve endişe taşımıyordu.

Oysa zaman içinde bütün bunlardan uzaklaşarak doğallığımızın kaybolması tanrıdan ve evren birliğinden gün be gün uzaklaşmamızı sağlar. Acılar olmaz ise, kazançlarımız da olmaz. Çünkü o acılar yaşanmasa idi bu gün bu durumda olamazdım diye düşünebilmek, bilgeliğin başlangıcındaki adımlardan biridir. Ama önümüze acılar da çıkar ise onun içinden geçip gitmeyi bilmeliyiz. Acının peşinden koşmak ve bağımlı kalmak bizi hasta yapar.(sadistlik)Oysa ruhsal yolculukta ben acılardan geçerim ve onlar bana dokunamaz ve ben yolumda ilerlerim. Olan her kötü olayın da salında kötü olmayacağını, aslında bu olayın bile benim hayrım için bir gelişmeye yol açtığını bilirim ve deneylerim. Ve bu ruhsal farkında lığımı yaşarken artık içimde hiçbir korku ve umutsuzluk taşımam.

Yani bu bahsettiğim evrensel bağlantı ve tanrısal boyuta yaklaşmak aslında bizim doğal hakkımız. Hiç kimseniz tekelinde değil ve herkes istediği kadar istediği sürece bu bağlantıda doğal olarak bağlı kalabilir. Çünkü hayattaki her şey bir enerji biçimidir. Ve bizim bütün olumsuzluklarımız ve olumsuz düşüncelerimiz de enerjidir ve evrende akmaktadır.

Düşüncelerimiz duygularımızı oluşturur. Olumsuz duygular ise bize yeniden olumsuzlukla biten olaylar ve yaşam şekli olarak dönecektir. Oysa siz kendi hayatınızın şaheserisiniz ve öyle kalmalısınız.

Peki, bu hakkımızı tekrar elde ettiğimizde değişen ne olacak? Çok şey değişecek, tabii bu değişimin ana hatlarını yine biz belirleyeceğiz. Çünkü hayatımıza terslikleri biz çekeriz. Oysa olumlu duygular yani sevgi, umut ve mutluk hissi size her istediğinizi yaratma ve yaşatma gücü verir. HALA yaşamdaki yolunuzu bulmak için uğraşıyorsanız, mevcut yaşamınızda biraz geri çekilip daha derin bir bakış açısı ile hayatınıza bakmaya çalışın. Böylece sizin nelerle mutlu ve tatminkâr olacağınızı anlamış olacaksınız. En önemlisi sağlık olmak şartı ile kimimiz bir arabayla yetinecek, kimimiz bir evle. Bazılarımız daha çok bilgi isteyecek, bazılarımız ise sevgi. Hatta aramızdan öyleleri çıkacak ki hepsini isteyecek. Uyum ve akış yakalanırsa, evren bir isteğinizi de bin isteğinizi de yerine getirecektir. İyi dilekleriniz ve arzularınıza göre. Çünkü dilekleriniz, olumlu düşünceleriniz ve mutluluk haliniz tam ise evren için bir emirdir ve yerine getirilecektir.

Örneğin, birileri size sürekli gülümsüyorsa, muhtemelen siz de herkese gülümseyen birisinizdir. Deneyleyin; sokakta yürürken etrafınıza dikkat edin mutlu iseniz, yüzünüzde hoş bir eda varsa herkes size bakıyor olacaktır. Tam tersine, gülümsemiyor buna karşılık sürekli asık suratlı takılıp insanları süzüyorsanız, o zaman sizi gören insanlardan gülümseme bekleyemezsiniz. Hatta beklemezsiniz, çünkü bu durumda genellikle “kimseden bir güler yüz görmüyorum” şeklinde yakınıyor olursunuz. Aynanın karşısına geçip, o an ki yüzünüzü görseniz, eminim siz de kendinize gülümsemezdiniz. Benzer, benzeri çeker. Nasıl olacağını bilmesek de olumluyu da olumsuzu da biz çekeriz.

Oysa huzuru ve uyumu bulmak için evrende yaşanan her şeyi olduğu gibi kabul etmek en doğal olanıdır. Dünyamız değişmekte ve hızlanmaktadır. Oysa biz önce dünyayı değil, kendimizi değiştirmeye çalışmalıyız. Yani görmesek de, görüyormuş gibi yolumuza devam edersek hayat gerçekten bizi istediğimiz noktaya götürür. Bu yüzden merdivenin tamamını görmemiz gerekemez. İlk adımı atmamız yeterlidir. Negatif farkındalık bize olumsuzluklar ve mutsuzluklar olarak geri döner. Negatif farkındalık gül bahçesine bakınca gülleri değil, dikenleri görmektir. Oysa yaşam gül bahçesi gibidir. Yaşama pozitif bakarsan gül bahçesindeki güllerin dikenlerini, o güzellikleri koruyan araçlar olarak görmesini bilirsin.

“Çekim Yasası”, “Sır”, “Yaşamın sırrı”, “Olumlu düşüncenin gücü”ya da her ne ad verirseniz verin, ortada kesin olarak işleyen bir kural var. Bu kural benzer şeylerin birbirini çekmesidir.

Zihnimiz, düşüncelerimiz çekim gücündeki en önemli faktördür aslında. Bir gözlemci olarak her şeyi önce aklımız ile algılarız. Algıladığımız her şeyi de zihnimizde tasnif ederiz. Peki, neye göre? Daha önceki deneyimlerimizde gördüğümüz o “şey” bize hangi duyguyu yaşattıysa, doğrudan o duygunun çekmecesine. Ya da ilk defa yaşanan bir olaysa, onu da hissettiğimiz sonuca göre yeni bir klasöre koyarız.

Size basit bir örnek vereyim. Yıllar önce bir kuruyemişçinin önünden geçerken, mis gibi taze kavrulmuş çerezlerin kokusu o kadar güzeldi ki, hemen içeri girip küçük bir kese kâğıdı içine biraz çekirdek, fındık, fıstık doldurttum. Bir yandan yolda etrafıma bakınıyor, bir yandan elimi kese kâğıdına daldırıp çerezleri ağzıma atıyordum. O anda ağzıma tuhaf bir tad geldi ve ne ısırdığımı anlamak için elime baktığımda, karşımda çıtır çıtır kavrulmuş bir K.K.B ( kumral kalorifer böceği) ile karşı karşıyaydım. Hemen yere tükürdüm. Kesekâğıdını çöpe fırlatıp attım, iğrenerek ve midem bulanarak yürümeye devam ettim.

Bu olay benim zihnimde doğrudan iğrenme dolabında, en üst rafta yeni bir klasör açtı. Bu klasör yukarıdaki olayın her detayını ( üstelik o an var olan, ama benim farkına varmadığım detaylar da buna dâhil) içeriyordu. Bu klasörleri sakın ola basite almayın, orada kayıtlı bilgilerden yalnızca birisini bile anımsasanız, görseniz, duysanız ya da koklasanız hemen harekete geçer. Size dosyanın içinde kayıtlı yaşanmış ne varsa hepsini hatırlatır. Hepsini hatırlatmasa bile sonucun verdiği duyguyu, hissi hemen harekete geçirecektir.

Zihnimde bu klasörü açtıktan sonra uzun süre kuruyemiş yiyemedim, herhangi bir alışverişte sürekli kesekâğıtlarının içlerini kontrol ettim. Hatta tarlada ayçiçeklerini gördüğümde bile iğrenmeye varacak kadar ileriye götürdüm bu olayı. Ve hemen her seferine iğrenmek için bir sebep buldum. Çünkü evren bana istediğim duyguyu yaşatmak üzere çalışıyordu. Taa ki zihnimdeki klasörlerle evrenin bağlantısını anlamaya başlayana kadar. Çünkü daha olumlu düşünceler daha olumlu bir vücut kimyası ve daha uyumlu salgılanan bir hormon sistemi oluşturur. İşin sırrını çözünce bir daha başıma böyle bir olay gelmedi ve ben artık keyifle kuruyemiş yiyor ve hiçbir kötü deneyim yaşamıyorum.

Zihnimiz duyguları iyi ya da kötü olarak ayırt edemez, olaylar zinciri sonucunda hissettiklerimize göre tasnif yaparlar. Bu klasörler algıda seçicilik yaratırlar ve biz klasörlerimizdeki bilgilerin benzerlerini, günlük hayatımızın içinden seçeriz. Öncelikle seçeceklerimiz ise en çok kullanılan klasörlerdir, çünkü onlar o kadar çok kullanılıyorlar ki, bir türlü dolaba kaldırılamıyor, hep masanın üzerinde gözümüzün önünde kalıyorlar. Yaşadığımız ve konuştuğumuz her şeyde geçmişe gitmek ve çöpleri karıştırmak bizim yaşam gerçeğimiz durumunda.

Zihnimizdeki her klasör aynı zamanda evrenle sürekli bağlantı halindedir ve bu sayede hep benzer deneyimleri çağırırız. Masa üzerindeki klasörler evrende de öncelik sahibidir. Onların bağlantıları bakımlı ve daha kalındır, kullanıldıkça gelişirler. Bu arada unutmayın, bazen masanın üzeri o kadar dolu ve karışık olur ki, biz bile hangi dosyaların açık orada durduğunu bilemeyiz. Bu farkında olduğumuz ve olmadığımız klasörler ise evrene bizim neyi deneyimlemek istediğimizi iletirler. Oysa neye direnç gösterirsek o olay veya yaşamak istemediğimiz şey, bizim yaşamımızda ilk olumsuzluk olarak gündeme gelecektir.

İstediğimiz hayatı, deneyimleri, duyguları kendimize çekebilmek için evrene doğru mesajları göndermeyi, klasörlerimizi düzenlemeyi, temizlemeyi öğrenmeliyiz. Dikkatimizi istemediğimiz durumlardan önce uzaklaştırmalıyız. Yaşamak istemediğiniz deneyimleri görünce onunla ilgili endişelenmeyin, konuşmayın, yazmayın ve tepki dahi vermeyin. Her sabah kalktığınızda sadece nefes alabildiğiniz ve sağlıklı olduğunuz için önce şükredin. Çünkü siz o andan itibaren bile hasta ve sağlıksız olanlardan bir adım öndesiniz. Şükretmek hayatınızda bollukların günden güne artmasına sebep olacaktır. İsteklerinizin çeşitliliği sizi özgür bıraksın. Evrendeki her şey enerji olduğuna göre siz de enerji formunda bir ruhsal varlıksınız. Siz enerjinin en büyüğüsünüz. Ve bunu öğrenmenin ve kabul etmenin yolu da evrene güvenmekle başlar. Hesap kitap yapmadan, evrene sevgi dolu yürekle güvenerek istemek. Çünkü tüm güç içinizdedir ve bu güç sınırsızca sizin kontrolünüzdedir.

Sezgilerinize güvenin. Sezgilerimize güvenmek bizi felaketlerden korur. Hayalinizde ve hayatınızda ulaşmak istediğiniz her şeye ulaşmak için diğer bir yolda sezgileri takip etmektir. Basit gibi görünür ama bunu yapmak oldukça zordur. Öncelikle içinizdeki değişik ve genellikle çelişkili sesleri nasıl ayrıt edeceğinizi öğrenmelisiniz. Sezgileriniz, kalbinizde en çekici yere sahipken, aklınız ve zihniniz sizi büyük sorunların içine sokabilir, çünkü akıl ve zihin yaşamdaki zorluklar üzerine çalışır. Sezginiz, toplumun ne düşündüğünü bilmez, o yalnızca sizinle ilgilidir. Çok meşgulseniz sezginizi duymanız güçleşebilir. Çünkü aklınızda ve zihninizde oluşan gevezelik sezginizin sesini bozabilir.

Öte yandan sezgisel zihin, sonsuz bilgi kaynağına erişebilir. Sezgi; bilgi ve bilgeliğin kaynağına ulaşma yeteneğine sahiptir. O tam olarak ihtiyaç duyduğumuz kadar veya ihtiyaç duyduğumuz anada bilgiyi düzenleyip bizi içsel olarak destekler. Mesajlar her defasında küçük, küçük gelse de eylemin gidişatı belli olur.Bu rehberliğe güvenmeyi öğrendiğinizde ,hayatınız zahmetsizce akan bir nitelik kazanır.Hayatınız,duygularınız,eylemleriniz etrafımızdaki her şeyle uyumlu hale gelir.

Genellikle hepimiz birçok şey isteriz ve istedikten sonra bunun nasıl olabileceğine dair hesap kitap yapmaya başlarız. Hesap kitap sonucunda mantıklı bir yol göremezsek isteğimizin olacağına dair güvenimiz azalır ve şüphe duyarız. Şüphe duyduğumuz anda “ya olmazsa” lar beynimizde yankılanır ve sonunda “ya olmazsa” galip gelir. Çünkü ister yapabileceğini, istersen yapamayacağını düşün ne düşünürsen o olacaktır.

İnşallah duygusu ile asla yaşama, çünkü oluşacak olan her zaman evrende, İnşallah fikri ile boşlukta kalacak ve oluşamayacaktır.

Peki, şüphelerimiz ve olumsuz düşüncelerimiz olmazsa ne olur?

Yine kendimden bir örnek vereyim. 2004 yılının ilk aylarında yoga eğitmeni olduğum ilk dönem İstanbul’da bir Bio enerji merkezinde çalışmaya başladım ve burada kişisel gelişimle ilgili toplantılar yapılıyordu. Konu hakkında bilgileri iyice algıladıktan sonra, ilk hafta istediklerimi bir deftere yazdım ve aklımda herhangi bir olumsuz düşünce, fikir belirirse ya da ağzımdan herhangi bir negatif cümle çıkarsa içimden “İPTAL” dedim. Aslında hayatımda her şey yolundaydı ama denemeye de değerdi. Bir gün boyunca ne istesem diye düşündüm ve ardından deftere yazmaya başladım. Tabii tüm bu süreç içine ne kadar çok “İPTAL” demek zorunda kaldığımı belirtmeme gerek yok sanırım. Çünkü korkular bizim hep yaşam bloklarımızı engeller durumdadır.

Daha sonra,

Gelirim iki kat artsın

Altımda bir araba olsun (rengini modelini bile yazdım)

Evden çalışayım ve sabah erkenden köprü trafiğine girmek zorun da kalmayayım gibi isteklerde bulundum.

Yazdıklarımı götürdüğüme bana hocamın ilk söylediği, şimdi bunları şimdiki zamanda sahipmiş gibi yazmamdı. Hemen maddeleri düzelttim.

Ben her ay düzenli olarak ….. YTL kazanıyorum ve Her yere …. marka… model….. renk arabamla gidip geliyorum. Her sabah dokuzda kalkıp evdeki ofisimden çalışıyorum. Vs gibi çoğaltabilirsiniz…

Ardından bunu her sabah kalktığımda tekrarlamaya başladım. Ve her gece yattığımda görsel olarak gözümde son drece gerçek şekilde hayal ettim. Hayal etmek çok önemlidir. Yani niyet etmek bütün olacakların başlangıcıdır. O gelecekte yaşanacakların ön göstergesidir. Hayatınızda dikkat edin hayalleri ve istekleri yüksek olan insanların bir gün, bir şekilde olmak istedikleri yere ulaştıklarını sizde görmüşsünüzdür. Aradan bir hafta geçtiğinde eski eşim, telefon etti ve bir arkadaşının kendisine olan borcundan dolayı bir araba sahibi olduğunu ve onu bana hediye etmek isteğini söyledi, kulaklarıma inanamadım ve çekim ve enerjisinin ilk olarak burada işe yaradığını gördüm.

Artık düşüncelerim ve inançlarım giderek artıyordu ve bu bağlamda aslında her güne mutlu bir şekilde başlamamın ve günümü ne olursa olsun o şekilde devam ettirmenin enerji akışlarında açılmaya sebep olduğunun daha çok bilincine varmaya başladım.

Bir on gün sonra bir şirketten ve başka bir spor klübün’den de yoga eğitmenliği teklifi aldım ve hala o yerlerde çalışıyorum. O seneden sonra düşündüğüm ve istediğim her şeyi mantıklı bazen de mantıksız ve kimsenin inanamayacağı boyutlarda gerçekleştirdim. Her arzum kısa zamanda yerine gelmeye başladı. Fakat fark ettiğim tek önemli şey mutlu olmaktı sadece mutlu olmak. En önemlisi de sevmek. Karşılıksız ve koşulsuz sevmek. Asla kimseye kin duymamak, kızgınlıklarınız olan insanları ve kin duyduğunuz kişileri bile çok sevmek. Bu yapılabilir ve öğrenilebilir bir yaşam şekli. Ben yaptım ve herkes de yapabilir. Böylece karmalarınız dan da özgürleşip, nihai özgürlük noktasına da ulaşmak mümkün.

Bütün düşüncelerini ve isteklerini önce mutluluk arzuna ve oradan da isteklerine yönlendirebilirsin. Onun için mutluluğunuzu izleyin, sadece duvarların olduğu bir yerde bile evren size kapılarını açacaktır. Eğer mutluluğunu da izleyebiliyorsan, her konuda bolluk ve bereketin de izini takip edebilirsin.

2004 yılının başlangıcı bu olaylar ve gelişmeler ile birlikte hayatımın tamamen değişmesine sebep oldu ve o günden beri evrenle bağlantımı kesmemek için çalışmalarıma hiç ara vermedim. Hayatım güzel bir serüvene dönüştü ve etrafımızın ne kadar çok mucizelerle çevrili olduğunu gördüm.

Daha sonra yaşam koçu eğitimi alarak çalışmalarıma öğrencilerim ile birlikte devam ettim ve onlara da bu evrensel bilgileri aktararak eğitimler vermeye devam ettim. Onların yaşamlarında da olan gelişmeler ve yaratımlar muhteşemdi ve sevgiyle mutluluklarını paylaştım.

Bu gelişmeleri yaşamak istiyor ve hayatınıza aktarmak istiyorsanız;En önemli ve ilk yapmanız gereken çalışma, bu bağlamda iptal çalışmasıdır. Şimdi uzunca bir zaman artık aklımız olumsuzluklar gelmeyene kadar “İPTAL” çalışması yapalım. Aklınızdan olumsuz bir şey geçtiğinde; herhangi bir konuda kaygı, endişe, şüphe, korku duyduğunuzda; öfkeli olduğunuzda ya da ağzınızdan olumsuz bir cümle çıktığında alışkanlıklarınız değişene kadar kocaman bir “İPTAL” deyin. Ve bunu yaşam alışkanlığınız haline getirmeye çalışın lütfen.

Bu arada da evrenden neler isteyeceğinizi de düşünün isterseniz. Çünkü senin yapıp, ulaşamayacağın hiçbir şey yok. Sen muhteşem bir yaratıcısın ve güçlü, kesin bu dünyada olma arzun ile buradasın. Mutluluk senin doğal hazinen ve sen sadece mutluluk varlığı halinde doğdun ve içindeki ruhsal öz varlık bunu zaten biliyor.

Zihnindeki bu karmaşayı yenmenin tek yolu da gülmektir ve yaptığın bütün eylemleri gülerek yapmaktır. Gülmenin de tek yolu yaptığımız fiilin yani hareketin tarzını değiştirmektir. Ne yaptığımız önemli değildir. Çünkü bu “ego” dur. Nasıl yaptığımız çok önemlidir. İşte bu ruhsallık ve ruhsal boyuttur. Ve şu anda bile oluşmaya başlayan hisleriniz, oluşacak olanların mükemmel bir yansımasıdır.

Sevgi ile sevgi dolu ve mutlu olun.

BANU DEĞER.

BHANU PRİYA.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *