Bhakti Yoga Ne Demektir ? | Yoga Evim

Bhakti Yoga Ne Demektir ?

Kişinin hangi yolu seçtiği önemli değildir; çünkü her yol kişiyi aynı sonuca, yani özgürleşmeye götürür. Kişi isterse Bhakta olur ve Bhakti Yoga üzerine yoğunlaşır, isterse Raja Yoga’ya yoğunlaşır, isterse Karma Yoga’ya ya da isterse bunların bir kombinasyonunu yaparak İntegral yoga yapabilir. Bu yolların biri diğerinden daha iyi ya da kötü değildir, diğerine göre kestirme yol yoktur. Ancak Bhakti Yoga sevgi üzerine
yoğunlaşan bir yol olduğundan, başlangıçta yoga heveslisi tarafından uygulaması oldukça basit görünebilir. Bu nedenle de kişinin “Ben zaten sevgi doluyum!” demesiyle tercih edilebilir. Ancak bu yol sanıldığı kadar basit bir yol değildir. Çünkü duyular üzerinde hakimiyet gerektirir ve gerçek sevginin ne olduğunu kişinin anlaması üzerine kuruludur.

“Eğer birlik varsa, o halde kötülük nasıl olabilir, kişi nasıl olur da kötü bir hale gelebilir?” diye sorulabilir. Buna şöyle cevap verilebilir: İyinin olduğu yerde, kötü de vardır. Eğer kötülüğün olmaması isteniyorsa, iyiliği de bırakmak lazımdır. Bu, ketum hale gelmek değil, tam tersine tam ve kesin bir sevgi duygusuyla dolmaktır. Bunu güneş ya da hava ile karşılaştırabilirsiniz. Güneş ışınlarını kimseyi kayırmadan gönderir. Hava, iyi kötü herkes için solunmak üzere oradadır; ayrım yapmaz; tüm evren ile uyumludur; herhangi bir tercihi yoktur. Sadece varolur. İşte kişi de aynı şekilde tercihlerini bir kenara bırakarak karşılıksız ve koşulsuz sevgiyi bu şekilde yaşayabilir.

Kişi şunu unutmamalıdır, herkesin içinde iyilik ve kötülük tohum halinde potansiyel olarak durmaktadır. Kişi hangi tohumu sularsa, o tohum daha fazla yeşerecektir, bu nedenle de kişi sevgi tohumunu yeşertmek için onu düzenli olarak sulamayı ihmal etmemelidir ve elbette gözlemci olmayı böylece yeşerttiği sevgi tohumunu büyük ve geniş bir ağaç olmasını sağlamalıdır.

Bhakti Yoga’nın amacı kişinin evrensel sevginin ne olduğunu kişiye göstermek ve böylece kişiyi yogaya/birliğe götürmektir. Peki evrensel sevgiden kastedilen nedir? Sevgi dolu kişiden kastedilen, her zaman, her yerde sevgisi varolan, hiç bir şart altında değişmeyen, herhangi bir koşul aramayan, herhangi bir karşılık beklemeyen, sadece veren ve herkes ve her şey için tam ve kesin şefkat duyan kişidir.

Ancak bu kişi, sürekli olarak çevresindeki olumsuzluklara üzülen, kendini bu konuda deyim yerindeyse parçalayan depresif bir kişi değildir. Aksine, her şeyi olduğu gibi gören ve olduğu gibi kabul eden kişidir. Her şeyin mükemmelliğini bilen, olan her şeyin olması gerektiği gibi olduğu konusunda şaşmaz ve değişmez bir inancı olan ve evrensel akışa kendini tam olarak uyumlandırmış ve kendini akışa bırakmış bir kişidir.

Bu da kişinin kendi “ego”sunu yavaş yavaş terk etmesiyle mümkündür. Günlük hayat içerisinde kendimize baktığımızda, tamamen egonun ve kendi bireyselliğimizin esiri olduğumuzu görürüz ve her şeyi şahsımıza alırız. “Bana bu kişi şunu nasıl yapar?”, “Ben hatalı olsam da nasıl gider ondan özür dilerim?”, “Beni nasıl görmezden gelir?”, “Beni nasıl davet etmez?” vs tarzında deyişler sürekli olarak hepimizin kullandığı deyişlerdir. Yogaya baktığınızda ise, sizden tüm bunlardan uzaklaşmanızı öğütler. Çünkü bireyselliğin olduğu yerde çokluk vardır; çokluğun olduğu yerde birlik yoktur. O halde, birliği yakalamak isteyen kişi, egoyu ister istemez törpülemek zorunda kalacaktır. Böylece olan olayları kendi şahsına almamayı ya da gurur meselesi haline getirmemeyi öğrenecektir.

Ancak burada önemli bir nokta vardır. Bu da kişinin egoyu törpülemeyi yanlış algılaması ve kendini savunmasız bir hale getirmesidir. Bu, bir örnekle açıklanabilir:

Hindistan’da bir köyde bir yılan köye korku saçmaktadır. Çevreden geçmekte olan gezgin bir yogiden (bu kişilere Sadhu ismi verilir) köy halkı yardım ister. Sadhu da, köylülerin isteğiyle, yılanın olduğu yere gider ve yılana neden köy halkını korkuttuğunu sorar. Yılanın sebebi basittir. Korku salar çünkü kendisine zarar verilmesinden çekinmektedir. Savaş ya da öl mantığı gütmektedir. Böylece kendi korkularını göstermemek için korkutmaktadır. Sadhu kendisine yoga prensiplerini anlatır ve yılan dikkatlice dinledikten sonra, Sadhu’nun yoga yolunu takip etmeye karar verir.

Sadhu köyden uzaklaşır. Aradan belli bir zaman geçtikten sonra, Sadhu’nun yolu yine o tarafa düşer ve köye uğrayarak yılanı kontrol etmeye karar verir. Köylüler artık yılandan korkmadıklarını söylerler Sadhu’ya. Ama Sadhu yılanı ziyarete gittiğinde artık bir kaç sene önce gördüğü yılandan eser yoktur. Yılan bir deri bir kemik kalmış, bir kenarda titrek durmaktadır. Sadhu şaşırarak yılana ne olduğunu sorar ve yılan da şöyle yanıt verir. Kendisi korkutmadığı için, köydeki çocuklar ona her gün sopalarla saldırmakta, üstüne taş atmaktadır. Ama yılan yine de gururludur; çünkü Sadhu’nun yolunu her türlü zorluğa rağmen takip etmiştir. Ama Sadhu buna karşılık onu takdir etmek yerine kaşlarını çatar ve şöyle der: “İyi de ben sana tıslamamanı söylememiştim ki!”

İşte en çok yanlış anlaşılan noktalardan biri budur. Kişi egoyu törpülemek adına, kendinden vazgeçmeyi eğer çevresindeki herkesin her isteğine boyun eğmek olarak algılarsa ya da kendisine her vurana diğer yanağını uzatırsa, bu o kişi Bhakti Yoga yapıyor demek değildir. Bir Bhakta da gerektiğinde karşısındaki kişiye gerekli cevabı verebilir, sert veya aksi davranabilir ve ‘hayır’ diyebilir bir halde olmalıdır. Ancak buradaki püf nokta şudur: Bunu derken söylediğinin kendisini bağlamadığını bilmelidir.

Yani bunu sadece karşısındaki bunu duymayı ya da yapılmayı hakkettiği için yaptığını bilmeli ve kendisi bu durumdan etkilenmemeli, içsel dengesi bozulmamalıdır. Bu aynı zamanda bu kişinin çevresine duyduğu şefkati gösterir. Çünkü düşünün ki, eğer kararı çocuklara bırakırsanız, okula gitmek yerine tüm günü oyun oynayarak geçirmeyi tercih ederler. Halbuki veli çocuğa kızarak veya zorlayarak onun okula gitmesine ya da ders çalışmasına neden olur. Şimdi bu veli çocuğun iyiliği için bu zorlamayı yapmaktadır ve şiddet içermediği sürece yaptığı doğrudur. Eğer aynı veli çocuğu kendi haline bırakırsa, bu çocuğun istikbali için iyi olmayacaktır. Böylece aslında iyilik eder gibi görünmekle birlikte serbest bırakmakla aslında kötülük etmektedir, tıpkı bizlerin bazen acı sözler duyması gereken kişilere “şefkatli olduğumuzu” ileri sürüp, kendimiz i ifade etmediğimizde olduğu gibi…

Şimdi evrensel sevgiye geçmeden önce, biraz daha kendi sevgi kavramımız üzerinde durmak istiyorum. Bizim sevdiklerimize olan sevgimizi gösterme tarzımız genel olarak aslında (içinde çoğu zaman bolca kıskançlık karışmış) “sahiplenme” ve “tutsak etme”dir. Bir çok ilişkiye bakarsanız (burada ilişkiden sadece kadın-erkek ilişkisini değil, anne-çocuk, çocuk-anne ilişkileri, arkadaş ilişkilerini de kastetmekteyim) aslında ilişki özgürleştirici değildir. Bu durumda, kişi çevresi ile bir ilişki içine girdikten kısa bir süre sonra bunalmakta ve mutsuz ilişkiler yumağı içinde sıkışmaktadır. Peki bu böyle mi olmalıdır? Burada size ünlü mistik Halil Cibran’ın bir sözünü hatırlatmak istiyorum. Halil Cibran şöyle der:
“Sevdiğiniz kişiyi serbest bırakın. Eğer serbest bıraktığınızda, size geri geliyorsa, sizi seviyor demektir. Eğer geri dönmüyorsa zaten sizi hiç sevmemiş demektir. Bu durumda bırakın gitsin, bu her iki taraf için daha iyidir!!!”

Biz sevginin bireysel olduğunu düşünürüz. Buna göre de bir karşıtı olduğunu, yani nefretin sevginin karşıt hissi olduğuna inanırız. Halbuki yogada bahsedilen sevginin zıttı yoktur. Evrende varolan tek şey sevgidir. Evrende sadece ve sadece tam ve kesin şefkat vardır. Sevgi karşılıksız ve koşulsuzdur. Bu durumda sevgi “vermek” ilkesi üzerine kuruludur. Seven insan sürekli verir.

Bu nedenle seven kişi, karşılığında bir şey alsa da, almasa da vermeye devam eder. Çünkü bunu gönülden yapar ve sevginin var olması zaten bu şekilde mümkündür. Pekiyi bu durumda nefret nasıl sevginin zıttı olabilir? Zıttı olamaz; çünkü zıttı olabilmesi için sevginin bir şart ve koşulunun olması gerekir. Yani “Ben birini şu ve bu şartları yerine getirirse severim yoksa sevgim nefrete dönüşür,” gibi bir cümle biraz önce bahsedilen anlamdaki sevgi için mümkün değildir. Çünkü yogik anlamda seven kişi her şeye rağmen sevmeye devam eder. Karşısındakini olduğu gibi kabul ederek ve hiç bir ön koşul öne sürmeden…

Sevginin bir diğer yönü de sevginin kişisel olmamasıdır. Halbuki biz normal hayatımızda çoğunlukla “kendimizi düşünerek” severiz. Örneğin “bizi seven kişileri” severiz; sevgimizi “hak edenlere” veririz; hak etmeyenlerden sevgimizi geri çekerek onları “cezalandırırız”; sevgimizi sadece küçük bir grupla (aile, yakın çevre ve arkadaşlarla) sınırlarız; sadece onları severiz, dünyanın geri kalanını umursamayız vs… Ya da sevdiğimizi söyleriz ama aslında “sevilmeyi seviyoruzdur” ve bizi sevmeleri için elimizden geleni yapıyoruzdur. Bu da aslında sevdiğimizin kendimizden başkası olmadığını gösterir.

Halbuki evrensel gerçek sevgiye baktığımızda, sevgi bu kadar dar kapsamlı değildir. Gerçek anlamda sevdiğimizde, severiz çünkü bu sevgi ve şefkat kalbimizden taşar, bu sevgi bir yere ya da kişiye odaklı değil tüm evrene yayılır. Her şeyi, hiç bir fark gözetmeksizin severiz. Sevdiğimizde kendimizi düşünmeyiz, karşılık alıp almayacağımızı, küçük düşüp düşmeyeceğimizi, egomuzun hasar görüp görmeyeceğini, incinip incinmeyeceğimizi… Tüm bunlar önemini yitirir, sevgiyi ifade ettiğimiz için bizim başımıza ne geldiği önemli olmamaya başlar. Burada ego erimeye başlar, bireysellik yok olur ve kişi genişlemenin ve kalbini açmanın kendisine verdiği huzuru ve mutluluğu hissetmeye başlar. Sevginin kendisi huzurdur. Karşılığı olup olmaması, hak edişe göre olup olmaması önemli değildir.

Siz kendinizi tam olarak açabilirseniz ve tüm beklentilerinizi bir kenara bırakıp kendinizi sevgiye bırakabilirseniz, bundaki hazzı ve mutluluğu da deneyimlersiniz. Sadece bu biraz cesaret gerektirir.

“Sevdiğiniz kişiyi serbest bırakın. Eğer serbest bıraktığınızda, size geri geliyorsa, sizi seviyor demektir. Eğer geri dönmüyorsa zaten sizi hiç sevmemiş demektir. Bu durumda bırakın gitsin, bu her iki taraf için daha iyidir!!!” diyor Halil Cibran. Burada 2 nokta çok önemli:
(1) Halil Cibran, “Sevdiğiniz kişiyi serbest bırakın” diyor. Siz ne kadar sıkarsanız sıkın, hiç bir şeyi ya da hiç kimseyi zorla yanınızda tutamazsınız. Eğer tutuyorsanız, bu sevgi değil bu şeye ya da kişiye karşı geliştirdiğiniz bağımlılıktır. Sevgi sadece kişilere karşı değil aynı zamanda tüm nesneler için de geçerlidir, örneğin kimi şan / şöhreti sever onu yanında tutmak için her şeyi yapar. Kimi parayı sever; kimi koltuğunu sever, titrini korumak için her şeyi göze alır; kimi tutkulu bir aşıktır. Önemli olan sevginin yönlendirildiği kişi ya da nesne değildir; çünkü duygu nihayetinde baktığınızda neye yönlenirse yönlensin, aynıdır ve değişmez.

Bu nedenle Halil Cibran’ın sözünü her şeye oturtabilirsiniz. Hayatınızda sevginizi yönlendirdiğiniz şey her neyse, bu sözü ona göre düşünebilirsiniz. Halil Cibran şöyle diyor: Serbest bırakın. Bakın bu ne kadar zor bir şey! Gitmesine müsaade etmek ne kadar zor! Özellikle de buna hazır değilsek. Neden mi? Gitmesine müsaade etmek risklidir; çünkü giden geri gelmeyebilir. Bu nedenle bunu kaldırabileceğinize dair bir özgüveniniz ve gücünüz olmalıdır. Ama eğer gitmesine müsaade ettiğiniz şey ya da kimse geri geliyorsa, bilirsiniz ki o ve siz artık ayrılmaz bir bütün olmuşunuzdur. Bu, koltuk kavgasında da, kişiler arası ilişkilerde de, şan şöhrette de geçerlidir.

(2) Ancak Halil Cibran sadece bunu söylemiyor. Aynı zamanda “sevgi, karşısındakinin mutluluğunu istemektir” diyor. Neden mi? Gidenin daha mutlu olacağı başka bir yer varsa, oraya gitmesine izin verirsiniz ve orada mutlu olsun istersiniz. Eğer gerçekten seviyorsanız, onun mutluluğu, sizin onun hayatınızdaki varlığından alacağınız mutluluğun önüne geçer. O mutlu olduğu için, onun adına sevinirsiniz. Onun mutluğu sizin mutluluğunuz olur.

Yani, sevdiğiniz bu şeyin gitmesine müsaade etmeniz için duyacağınız güdü, “karşınızdakinin mutluluğu”dur. Bu durumda eğer serbest bıraktığınız size geri dönmüyorsa, bunu tercih ettiğini bilirsiniz ve bu kararın onun için daha iyi olduğunu bilir ve geri gelmesi için üstelemezsiniz. Ona iyi niyetinizi sunarak yolunuza devam edersiniz. Dikkat ederseniz, burada artık sadece vermek vardır, almak yoktur; burada artık “ben” yoktur, sadece “sen” vardır; burada tam ve kesin şefkat vardır, öfke ya da kin yoktur; hesap-kitap yoktur, sadece sevgi vardır.

Incoming search terms:

  • bhakti yoga
  • gercek sagliga davet Raj

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir